Gönülden’in kemanı primo mudur?
İstanbul Radyosu’nda bugünkü 19.40 seansında incesaz heyeti size Hüzzam makamının seçilmiş güzel şarkılarını dinletecek. Adı geçen makamdan ruha pek yakın gelen, sıcak ve samimi bir makam olduğu için denebilir ki muasır bestelerimizin hemen üçte ikisi bu makamdandır. İstanbul Radyosu’nun incesaz takımının Hüzzam Peşrevi’nden sonra size dinleteceği ilk eser, Musullu Hafız Osman Efendi‘nin Ağır Aksak usûlündeki şarkısıdır. Güftesi şudur:
“Neş’eyab-ı lüftun olsun bu ser-i şuridemiz
Aç efendim sine-i billuru görsün didemiz
Böyle istirham eder her dem dil-i gamdidemiz
Aç efendim sine-i billuru görsün didemiz”
Manası:
Bu sevda ile dolanmış perişan başımız biraz lütfunla neşelensin. Aç efendim, gözümüz billur sineni görsün! Kederler içinde boğulan gönlümüz senden bunu istirham ediyor. Aç efendim, sineni!
Bugünkü Hüzzam faslının bizce en ehemmiyetli eseri, rahmetli üstad Şevki Bey‘in Curcuna usûlündeki bir şarkısıdır. Sözleri ve bestesiyle devrinin en çok sevilen ve tutulan bu eseri, bugün de aynı değerini kaybetmiş değildir. Radyomuzun repertuvar fukaralığından sızlandığını gördüğümüz şu sırada bu gibi eserleri unutulmaktan kurtarmak bizi sevindiriyor. Bu şarkının okunan ilk kıt’asıyla okunmayan ikinci kıt’asını aynen yazıyorum:
“Nice bir hasret ile ruz ü şeb efgan edeyim
Nice bin derdin ile çeşmimi giryan edeyim
Gün bugün aşkın ile cismimi püryan edeyim
Sana ol tatlı olan canımı kurban edeyim
Kerem eyle, şu benim gözlerimin hununa bak
Çekeyim cevr ü cefanı yine sen zevkine bak
Öleyim hasılı ben uğruna sen seyrine bak
Sana ol tatlı olan canımı kurban edeyim”
Okunan ilk kıt’asının manası:
Öyle istiyorum ki sevgilim, gece ve gündüz hasretinle figanlar edeyim. Öyle istiyorum ki, derdinle tarifsiz gözyaşları dökerek ağlayayım. Her gün biraz daha aşkınla vücudumu harap edeyim. Sana, bence elbette kıymeti olan ve herkes gibi bana da tatlı gelen canımı kurban edeyim.
__________
Not:
Sayın
Samime Aydoğdu
Eşrefpaşa
Mektubunuza ve alâkanıza teşekkür ederim. Emine Gönülden hakkındaki hükmü benden ziyade bütün bilgili musikicilerin vermesi lâzım. Her tarafta, “Ben primo kemanım” dediğini bana yazıyorsunuz. Kemanda yay çekmek bir doğuş olmaktan çok bilgi ve ilim konusudur. Bu bakımdan “primo” vasfına kimler girer? Bu hususta fazla konuşmayacağım. Fakat size şunu da haber vereyim. Emine Gönülden de herkes gibi, sanatkâr olmak isteyenin, tevazuya alışması gerekeceğini iyi bilir. Onun bazı şaka ve lâtife yollu serbest konuşmaları vardır. Herhalde böyle bir zamanında bu sözü ağzından sehven kaçırmış olmalı.
Suzan Taşsöken‘den neden bahsetmiyorsunuz diye soruyorsunuz? Pekalâ o da okuyor ve severek dinliyoruz, diyorsunuz. Madem ki severek dinliyorsunuz, yine dinlemekte devam edin. Ben henüz onu sizin gibi dinleyebilecek seviyeye erişemedim. Birkaç defa söylemiştim sanıyorum:
Sesinin ve sanatının değerinden henüz emin olmadığım kimselerden bahsetmek prensibim değildir. Ama siz samimi iseniz, onu taktir etmekte, “Ben Safiye’den sonra hiç sıkılmadan aynı zevkle onu da dinliyorum” demekte devam edin. Kim ne karışır; meselâ birisi çıkar da, “Baklavadan sonra pırasaya da fitim” derse karışmaya hakkımız var mı?
Şardağ, R. (1953, Eylül 3). İstanbulda fasıl Gönülden’in Kemanı Primo mudur? Suzan Taşsöken-Safiye Ayla. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

