Kardeşim,
Tasfiyesi, emekliye ayrılmaları ve sınıflarının hakiki bir şekilde tespiti icabeden ses artistleri radyolarımızda okumakta devam ederken; en kötü bestekârların adı anons edilip, en güzel şiirlerin güftelerin sahibini bilmemezlikten gelmek insafsızlığı yürüyüp giderken; şarkılarımızın besteleri ve notaları arasında farklar bulunagiderken; hükûmet merkezinde bulunan Ankara’da eserler yanlış çalınırken; içkili gazinolarda olduğu üzere en tanınmış sanatkârlara bile “yeşil” gözü, “siyah” yapmak, “sevdiğim”i “sevgilim” yapmak hülâsa, durmadan metin değiştirmek imtiyazı tanınır veya hoş görülürken, spikerler ve tanınmış solistler “makam”diyeceği yerde ilk hece olan “ma”yı uzatır, “Kürdîli hicazkâr” yerine “Kürdili hicazkâr” der; programlara her radyonun müdür, program müdürü veya salâhiyetlisi tarafından bir çok zevksiz seans başlıkları takılır ve söz neşriyatı pedandik bir ukalâlıkla bezenmiş konferanslarla tıka basa doldurulurken; radyoların salâhiyetli salâhiyezsiz her uzvu belden aşağısı gevşemiş mecmualara, radyolar hakkında keyfine buyruk beyanat verirken; radyolarımız koyu esmer tenli bir kısım vatandaşlarımızın, keman adı altındaki bozuk üsluplu gıygıylarıyla doldururken; sokakta okunmasından utandığımız pis şarkılar radyolara girer, göğsümüzü en haklı bir gururla şişirecek mevlevi musikisi batıdaki mes’ler ve oratoryolara gösterilen itibarın onda birine mazhar olamazken; radyofonik temsiller dört beş şahsın inhisarı altında fikir ve sanat yoksulluğunun perişan örnekleri halinde kulaklarımızı tırmalayıp dururken; evet bütün bu “ken”ler, “iken”ler başını alıp giderken bizim radyo dairesi umum müdürlüğü ne yapmaktadır kardeşim, biliyor musun? Tatlı tarafından kestiriyor!
Dinamik bir daireye müdür değil, çok eski yıllardan beri tanıdığım ve anlayış gösterdiğim kibarlığı, zarafeti ve güzelliği ile, bir daireye mükemmel bir teşrifat müdürü olabileceğine emin olduğum Refik Ahmet Bey, bütün bu saydığım mevzulara karşı bariz bir alâkasızlık ve hareketsizlik göstermektedir. İşin içinde kaynaşıp gittiğin için sana belki de güllük gülistanlık gösterilen durum maalesef benim çizdiğim portrenin tıpkısıdır, buna inan! Çağır Mesut Cemil‘i, davet et Şerif Muhiddin ve Münir Nurettin‘i, konuş! Göreceksin ki, sana, tenkitlerin en hafifini yapan yine ben olacağım. Eğer durum, anlattıklarımın aksine olarak bu muhterem otoriteler tarafından işaret edilirse, yani bu işin sonunda ben haklı çıkmazsam, mahcubiyetin en ağırı altında ezilmeye, meselâ radyolar bu halde dururken onun radyo dairesi müdürlüğünü kabul etmeye razı olacağım.
Bu memlekette şahsî bir arzum, kaprisim yüzünden bir menfaatim icabı bir tek asabî ve tenkitkâr yazı yazmış adam değilim. Çok şükür ki radyo dairesi müdüründen ne bir talebim olmuş, ne bir müracaatım. Bu radyoya ne bir temsil göndermişim de oynanmamış, ne bir konferans göndermişim de okunmamış olsun. Üstelik Refik Ahmet Bey‘e şahsen son derece hürmetim olduğunu da itiraf edeyim.
Fakat acaba radyo dairesi umum müdürü hiç bir şey yapmıyor mu? Bak, bunu da söyleyim. Bu dairenin ve radyo müdürlüklerinin oldum olası bir kaderi vardır. Bu gibi salâhiyetli yerde oturanlar mutlaka bir saat ihdas eder ve esasen bir çok yerlerinden delik deşik edilmiş basım yayın tahsisat çuvalından bir küçük delik daha açarlar. Bu müessese kurulduğu günden bu tarafa maalesef, bu sakim (sakat) âdet süregelmiştir.
Şimdi, Refik Ahmet Bey bu radyoda bir. zaman “ev sanatlarımız” diye bir şey tutturdu. O bitmeden başka bir bahse girdi: “Halk Şairlerimiz”. İnsaf edilsin, Kutsi Tecer başta olmak üzere radyomuzda bir çok salâhiyetli kimseler tarafından naçizinkiler de dahil, bu yolda çeşitli konferanslar verildi. Refik Ahmet Bey‘inkilerde ne gibi bir orijinalite var ki tekrar aynı mevzu öne sürmektedir. Hazret konuşuyor: “Tokatlı Nuri”. Peki ama yeni keşfedilen bir şair değil. Üstat, şairin yeni bir şiirini bulmuş değil. Mevzuyu yeni bir kontrandü halinde ele almış değil. Üstelik soruyorum: Halk edebiyatında salâhiyet sahibi kimin, bu konferans için tasvibi alınmıştır? Bir zamanlar “Vatan coğrafyasında edebiyatımızın mevkii” adında orijinal bir konferansımı Basın Yayın kendisinde acz görerek Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye dairesine göndermişti. Bu dairenin tasvibinden geçmesine, senelerce edebiyat okutmuş, vatan coğrafyasını karış karış tanımış, en tanınmış memleket matbuatında sanat etüt ve tenkitleri intişar etmiş bir adam olmama rağmen gücenmemiş, alınmamıştım. Yine soruyorum: Geçenlerde İstanbul’da Refik Bey‘in bir radyofonik temsilini dinledim. Bak ben fazla bir şey söylemiyorum: Bu eser, Devlet Tiyatrosu edebi heyetinden bir defa geçsin, eğer en basit “lecture théâtrale” kaidesine uyduğu teslim edilirse, bir daha salı aleminde kalem oynatmamaya namus sözü veriyorum.
İzmir Radyosu hakkındaki son mektubumu da bir kaç güne kadar neşredeceğim. Bunların bir neticesi alındığını gördüğüm gün ne zamandır hasret kaldığım gözlerinden geçmiş yılların hepsinden daha sıcak bir muhabbetle öpeceğim. Bu yazılar, hiç bir akis vermediği taktirde daha müessirlerini yazıp, başka tesir sahalarına duyurmaya çalışacağımı da bilirsin!
Şardağ, R. (1953, Eylül 30). Basın Yayın Umum Müdürü’ne Üçüncü mektup. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

