Bugün, her hafta olduğu gibi, saat 19.40’da, İstanbul Radyosu’nda Dr. Alâeddin Yavaşça‘yı dinleyeceksiniz. Ege’nin de, memleketin diğer köşeleri gibi sesine hayran olduğu bu üstün değerdeki solistimizden, şarkılarının programını daha evvel size bildirmek imkânını bana temin etmesini rica ettim ve zaman zaman bunu yapacağına dair vaat aldım. İnşallah gelecek programını öncesinden Egeli okurlarıma bildirmek fırsatını bulacağım.
Türkiye’mizde piyasa musikisinin radyolarımızı bile istilâ etmekten çekinmediği bir sırada, genç doktorun bu mevzuya katılması bizler için bir iyi baht olmuştur. Cemal Reşid Rey üstadımın büyük Türk solisti Münir Nureddin için söylediği cümleyi hatırlayacaksınız: “Münir Nurettin, Batı müziğinin Türkiye’de tesisini, en aşağı yarım asır geciktirmiş adamdır.” kuvvetini kabul ettiği solistin sanatını küçük görmek faslına da gelmiş olsa, bu cümlede medeni bir taktir sezmemek mümkün değildir.
Münir‘in elinde yanan meş’aleyi aynı kuvvetle devralacak olan yegâne erkek solistimiz işte bu kıymetli sanatkârdır; Alâeddin Yavaşça‘dır. Zeki Arif Bey‘in, onun babası Hacı Arif Bey‘in, Şevki ve Rahmi Bey‘lerin eserlerini senelerce bize dinleten solistlerin hançerelerinde bir eksiklik mevcut olduğu, hele Şevki Bey‘in romantik bir hüzün mayasıyla yoğrulmuş derin uğultulu sesi bir türlü canlanamadığı bir hakikattir. Dr. Yavaşça, işte bu eksik tarafı ihya eden rakipsiz bir sanatkâr oldu. Dikkat edin, bu erkek sese daha önceleri ses sanatkârlarının tril, gırtlak nağmesi, çene sesi ve düz seslerle formunu vermeye çalıştığı şarkılarımız ve klâsik eserlerimiz, onunla bu dar çerçevesinden kurtuldu. Musikimizde, lâhinleri ruhun tayin ettiği bir nispette birbirine çarpmayı, yalnız inleyen veya haykıran beylik sese, akisleri derin ve sonsuz olan uğultuları katmayı, feryada vakar, sükûnete isyan, isyana hicran kazandırmayı ondan öğrendik. Naçiz, amatör olarak bestelediğim eserlerimden birini ona göndermiştim. Onun sesinden bu eseri dinlerken, ne yalan söyleyeyim, utandım. Ortada kuru bir iskeletten farksız yatıp duran şu eser, nasıl oldu da bu ummanları deviren, sükûnu dillendiren seste böyle bir ulvi mertebe kazandı? Şaşırdım. Eserim, bütün aczi ile yerde, ses bütün iftirak tahassür, arzu ve hal ateşi ile ayaktaydı.
Musikimizin samimi münkirlerine şunu, bunu değil, Dr. Alâeddin Yavaşça‘yı dinlemelerini bir defa daha tavsiye ederim; tâ ki imana geleler.
Şardağ, R. (1953, Ekim 7). Doktor Alaattin Yavaşça. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

