Wells’in ardından

Dünyamızın geleceğine dair haberler veren Wells‘in ölümünü, basınımız yaprak kımıldamaz bir durgunluk ve alâkasızlık içinde karşıladı. Son asrın en büyük zekâlarından biri olan İngiliz romancısı Wells‘in, zaten eserleri Türkçe’ye çevrilmek bakımından da şansı az bir romancıdır. Fakat asıl talihsiz Türk okuyucuları olsa gerek! Bir burjuva evinde işçilik yapan bir kadınla bir bahçıvandan dünyaya gelen Wells‘in mağaza memurluğundan başlayarak gitgide nasıl dünyanın en büyük dehalarından biri olduğunu öğrenmek bile bizim için bir önem taşırdı. 

Eserini düşündüm: Elli yıl içinde Wells yüz kadar kitap yazdı. Bu arada yüzlerce makale broşür ve film mevzularını kaleme aldı. Romanları var ki siyasette yenilik taraftarıdır. Eserleri var ki gelecek zamanın çehresini müspet ilme dayanan bir kafanın ve engin bir muhayyilenin yardımıyla bize tanıtır. İnsanoğlunun ve hayatın gelişmesi üzerinde kaleme aldığı öyle romanları görülür ki, bize onun terbiyeci tarafından haber verir. “Wells Cihan Harbi” ve “Mucizeler Yaratan İnsan” gibi hâlâ zevkle okunan eserlerinde bilimsel romancıdır. “Zaman Makinesi” “Kristal Yumurta” (Körler Diyarı) adındaki kitabında insanı ürperten bir hakikat habercisi halinde esrar, hakikat ve ilimle yoğrulmuş olarak karşımıza çıkar. Mister Folli’nin hayatında kahırla ve boğuşarak günlük ekmeğini kazanmaya çalışan namuslu ve emekçi insanların macerasını anlatır. Bu nevi eserleri İngiliz romancılığının güzel eserleridir. 

Ve daha bir hayli kitap: Nihayet, II. Dünya Harbi içindeki faşist barbarlığına karşı demokrat cephedeki büyük faaliyeti. Yaptıklarının hepsini ve kitaplarının tamamını saymakta ne mana var? Marseillaise sütunlarında, bir kısmını takip edebildiğim “Kurtulan Dünya” adlı son eseri hâlâ gözlerimin önünde: Gelecek yılların ötesinde yeni bir çağ, atom çağı. Wells, bu çağdan, bütün yeni renkler, bütün fecaatiyle müspet olduğu sanısını uyandıran haberler veriyordu. Huxley ile İngiliz edebiyatında açtıkları ilim romancılığı çığırında büyük bir inanla hayatının sonuna kadar yürümekte devam etti. II. Dünya Harbi’nin sonunda görülen “İnsan hakları beyannamesi”nde onun büyük emek payı vardır. 

San’atına doğru: Dünyamızı gönüllerin sıcak ateşiyle sarmak isteyen her büyük ülkücü gibi o da yalnız İngiliz insanının değil, fakat insanoğlunun saadetini özlüyordu. 

Bu saadeti yıllarca önce sosyalist bir dünyanın kurulmasından hayâl etmesi boşuna değildi. Fakat o, bu arzusunu ütopik bir görüş ve tatlı bir rüya halinde tasarladı. Sosyalizme hayâl gücüyle ve fikrî tekâmülle varışına bakıp onu antimateryalist olarak düşünenler yanılmışlardır. Hakikat odur ki, Wells büyük tekâmül felsefesine kendisine mahsus yollardan yürüyerek varıyordu; mesele budur. Bu yüce hayâlperestin o nispette ilmi tecrübeye ve müspet zihniyete hayran olduğunu unutmamalıyız. O Kipling‘e de benzemez. İngiliz karakter ve ihtiraslarını şairane bir dille nakleden İngiliz romancısının Wells‘e benzeyen tek tarafı olgun ve eşsiz İngilizcesidir. 

Ne istiyordu, onu XIX. yüzyılın hayalî sosyalistlerine benzetirler. Fakat o sosyalizmi siyasî bir dava olarak değil, insan saadeti için ulaşılması gereken bir konak halinde düşünmüştü. “Zaman Makinesi” eseriyle Jules Vern‘e benzettiler. Belki ikisi de beşerî idiler. Fakat Wells tefekkür adamı olmaktan gelen bir hamle ile ondan tamamen ayrılır. İlim romanının yaratıcısı olmayı onun için gaye diye gösterdiler. Fakat dünyaya bir roman nevi getirmek san’at için mutlaka bir deha değil san’at tarihi için bir şereftir. İhtilâlci halk dostu olarak gösterenler oldu. Wells‘in halka sevgisi muhakkak olmakla beraber, onların sömürülmesine isyan ettiği bilinmekle beraber hatta dünyanın dört bir bucağına dağılan İngiliz emperyalizmine düşman olduğu da eserlerinde görülmekle beraber insan esirliğinin ve istismarının köklü ıstıraplarına ve acıklı çevrelerine inmediği de muhakkaktır. 

Şu halde Wells kimdir? Yer yuvarlağında dolaşan sevimli hayâli neyi temsil ediyor, neye ulaşmak istiyordu. İlimle hayâli tecrübe ve tecessüsle şiiri birleştirip hayat içinde konak konak ilerlerken neyi istiyordu. Kısaca hareket noktası ne idi?

İnsan istikbaline güven: 

Bütün ölmez dehalar gibi o da bu güvenini bir lâhza olsun kaybetmedi bizi tarihten önceki ve tarihten sonra gelecek zamanların korkuları, sevgileri, girdapları güneş ve bulutları arasından geçirerek ta oraya kardeş ve mesut insanlık hayâlinin doruğuna çıkardı. Kırk yıl önce hayâl ettiği hakikatler bugün gerçi pek çokları için tabiileşmiş şeylerdir. İnsanlık onun arzu ettiği hür eşitçi ve müspet dünyaya doğru yola çıkmış bulunuyor. Bu hal Wells‘in unutulmasına sebep olabilir mi?

Hiç sanmayınız. O, dünyanın inkılâpçı hamuruna cömert eliyle avuç avuç hayâl suretinde hakikat serpti. Gerçi bugün insanoğlu için artık bu hamur pişmiştir ve tekneden çıkmıştır. Ama, böyle diye Wells‘in bu hamurun yoğrulmasına kattığı emeği unutamayız. Bugünkü devir, teknedeki hamur kadar onu yoğuranların devridir. 


Şardağ, R. (1946, Aralık 1). Wells’in arkasından. Yığın, 5: 4, 15. 


Dergilere ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Mehmet Soysal‘a sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın