Geçenlerde eski dostum büyük Türk romancısı Yakup Kadri Karaosmanoğlu‘nun hatıra üstüne kaleme aldığı ve “Ötede kalan şey” başlıklı nefis yazısını lezzetle okumuştum. O gün bugün bu mevzu içinde, inanın okurlarım, kırk derecelik bir ateşle kıvranmadayım. Hem bir hakikati şu fıkra köşeciğimde itiraf edeyim: Güzel olan, sanat olan, sanatta kuvvetli ne varsa hep hatıraya dayanır. Dünyanın en büyük acılarını anlatan eserler, her zaman için izahını yaptıkları hadiselerden çok uzaklaşmış ve geçmiş maceralarını bir hatıra ağacının gölgeleri altından seyretmişlerdir. Koca Dante, “Cehennem” adlı eserini, çektiği acıların üzerinden yıllar geçtikten sonra yaratmıştır.
“Sanatta samimiyet lazımdır.” gibi boş ve beyhude bir sözü bir defa daha reddedelim. En samimi anda yazılan, bestelenen şey hiç bir zaman sanat olamamıştır. Şarabın eskisi aşkın ve acının eskisi icabettiği gibi günlük olayların bir tavır ve hususiyet kazanmak üzere derunileşmesi icabeder. Zamanımızda, bakıyorum da, değil sanatkârlar, münevverler arasında bile hatıra tutmak değerinden ve çapından düşmüş bulunuyor. Yirminci asrın bütün medeni hamlelerine ve teknik üstünlüklerine rağmen bir çok manevî taraflarımızı aşındırdığını kabul edersek, hatıra edebiyatının neden dolayı suyu çıktığını, daha doğrusu, zamanımızda, sanatın neden posalaştığını biraz daha iyi anlamış oluruz. Henri Heine‘nin hatıradan bahseden bir cümlesini bu sütunlarda tekrarladığımı sanıyorum. Dostum Karaosmanoğlu‘nu haklı çıkarmak için Proust‘dan da bir kaç satır tazeleyeyim: “Seni yanımda iken çok iyi anlıyor, fakat çok derin duyamıyordum. Şimdi ey uzaklarda kalan! Ne güzel tadına kıvam katan bu ayrılık; şekline mana katan uzaklık; ne güzel tenine maya ve öz karıştıran mesafe; gözlerime derman, aşkıma devam, ruhuma ruh ekleyen hatıran! Kal, böyle uzaklarda; seni görmeyeceğim.”
Şardağ, R. (1953, Eylül 15). Günübirlik/Karaosmanoğlu’nun hakkı var. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

