Bu sözün, pek çoğunuz, demokratik idare ile beraber halkımız arasına karıştığını zannedecek. Belki biraz öyle ama bu fikir, siyaset bakımından umumun siyasi arzusuyla alâkalı kısmıdır. En koyu istibdat yıllarında dahi arzu-yı umumi denen şey mevcuttu. Güllü Agop ve Hoca Naom‘un Gedikpaşa’daki salaş tiyatroda oynadıkları eserlerin, kampana ile yapılan reklamlarında en çok geçen iki tabir vardı: Komik-i Şehir (sanki o şehirde ondan başka komik yoktu) ikinci tabir de şu: Arzu-yı umumi (sanki umumun arzusunu yoklamışlar ve öğrenmişlerdi. Bütün bir millet kastedilerek söylenen bu arzu-yı umumi tabiri Meşrutiyet’te otuz kişilik bir konferans salonunda da kullanılmaya başladı. Gitgide o hale geldi ki:
Bir adam sahneye veya kürsüye çıkıp da “Arzu-yı umumi üzere” dedi mi, “Hiç kimse arzu etmiyor” manası anlaşılıyordu. Birisi açık saçık resimlerle süslü bir kitap mı bastı: “Arzu-yı umumi üzerine..” bir hanende masasında ikram gördüğü hazırı sayılır bir ahbabın istediği şarkıyı tekrar mı okuyacak? “Arzu-yı umumi üzerine..” En sonra yuhalanacağını bile bile kürsüye çıkan zatın vereceği “gık” dedirten bir nutuk mu? “Arzu-yı umumi üzerine..”
Sevgili okurlarım, şimdi de bu “Arzu-yı umumi üzere..” arzusu, radyolarımıza ârız olmuş bulunuyor. İye en baştan başlayalım: Üyelerini, hükûmetin, “Bir şuradan, bir buradan” diye tensip ettiği yüksek danışma kurulu var. O, senede bir iki defa toplanıp realiteye uymaz kararlar mı verdi? “Arzu-yı umumi üzerine”dir. Radyolarımızda halk müziği en geride, garp müziği en ileride, klâsik Türk müziği güç belâ ortalarda, orta derecede midir? Arzu-yı umumi üzerinedir bu iş. Halka her gün dinletilen sözlerin de bir buluş mahsulü olması ve umumi arzunun zımni tasvibinden mi geçmesi lâzım, öyle ise “o bilmem neler geçiyor, o yıldızlar konuşuyor, seslerden bir demet mi, bilmem şu dizisi mi, bu sırası mı?” neler duyuyorsanız hep arzu-yı umumi üzerinedir. Bir de bakıyoruz, sanatkârların bilinmeyen tarafı ile alâkalı sürprizler saati başlıyor. Patatesten cacık, cacıktan tel kadayıfı, dana rostosundan revani tatlısı yapmaya çalışmak nasıl bir münasebetsizlik arz ederse ona yakın bir münasebetsizlikler serisidir devam eder. On beş yıllık kemani bilmem ne hanım gazel çeker. Yirmi yıllık ses artisti horoz takliti yapar, bir buçuk senelik alaturka solist namzeti alafranga şan yapar, yani kırk yıllık Yani, Kani olur. Fakat hemen ilâve edeyim ki bütün bunlar arzu-yı umumi üzerinedir. Ankara ve İstanbul radyolarındaki “Söyleyin çalalım”, “Emredin yapalım” gibi saatleri tabii dinliyorsunuz. Bütün bunların hepsi de şüphesiz arzu-yı umumi üzeredir.
Peki ama umumi arzu nerede ikamet etmektedir? Adresi nedir? Ne zaman gidip arzusu sorulmuş ve öğrenilmiştir? Diyelim ki bu arzular gerçekten umumun arzusudur. Bir de radyolarımızın halkı yetiştirmek vazifesi yok mudur? O taktirde bir de ferdanın arzusu olması icap edecek. Ama gel gelelim, arzu-yı ferda şu bizim arzu-yı umumi kadar güzel ve cazip değil.
Şardağ, R. (1953, Eylül 6). Radyolarımızda Arzu-yı umumi. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

