Musaddık‘ı mahkemeye çekmişler, hiç konuşmamış. Bir muhabir sual sormuş, cevap yok. Arkadaşları sıkıştırmışlar, lâf yok. Şimdi de adalet huzuruna çağırıyorlar. Bu adalet, sözde veya kavilde mevcut olsun yani adalet ister var, ister yok olsun; hazretin orada da dudaklarından bir kelime çıkmıyor. Gerçi “ağzını bıçak açacak halde değil” demek mümkündür. Fakat memlekette şahlığı devirip Cumhuriyet kurmak isteyen adamın eline geçmiş olan bir fırsat bu kadar gafletle kaybedilir mi? O, nizamlarını sonradan getirecek olan, kafasında memleketine ait ileriye götürücü fikirleri bulunan terakkisever bir ihtilâlci mi idi? Gayemiz bir hükûmet devirici mi, yoksa şuurlu Cumhuriyet fikirlerine uydurmaya, halkın fikrini bu mevzuya yatırmaya çalışan bir siyasi cumhuriyetçi mi idi? Gayesiz bir hükûmet deviricisi mi, yoksa şuurlu bir inkılâpçı mı idi? Bu hususta tek bir eser neşretmemiş, tek makale veya bir tek demeç ileri sürmemiş olduğu için bütün istinatgâhı şifahî beyanı olmalıdır. Ama işe bakın ki susuyor. Eline imkân geçmişken, İran’da partiler kapatılmamış, siyasî neşriyat yasak edilmemiş iken, görüşlerinden bütün dünyayı haberli kılması gerekirken aşağıya sarkık dudaklarını mıh gibi kapamış duruyor. Mısır’da General Necib‘in, en şiddetli ve kanlı hareketlerin bile gereğini ilan etmesine mukabil, onun derin bir hiçlik içinde susması pek manalı, değil midir?
Şardağ, R. (1953, Eylül 28). Günübirlik/Neden susuyor?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

