Çocuğu da, dedeyi de hayran eden ses

Muallâ Mukadder Atakan İzmir’de. Bu, bence mühim hadisedir. Onu iki yıl önce müdürlüğüm zamanında hemen her gün radyoda verdiği konserleri sırasında da ehemmiyetle telâkki etmiştim. Nitekim Atakan‘ın İstanbul Radyosu’na girmesi olduğu gibi, çıkması da mühimdi. Nihayet Ankara Radyosu’na girmesi de aynı ehemmiyeti taşır. Neden böyle? Bana bir ikinci sanatkâr gösteremezsiniz ki, zamanı bu kadar rahat ve sür’atle istismar edebilsin! İzmir’de mütevazi bir gazinonun çatısında yıllarca önde dinlediğim bu ses, bugün as mevkiye ulaşmıştır. Zeki gözleri ile baktığının bir anda için ve tamamını göre Atakan kızımızı ilk merhale olarak İstanbul Radyosu’nda dinlerken kuvvetli bir ümitle istikbaline güvenmiştir. İki yıl önce İzmir Fuarı’na gelip Açık Hava Tiyatrosu’nda okuduğu günlerde ise, bu şehirde o yaz gecelerini ve fuar semasını şakıyarak coşturan bir bülbül telâkki olunmuştu. Halkın derin bir gaşy içinde takip ettiği sanatkârı bahçenin aynı zamanda büyük bir sanatkâr olan organizatörü nedense tuhaf bir tahammülsüzlükle gücendirmiş ve hırçınlıkla geçirdiği birkaç günü müteakip, halkın alkışlarından onu mahrum etmişti. Ankara Radyosu’na girdiği iki yıl içinde ise ondan esasen yumuşak bulunan tiriller daha da yumuşamış ve bugün gördüğünüz Muallâ Mukadder teşekkül etmiştir.
Sade dişi alâka toplayan sesler vardır: Hamiyet ve Perihan Sözeri gibi. Sade içi güzel olan sesler vardır: Müzeyyen gibi. İç ve dış örgüsü bu kadar birbirine samimiyetle kenetlenmiş Müren‘den başka bir sanatkârı hatırlamam.
En mesut olduğunuz günler, ânî bir sevinç haberi aldığınız zaman hani, içinize sıcak bir sudur dökülür; mahzun günlerinizde ruhunuzdan ılık bir maddenin kayıp gittiği hissedilir; işte Atakan okurken ilk anda duyduğumuz şey budur. Zeki Müren ve Muallâ‘dır ki memleketimizde okumuşla okumamışı, olgunla genci, kadın ve erkeği, çocuk ve dedeyi aynı zevk ve haz plotformu içinde birleştirmiş, sesleriyle muayyen bir zümreye, bir sınıfa, bazı mizaç sahiplerine değil, bütün vatandaşlarımıza gıda olmuşlardır.
Geçenlerde Müzeyyen Senar‘ın verdiği bir beyanatı Radyo dergilerinden birinde okumuştum. Ünlü sanatkâr diyor ki: “Beni dinlemek isteyenler Muallâ Mukadder‘i dinlesin.” Bu söz çok saçma ve haksızdır. Muallâ belki geçen yıl hâlâ bazı anlarda biraz Müzeyyen‘di. Fakat iki senedir ki o Atakanvari bir üslup mayasıyla yoğurduğu sesini yeni bir sanat vadisine intikal ettirmiş bulunuyor. Öyle sanıyorum ki hayranları gibi, sevimli sanatkâr da Senar‘ın bu sözlerinden hoşlanmamıştır.
Fuara geldiği ve biz bahçede konserler vereceğini başkalarından duyduğumuz sanatkârları İzmirliler bol bol dinlemek fırsatını bulacaklardır. Muallâ‘nın okuyacağı bahçeye Türk musikisi koymayacağını kat’iyete yakın bir ifadeyle söylemesine rağmen Atakan‘la konser hususunda anlaşmış olan bu bahçe patronunu pek geç olmakla beraber hakikati teslim eylemesi bakımından taktir ederim.
Şimdi İzmirliler, sevimli sanatkârın, bazen âsî kükreyişler, bazen nazlı yalvarışlar, fakat hemen çok zaman işve ve fisun içinde okunmuş bir hissî entonasyonu ifade eden sesi karakteri ile başbaşa kalacaklardır. Konserlerini dinleyemeyeceğim için bu sütunlarda başka yazılar yazamayacağım. Kendisine bol şans temenni eder, musikiseverlere “Gözünüz aydın!” derim.
Şardağ, R. (1953, Ağustos 30). Mualla Mukadder İzmir’de. Ege Ekspres Gazetesi, s. 6.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

