Basın Yayın Umum Müdürü’ne

İzmir mektubu/1
Kardeşim, 
İzmir’den, hususiyle İzmir Radyosu ile alâkalı olan bu radyodan sana mektup yazmak benim için birkaç bakımdan acıdır, üzücüdür. Üzücüdür zira, bir zamanlar bu radyonun çekirdeğini tesiste naçiz hizmetlerimin dokunmuş olması beni, onun hakkında konuşturmamalı idi. Mamafih, radyonun başında, senin gibi sevdiğim bir arkadaşın bulunması ve taktir edilir bir enerji ile didindiğine şahit olmam, biraz rahatlamama sebep olmuştur. İkinci üzücü cihet şudur: 

Radyoda ses ve saz kadrosunu dolduran genç, ihtiyar, hemşehrilerimiz ne de olsa bu mektubumdan alınacaklar, güceneceklerdir. Dünyaya dost kazanmak ve iyilik, vefa yoldaşlığı yapmak maksadıyla gelmeme ve çırpınmama rağmen senelerce yaptığım sanat tenkitlerimde olduğu gibi, radyo ve musiki konusunda da durmadan dost kaybediyorum ve buna elem duyuyorum. Fakat, kâinatın doğrusu ben olmadığımı bilmeme rağmen, sanat konusunda inancımın dışı bir tek lâf veya tek bir satır söylemek, yazmak elimden gelmiyor. İşte misal: 

Bir zamanlar Ankara Radyosu’nun müdürlüğünü yapan bir zattan, henüz yirmi üç yaşımda, “Vakıt” gazetesinde edebi tenkitler yaparken taktirkâr bir mektup almıştım; bir cümlesi şöyleydi: “İnce münekkit Rüştü Şardağ‘a”.

Ben bu eseri aldım, okudum. Bütün iyi niyetim, fakat hislerime hükmedişimle okudum ve bir iki yerine ufak işaretlerde (Fr.: “remarque”) bulundum. Pardon, eserden evvel kendisi ile tanışmış derin bir dostluk kurmuştuk. Çok iyi, aziz bir insan, çok değerli bir arkadaştı. Gelgelelim eserinin bir iki pürüzü üzerinde duruşumdan müteessir oldu ve o gün bugün, aramızda tâ kalbe kadar uzanan gizli bir ayrılık yolu olduğunu bana, örtmeye çalıştığı gücenikliği pek aşağılık tehdit palavralarına rağmen, bir iki gün üzülmüş, derhal kendimi toparlamıştım. Hakkımda yapılan tenkitlerin, bunu yapanlar cevap vermeye tenezzül edilecek bilgi ve kalitede insanlarsa, büyük bir hürmetle eğildim. Nitekim, sana yazdığım üçüncü mektubumun son bir cümlesi acele bir zamanımda biraz sıkıntı ile bağlayıverdiğim bir cümleydi. Turgut Çarkoğlu, beni iğneli bir yazı ile ikaz etti. Sustum, çünkü haklıydı. Birkaç gün sonra düşündüm, susmak da kâfi değil, hakkını teslim etmeliydim. Telefonla da bunu yaptım. Şu anda vicdanımdan gelen bir sesle bu sütunlarda, o candan ikazı için hak ettiğim teşekkürü bu aziz dostuma iletirim. 

Her neyse, yine kırılıp üzülecekler çıkacağını bilmemden doğmuş olan üzüntülerimi yenecek, seri halinde devam edecek mektuplarımı pulsuz, gayrı resmi dilekçeler halinde sana kadar göndereceğim; hâlâ dikkate alacağını sanıyorum ama, almadığını kabul edelim. Bu taktirde Basın Yayın Umum Müdürlüğü’nde çok iyi bir arkadaşım bulunduğu için susacağım. Bir zamanlar, memlekette hizmet ve mesuliyet yüklenilecek işlerin başına geçmek kısmet olursa, aziz Türkiye’mizde halledilememiş mevzulara, memleketçi bir gözle nasıl iyileşeceğimizi konuştuğumuz günleri acı acı hatırlayarak susacağım. Zahmetli işleri başarmanın vicdanı huzur sarhoş kılan bahtiyarlığı yanında, kolayı, gün geçirmeyi tercih etmenin ruha bar olacak huzursuzluklarını mukayese ederek susacağım. Bir karış daha öteye geçebilmek veya hiç olmazsa bulunduğu yerde sağlam kalabilmek için sana mide tarikiyle bağlananların gayrı samimi ve mesnetsiz şatini sevinç yaşları içinde katip edecek olan bu satırların sahibi arasında yapamadığın mukayeseye yanarak susacağım. Fasit bir dairenin dışarısına çıkamadığına, riyanın şakşağı kadar olsun dostluğun ikazına alâkadar olmayışına müteessir olarak susacağım. 


Şardağ, R. (1953, Ekim 9). İzmir Mektubu/1. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın