Radyolarımızda soliste refakat meselesi

Bütün saz çalanlar okusun

Bugün, devlet radyolarında ses solistlerimize refakat etmekte olan sazların durumu üzerinde biraz durmak istedik. Devlet radyolarının en ehemmiyetlilerinden olan Ankara Radyosu’nda, ehemmiyet sırasıyla Cevdet Kozanoğlu, Halil Aksoy, Zeki Duygulu gibi üç udi, şimdi İzmir’e gelmiş bulunan genç kemençe icracısı Cüneyt Orhun, Kanuni Nuri Şenneyli, Necdet Varol, Saffet Gündeğer ve daha bazı saz lar vardır. İstanbul’un hemen bütün sazlarının kalitesi üstün olduğu hususu ise memleketçe müsellemdir. İşte bu en kuvvetli saz lar dahi yeni bir eseri çalarken ve soliste refakat ederken aksıyorlar. Aksamalar, sık sık aciz ve tereddüt içinde icra ediyorlar. Niçin? Ya bir-iki defa prova yapmıyorlar veya eser alışılmış piyasalık nağmelerden yapılmadığı için bir lâhin, ardından gelecek diğer lâhni tahmin edemiyor, sezemiyorlar, şaşırıyorlar, şaşırmazlarsa bile ürke ürke refakat ediyorlar. Solistlerimiz için sazdan yana çekilen bir çile budur. 

Öte yandan ekseriya ikinci sınıf sazların notada çok kuvvetli olmayışları amelileşmemeleri yüzünden eserlerin inceliklerine vukuf payda etmedikleri, hele bazen kıvıramadıkları aranağmelere ara nağmelere bildikleri veya uydurdukları nağmelerle iştirak ettikleri de bir hakikattir. Bir ses solistine refakat eden sazın çektirdiği ikinci çile de budur. 

Refakat sazları, radyolarımızda, (bilhassa, radyo binamızın hususiyeti dolayısıyla İzmir Radyosu’nda görüldüğü üzere) çoz zaman solistin sesini farkında olmadan boğarlar. Önümüzde bir mikrofon varken hızlı, kuvvetli çalmaya, forte bir icraya girişmeye hiç lüzum olmadığı gibi, ayrıca yapılan şarkı söylemek olduğuna göre, bütün sazların ona sadece gölgeli bir refakatte bulunmak mecburiyetleri vardır.

Ama hal böyleyken, bir çangırtı, bir gürültüdür gider. En tanınmış sazlardan, en meşhur seslerin senelerden beri yaptığı şikayetlerden biri budur ve şikayet sebebi hâlâ devam etmektedir.

Ses sanatkarların nağmeleri için, adeta melodik hünerlere girişken bir takım ukala sazendelere ise zamanımızda hâlâ rastlanmaktadır. Saz ağır yürüyecek, soliste daha çok ritmik bir yardımda bulunacaktır. En sağlam bildiği şarkıyı bile insan hali yanlış okuması mümkün olan solistlerimizin kulaklarını mesnet olucu yumuşak ve hafif seslerle iyice doldurmalı, onların maneviyatına kuvvet olmalıdırlar.

Radyolarımızdaki icracıların, bir eserin notasında yazılı olmayıp, nüvesinde müstetir (gizli) bulunan incelikleri, portelerin maddi batutaları arasında değil, manevî ufku içinde gizlenen hususiyetleri görmesi, duyması, o ince tavırlara eğilebilmesi lâzımdır. Sanatkâr içten bir gönül sesi çıkarıp derin bir kuyuya mı indiriyor? Sazendenin havaî bir şuhlukla dağa tırmanması bir felâkettir. Solist, portenin “mi” dalına konmuş, coşkun tirillerle mi şakıyor? Saz icracısının aynı dalda pısırık bir kuş gibi tünemesi bir bahtsızlıktır. Soliste sazla refakat edebilmek öyle bir ilim meselesidir ki onun tahsilinde muvaffak olmuş sazende adedinin bir elin parmaklarından fazla olduğunu iddia edecek biri çıkarsa, alnını karışlarım. 


Şardağ, R. (1953, Eylül 20). Bütün saz çalanlar okusun. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın