Çorbaya döndü

Radyolarımızın feci hali

Radyo ıslah heyeti denen acezeler heyeti musikimizin ve ciddi olması icabeden radyolarımızın seviyesini düşürmüşlerdir. Halkın parasıyla işleyen radyoların düğmesini, halkımız kapatmaya başlamıştır. Hükûmetin bu mevzudaki en salâhiyetli şahsiyetini, incitmiş vatandaşlar adına ikaz ederim. 

Basın-Yayın Umum Müdürlüğü’ne bağlı Ankara ve İstanbul radyoları durmadan halkımıza yeni programları (yani program adı altında girilmiş maskaralıkları) ilân ederken bir yandan da “Sevgili dinleyicilerinin ikazlarını beklediğini” yayınlayıp duruyor. Acaba biz de bu ikaz hizmetinde bulunamaz mıyız? Gerçi Basın-Yayın ve radyolarımız nazarında sevgili değil, sevimsiz bir dinleyici isem de ve onların sevgilisi olmamayı kendime bir şeref bilmedeysem de ikazımı kime, hangi makama tevcih edeyim, asıl mesele bence budur. Türkiye’de adedi milyonlara yaklaşmakta olan radyo sahipleri ve bütün radyo dinleyicilerinin en büyük talihsizliği, ya ihtisas sahibi kimselerin müzik vadisinde halkımızın arzu ve meyillerini hiçe saymaları ile veyahut da musikinin bilgili değil fakat samimi bir dinleyicisi dahi oldukları şüpheli bulunan salâhiyetsiz kimselerin giriştikleri soğuk, bayağı ve sevimsiz icraatı ile baş başa kalmalarıdır. İşte hatır ve gönülle radyomuza sokulmuş yani ehliyetsiz seslerin tasfiye edilmesi ve bazı düşük seviyeli şarkıların programlardan çıkarılmasından başka hiç bir derdi bulunmayan radyolarımız yine salâhiyetsiz kimselerin eline düşmek felâketine uğradı. Yapılan ıslahat adı altındaki utanılacak icraatı, mesullerin hâlâ gözünü açmak ümidi ile kısa hatlarla hülâsa ediyorum: 

1. Bütün Türk musikisi seansları kısaltıldı. Çünkü dinleyici sıkılıyormuş. (İkaz ediyorum: Kendi sıkıntılarını yoksa bu adamlar millî sıkıntı mı sanıyorlar? Basın-Yayın bu hususta anket açsın. Dinleyicilerimizin yüzde sekseni klâsik ve halk müziğimizin solistlerini eskisinden de fazla dinlemek istemiyorlarsa ben her veçhile küçülmeye razı olur, meselâ bu heyetin üyeleri arasında vazife almayı kabul ederim.)

2. Doğu sazlarıyla (Türk sazı demek istiyorlar, affedersiniz okuyucularım, izah etmeliyim. Yani Hind, Çin, Afgan, Siyam sazı değil, Türk sazı) Batı musikisini icra etmek, Batı sazlarıyla da bizim musikimizi icra etmek. (İkaz ediyorum: Alaylı bir mecliste, sohbet esnasında saksafonla Hicazkâr taksimi dinlemek, udla Beethoven’in 9. senfonisini çaldırmak gibi lâtife yollarına sapabiliriz. Fakat devlet radyolarının bu türlü gevezeliklere tahammülü yoktur. Bu ne seviye sükûtudur Yarabbi!)

3. Klâsik Türk sazlarıyla halk sazı zaman zaman bir araya gelecekmiş. (İkaz ediyorum: Bu iki çeşit saz arasındaki teknik ayrılıklar, malum heyetle radyo ve bilhassa musiki mevzuları arasındaki fark kadar derin ve bağdaşmaz cinsten şeylerdir. Böyle bir saçma ve zırva teşebbüsü evetle karşılayacak ilaç olsun diye bir tek müzisyen çıkarın, yazı yazmayı kendime haram edeyim.)

4. Yurt türküleri yıkılmasın diye tekrar radyoya dönen Muzaffer Sarısözen konuşmayacak, yurttan sesler korosunun bütün seanslarını da spiker idare edecek. (İkaz ediyorum: Dünyanın her tarafından o memleketler popüler olmuş kıymetleri kendi tabii sesleriyle mikrofonda konuşturmak orijinal bir hareket iken şu bizim rüküşlerin giriştiği ukalâlığa ne buyurulur? Haydi, bizde İstanbul şivesi esas olarak mütalaa edildi diyelim. Bu memleket, “Kıyyesi yedibıçık kurişten” diyen Başbakanların radyo konuşmalarını idrak etmiştir. Hâlâ Anadolu şivesi ile bir hayli milletvekili radyolarımızda çeşitli vesilelerle konferans vermekte ve hitabede bulunmaktadır. Adalet bunun neresinde? Düşünün; spiker şu mısrayı anons edecektir: “Kara gözlüm ne haldayım gör beni”. Bu mısrayı “ne haldeyim” diye okusa bütün hususiyet kaybolacak. “haldayım” dese mukallit durumuna düşecek. Resmî devlet memuru olan spiker, resmî İstanbul şivesi ile okumaya mecburdur. Nitekim böyle okumaya başlamıştır ve yurttan seslerin yarı özelliği de gürültüye gitmiştir. Günün birinde bu zırva tedbir kaldırılacak ve Sarısözen kardeşim yine konuşacaktır. Ama kaybedeceğimiz zamana yazık, değil mi?)

Kimi kime şikâyet edelim? Türkiye’de klâsik Türk musikisinin üstatları sayılıdır. Allah geçinden versin, yerlerine yenileri de yetişemiyor. Onlar sussun, yurttan seslerin yegâne kompetanı sussun da milyonlarca Türk bir kaç çorbacının çorbaya döndürülen radyo programsızlıklarını dinlesin; reva mı?


Şardağ, R. (1953, Kasım 2). Çorbaya döndü/Radyolarımızın feci hali. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın