Özgeçit kızımız tehlikeli bir yoldadır
Bir haftadan beri bizim iyi okuyan Güler Özgeçit kızımıza bir hal oldu. Onu dinlerken bir zamanlar en büyük zevki duyan ben, son günlerde radyomun düğmesini kapayacak kadar sinirleniyorum. Yerinden, transpoze, birden bire iki oktav yukarısından okumak her babayiğitin kârı değilken, bu hünerlerde muvaffak oluyor diye kendisini nasıl övdüğümü, tuttuğumu okuyucularım hazırlayacaklardır. Bugün ise ona, son derece dikkat edip geri dönmesi icabeden yanlış bir yolda yürüdüğünü işaret etmek istiyorum. Evet, bir haftadan beri bu kızımız, naçiz eserimiz de dahil olmak üzere, bütün okuduğu şarkılarda pek lâubali davranmaktadır. Bir esere aslından gayri olarak ilâve edilebilecek yegâne şey, tavır ve üslûptur. Bunu yapmak içinse çok bilgili olmak icabeder. Yani demek istediğim şudur: “Tavır katıyorum” diye teşebbüslere girişmekte çok titiz olmak lâzım. Bu sebepledir ki büyük sanatkârlar, ses üstatları bir eseri daima bestekârından geçmeye çalışırlar. Zira bestekâr esasen onu tavır ve mahsus üslûbu içinde bestelemiştir; bunu kâfi görür, eseri geçtikleri gibi okurlar. Batıda şan dersi almış ve hançeresini bu şekil metotlarla da terbiye etmiş olan Münir‘dir ki çok müstesna ahvalde eserin bir yerine ufak bir tiril veya çene sesi ilâve eder.
Şimdi hal böyle iken bizim Güler kızımız kalkıyor, bütün şarkılara ilâve denecek ekler yapıyor veya melodilerde değişiklik icra ediyor. Niçin? Belki şahsî zevki dünün büyük üstatlarından daha da ileridir. Kim bilir, bizim o eserlerde göremediğimiz noksanları kendisi bulmakta, ince sezişiyle ihtimal, bunları düzeltmektedir. ama böyle dahi olsa bestekârından sabırsız davranarak bu çeşit gayretlere girişmek, çirkin veya hiç olmazsa soğuk bir hareket oluyor.
Birkaç defa yazdım. Her konuştuğum acemi veya meşhur solist pek çok kere söyledim: Ses sanatkârını iki şey öldürür: Birincisi kendisine hiç güvenmemek, ikincisi de lüzumundan fazla güvenmektir. Birinci hareket sese ürkeklik, acz, titreklik ve renksizlik verir. İkincisi, yani Güler‘in giriştiği hareket ise soliste pek ukalâ bir ton kazandırır ve şarkıları sun’i, soğuk ve tatsız kılar.
Zevkle dinlediğim Özgeçit‘i bu hareketinden dolayı, darılmasın ama, hanidir var ki birçokları gibi ben de antipati ile dinliyorum.
Hatasından kısa zamanda kurtulmasının candan temenni ederim. İnşallah bu gün 14.00 seansında okuyacağı eserleri bu yeni peydahladığı illete yuvarlanarak değil, aslına hürmet hissi içinde okur da dinleyicileri eskiden olduğu gibi haz içinde dinlerler. Onun bugün okuyacağı Isfahan eserler içinde Hacı Arif Bey merhumun bir Aksak şarkısı var ki, güfte olarak daima yanlış okunan ilk mısraın doğrusunu ben dahi hiç bir yerde bulamadım. Baştan sona kadar aruz vezni ile (mefâilün mefâilün feûlün) kalıbı içinde devam eden bu güfte, ilk satırdaki “meleksimat” kelimesiyle bozulur. Vezni bozan bu kelime, bazen de “meleksıfatım” diye okunur. Mana bakımından birincisi “meleklerden nişan ve alâmet olan” demektir. İkincisi, yüzü meleğe benzeyen demektir. Fakat hata “melek”tedir. “Melek” kelimesi aruz vezninin burada kullanılan kalıbına uymuyor. Onu bu kalıba uydurmak için “me”yi uzatarak imale ile okumak, yani keçi gibi melemek lâzımdır. Acaba “milkisimatım” mı olacaktır? “Benim malik olduğum şeye alâmet olan” manasına gelir. Bu taktirde vezin doğrulur ama, aslını bilmediğim için tereddütteyim. Bu güfteyi yazan kimseyi bir defa tesbit edersek bir yanlışı daha düzeltiriz inşallah.
Şardağ, R. (1953, Eylül 17). Güler ne yapıyor. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

