Azamete bakın 

Münir’de tecelli eden hasletlerimiz – Dün geceki konser

Dün gece Elhamra’yı saran derin cuşişi tasavvura imkân yok. Her sene bu aylarda İzmir’imize bir sanat havarisi gibi gelerek verdiği konserlerle bizi ziyafetlerin en azizine çağıran Münir Nurettin dün gece de Rastlarla girip Hicazlarla devam ettiği nağme tufanlarını, ruhlarımızı mest edip boğan çiçekler, kokular, renkler halinde serpti durdu. 

Birinci kısmın ilk eseri adı fazla duyulmamış büyük besteci, üstad Artin Efendi‘nin Müstezat güfteli Rast Yürük Semai’sidir. Münir daha “Kûyinde senin” derken hançeresindeki malûm haşmet bütün melodik rengi ile kendisini gösterdi. 

“Kûyinde figanımla acep gulgule yok mu ey turra-i tarrar
Hep mürg-i dile mi bu cefa bülbüle yok mu feryada ne hacet”

Ses sanatkârımız daha “gulgule” nin “gul”ünü terennüm ederken duyulan cümbüş ve çalâki, müstezatı teşkil eden “Ey turra-i tarrar”da birdenbire vakur bir tınnat ve aks-i sada yarattı. Eser gâh gulguleler, gâh yankılarla devam edip dururken bilhassa “mürg-i dil”in cefasından şikâyet eden besteci, vefakâr solisti Münir‘de gönlünün mahzun kuşunu seneler sonra kanatlanmış, uçar bir halde bulmuş ve ruhu şad olmuştur. 

İkinci eser, II. Mahmut devrinde bestelenen eserlerini günlerimize kadar kıvraklık, tazelik ve canlılıkla iletmiş bulunan bugüne en yakın besteci Şakir Ağa‘nın Düyek usûlünde yapılmış renkli şarkısıdır. 

“Her dilden o meh çalmıyor
Ben yârin ahın almıyor
Ferdaya gerçi salmıyor
Bende tahammül kalmıyor”

diye devam eden bu şarkı da büyük alkışlarla sona erince, sıra zamanımızda her söylendikçe ayrı bir kuvvet bulan, her nedense hırpalanmak nedir bilmeyen sihirli şarkıya, merhum Lem’i Bey üstadımın eserine geldi. Çok küçük yaşımda Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde bizzat uğultulu ve çarpmalarıyla kendisi okurken dinlediğim “Sazın gibi sinen dahi bir nağmezenindir” Rast şarkısı sanki hiç duyulmamış gibi, bu nağmeler arslanının hançeresinden yeni bir okunuş halinde salonu sardı. 

Soğuk bir kaç bestesinden gayrı her cephesi güzel olan genç ve dirayetli Kanûnî Necdet Varol‘un cidden nefis taksimini müteakip dostum ve hemşehrim Emin Ongan‘ın hoş ve yeni bestesini de zevkle dinledik. 

Programın ikinci kısmı, güftesi divan edebiyatının ilk devir şairlerinden Bursalı Ahmet Paşa‘ya ait olan bizzat Münir‘in bestelediği nefis bir eseri. Henüz ilk provalarını Maçka’daki evinde icra ederken dinlediğim ve Feth’in 500. yıl dönümü vesilesiyle yaratılan bu şarkının sözleri, klâsik şiirimizde neş’e yoktur diyenlerin suratına bir tokat gibi inecek çapta bir şakımadır. Münir, eskilere daldıkça daha da şuruplaşan bestekârlığını bu şiirde, çok üstün bir şekilde göstermiş. Nitekim yürükçe bir Devr-i Hindi ile seyreden bu besteyi, “Klâsik Türk Müziği Senfonik Eserlerine Giriş” diye çekinmeden ilân edebiliriz. Güftesinin yarısı şudur:

“Gül yüzünde göreli zülf-i semen say gönül
Kara sevdaya yeler bi ser ü bîpay gönül
Demedim sana dolanma ki anâ hây gönül
Vay gönül, vay bu gönül, vay gönül, ey vay gönül”

Bu “gönül”ler, o “vay gönül”ler dün gece salonda mistik bir mikabın gerisinde doğan harika bir şakıma idi. Ziller, nakkarelerle bir modern mehter elinde şu eserin kazanacağı itibara ölçü düşünemiyorum.

Programın bu kısmını, üstadın üç talebesinden bu sene teker teker dinlediğimiz şarkılar doldurdu. Salon onlardaki temiz ve pürüzsüz sesi ve tekâmülü alkışladı. 

Son kısma Hicazlarla girildi. Hammamizade İsmail Dede Efendi‘nin Ağır Düyek usûlündeki, “Seyr-i gülşen idelim ey şivekâr” diye devam eden eseri ağırlığının tartısı nisbetinde hafif, hafifliğinin tartısı nisbetinde vakarlı eserlerimizdendir. Üstad Münir Nurettin, hususiyle “nevnihalim” kelimesinde toplanan Hicaz çıkıntı ve birden bire beliren o sanatlı Yegâh kaymasını ancak büyük ses otoritelerine yakışacak bir gırtlak ustalığı ile başarıverdi. 

Daha sonra İzmir’imizi yakıp giden Yanıkoğlan’ın meşhur “Unutulur” şiirini bir de beste haline gelmiş olan güzel şekli içinde Münir‘in eseri olarak dinledik. Sevgili dostumdan gönlüm, son kıtada yaptığı değişiklikten vazgeçmesini ve şairin adını melodiye koymaktan çekinmemesini temenni ediyor. Hem bu suretle musikimizin esasına müessir olmayan bir yenilik de yapılmış olur.

Üstat bize meşhur “Allı yemeni”yi ölümsüz Atatürk’le beraber meşk ettikleri şekilde okudu. Bu da salonda ayrı bir muhabbet ve alâka havası yarattı. Halkımızın istekleriyle de süslenen program bitince salonda beliren alkış ve taktirin azametli levhasını kalemle tasvir etmenin mümkün olamayacağını anladı. 


Şardağ, R. (1953, Kasım 13). Azamete bakın/Münir’de tecelli eden hasletlerimiz/Dün geceki konser. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın