Şu tökezlemeler de olmasa
Bilmem, Suna Günay‘ı dinliyor musunuz? Bu memlekette, ses sahasına ciddi hocalardan ders alarak katılan bir sanatkâr grubu olduğu gibi, bir de gazinolarda en aşağı kalitedeki müzik topluluğu içinde cevherini boş yere akıtırken bir anlar kişi tarafından dikkati çekip kurtarılan, gerçek sanat havasına intibak ettirilen insanlar vardır. İşte Suna Günay, bu ikinci sınıfa mensup kızlarımızdandır. Onu Işık Gazinosu’nda tanıdığım zaman radyo ile bir alâkam kalmamıştı. Fakat tam radyo müdürüne tavsiyede bulunmak üzere iken kendisini radyomuzun mikrofonunda buldum; memnun oldum. Sevindim, zira bir kabiliyet daha hidayete ermiş bulunuyordu.
Fakat o gün bugün dinlediğim halde kendisinden bir defa bile bahsetmeyişimin sebebini de izah etmeliyim. Suna‘yı radyomuzda en az on defa dinlediğime kaniyim. İşini bilen bir demircinin, çekicini örse bütün hakimiyeti ile vuruşu gibi, nota ve melodilerin vasatına Suna‘da bu türlü bir hakimiyetle basıyor. Tok, diri, sıtma görmemiş bir ses, zaman zaman as bir hançere..
Fakat böyle güzel hususiyeti olan sesin, doğrusunu söylemek lâzım gelirse, arada sırada bir tökezlemesi oluyor ki işte bu gücüme gidiyor. Ne kadar istiyorum, yeni bir sestir. Yepyeni bir kabiliyettir. “Hususi hocalarda babam da yetişir, asıl, onun gibi, imkânsız çevreler içinden kurtulup gelişmek bir meseledir.” diye onu içimin bütün tahassürü ile okuyucularıma taktim etmek için adeta çırpınıyorum. Gel gelelim, bilhassa şarkıların miyanesinde sesi düşüyor. Bu koma farkı değil çok şükür.
Böyle olsaydı tashihine hemen hemen imkân olmazdı. Dikkat ve alâka azlığıdır. Nefes alacak yeri isabetle seçmek de hata etmektir. Suna, bu dediklerime ehemmiyet versin; kısa zamanda ses vadisinde haklı olduğu itibara erişecektir. Kendisi ile, sesinin karakteristik rengi dolayısıyla müzik şefinin de büyük bir hassasiyetle alâkadar olmasını ayrıca temenni ederim. Bugün, saat 16.00’da Kemal Mısırlı‘dan sonra okuyacak olan kızımızın şarkıları içinde bir tanesi var ki, tanınmış udi Yorgo‘ya ait olup Mahur makamından bestelenmiştir. Çok zaman fasılları da süsleyen bu güzel şarkının sözlerini bir defa daha yazalım:
“Hâlâ kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar
Ümmidi kırılmış beni âtiye ne bağlar
Gönlümdeki öksüzlüğe hatta gülen ağlar
Bir türbe ki ruhum gelen ağlar, giden ağlar”
Şardağ, R. (1953, Ekim 6). Suna Günay. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

