Basın Yayın Umum Müdürü’ne II. İzmir Mektubu

Kardeşim, 

İzmir Radyosu’nun kuruluşuna ve çalışmasına izin veren Bakanlar Kurulu kararındaki esbab-ı mucibeyi her halde hatırlayacaksın. Aklımda yanlış kalmadığına göre “mahalli kültürü inkişaf ettirmek ve mahalli kıymetlere ve hususiyetlere ehemmiyet vermek” gibi bir görüş, bu radyonun kuruluş gerekçesine hakimdi. İzmir’de bir radyoyu işletmek ve neşriyatını idare etmek vazifesi naçiz omuzlarımıza düşünce, ilk hatırladığım, hükûmetin düşündüğü bu cihet oldu. Belediye Reisi’nin talimatına uyarak, derhal çevrenin fikir ve kalem adamlarını Türk ve Batı musikisi otoritelerini, Millî Eğtim Müdürü’nü ve saireyi bir toplantıya davet ettim. Bu topluluk, her toplulukla mevcut sihirli kuvvet gibi, yeni ve cazip görüşlere imkân verdi.

İşte bugün radyomuzda alâka ile devem ettirildiğine şahit olduğumuz “Atatürk Saati” bu topluluğun fikridir. Yine bugün radyomuzda ehil ellerde icra edilmekte olan zeybek ve oyun havaları, o günkü topluluğun eseridir. Kısaca İzmir Radyosu mahalli bir radyo, hatta Basın Yayın’la alâkalı resmî bir şahsiyetin ifadesine göre bir şehir radyosu olduğu, Amerika’da tesis bakımından bu küçüklükte mahalli radyoların pek çok bulunduğu dikkate alınırsa, radyomuzun mahalli kalmak vasfı esas olmak lâzım gelir. 

Hâl böyle iken, radyomuza, henüz belediye bütçesi ile idare edilirken gönderilen müdürün yaptığı ilk hareket, bu şehrin bir “vefa saati” diye koyduğu “Atatürk Saati”ni kaldırması ve sebep olarak da “Bu mevzuda konuşacak insan bulamıyorum” demesi olmuştur. 

Bugünkü genç ve kabiliyetli müdürün bu saati tekrar yerine yerleştirmesine rağmen dünkü müdür zamanında, şüphe yok ki o zatın da bir günahı olmadan, sırf Basın Yayın’ın radyo işletmeciliği görüşüne uyarak kaldırılan mahalli saatlere ve hususiyetlere bugün İzmir ve Egeliler üzülmektedirler sanıyorum. 

Şöyle ki: Radyolarımız İstiklâl Marşı ile neşriyatına son verir. Her radyo eğer kapanma zamanları aynı olursa, ajans zamanlarında olduğu gibi bu bakımdan da Ankara’ya bağlanır ve tek kanal üzerinden İstiklâl Marşı bütün Türkiye’ye dinletilebilir. Bundan önce de, Ankara’dan gayrı, İstanbul’da dahil, bütün mahalli radyolar, kendilerine ve bölgelerine has olana sinyal veya melodileri yaymalıdırlar. Girişlerde de aynı mahsus melodi duyulmalıdır. İzmir’de bir dosttan idareten aldığımız bant makinesine dayanarak yokluk içinde meşhur Zurnacı Emin‘le bir davulcuya çaldırdığımız “Harmandalı”nın ilk nağmesi uzun müddet bizin sinyalimiz, İzmir Marşı da kapanma işaretimiz olmuştu. Bugün, Ege’de bir anket açılsın, görülecektir ki halkımız bu alâmetleri hâlâ iştiyakla aramaktadırlar. Gelgelelim biz dahi maddi imkânsızlık yüzünden ve makineyi sahibi geri aldığı için sinyali devam ettirememiştik. Devletin eli değdiği gün, bu sinyalin veya münasip görülecek daha başka mahalli bir melodinin eski yerini alacağını umuyorduk. Halbuki bu mevzuya temas edilmedi. 

Bizim sonuna kadar devam ettirdiğimiz -Alllah razı olsun “Şenocak”lardan- alıp sık sık değiştirmek suretiyle çaldırdığımız “İzmir Marşı” plâğını temin bugün zor değildir. Bu da ihmal edildi. “Efendim devlet radyoları bakımından..” diye girişilecek bir iddia pek gülünçtür. Bu radyo şüphesiz ki devletindir. Fakat damgası ve rengi mahalli olmak icabeder. 

İzmir Radyosu’nda “Denizli Gecesi” diye bir folklor saati ihdas edilmişti. Bu saat veya bundan çok daha iyi organize edilen başka saatler tekrar ihdas edilebilirdi; bunlar da yapılmıyor. 

İzmir ve Ege’nin koynunda beş büyük medeniyetin şanlı yıkıntıları yatmaktadır. Devletin arkeoloji idaresi tarafından kontrolden geçmiş, sanat ve kalem kabiliyetine sahip insanlar tarafından hazırlanmış, kısa kısa, tanıtıcı, sevindirici, öğretici bir ifade kullanmadan öğreten konuşmaların radyomuzu süslemesi icabetmektedir. 

Şunu hemen haber vereyim ki, Ankara’da programlara dört beş elin bilgisi karışmasına rağmen elde edilemeyen neticeye, radyomuz burada ulaşmaktadır. Program hizmetlerinde hakkı ile yetişmiş olan bir müdür elindeki dar ve kısır imkânlarla bir takım tenevvülere giriyor ve bunda muvaffak da oluyor. Ama bu radyoya mahalli bir veche vermek doğrudan doğruya Basın Yayın mevzuudur ki, bu bakımdan gösterilen ihmal affedilir şey değildir. Neden bu olmuyor? Geçmiş mektuplarımda saydığım ve senin de şahit olmak istemediğin hatalar neden icra edilir? Bütün bunların düzelmesi için son kardeş mektubumu, İzmir mektuplarının sonuncusu olarak, bütün radyolarımıza şamil olmak üzere göndereceğim. 


Şardağ, R. (1953, Ekim 13). II. İzmir Mektubu. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın