Münir’in ikinci konseri

Cüneyt’in taksimi – Yanıkoğlan’ın öksüzlerine konser

Evvelki gece Münir‘in Elhamra’da verdiği ikinci -henüz İzmir’de sonuncu olmayan- konserden çıkan, şaşırmış gözlerle birbirine adeta soruyor, bazısı bu sorgusunu cümle haline döküyordu:

– Yahu! Her yıl biraz daha mı gençleşiyor, nedir? Nedir bu sesin gitgide artan kuvveti?

Gerçekten “corde vocal” dediğimiz ses kirişlerinden ibaret bir sermayenin böyle uzun bir ömürle muammer olması şaşılacak şeydir. Bunda kendisinden gelen ihtimamın büyük rolü varsa da, adına Tanrı vergisi sıfatını taktığımız bu ilâhi sesi, ona veren kudretin himaye ettiği de muhakkaktır. 

İlk kısmın ilk eseri Eyyûbî Mehmet Bey‘in iki mısradan ve terennümlerden ibaret olan Muhammes usûlündeki Mahur “beste”sidir. 

“Ey gözü âhu bana bilmem niçin bîgânesin” diye başlayan bilhassa bir kaç makamın salçası ile ruhlara helmesini, daha teganninin başında döküveren bu lezzetli eserde “bîgânesin” kelimesinde gizli bulunan “niçin” sorusunu değerli sanatkâr tutup haşmetle gün ışığına çıkarıverdi. Bu “beste”nin hele “ta ni ten na” diye başlayan, musikimizde klâsik dalın zaten orijinal bir hususiyeti olan terennümleri, salonu raşelere boğdu. Dün gece üstad, bu terennümlerin ikinci mısraı teşkil eden ve “tir” diye başlayan kısmında öyle seri, cümbüşlü bir oktav atlama hüneri gösterdi ki, ruhlarımızın, nağme şelâlesinin en tepesinden, çağlayanın sathına nasıl böyle düşebildiğine taktirkâr bir hayranlık içinde kaldık. 

Sanatkâr, II. Sultan Murad’ın meşhur “Sakiname”sindeki nefis dört mısraı da kendi güzel besteci olarak dinleyicilere tanıttırdı. Güfteyi aynen yazıyorum: 

“Sakî getür getür yine dünkü şarabımı
Söylet dile getür yine çeng ü rebabımı
Ben var iken gerek bana bû zevk ü bû safa
Bir gün gele ki görmeye kimse türabımı”

Bestekâr bilhassa iki “getür” arasına koyduğu soluk boşluğunu öyle ayarlamış ki, humar âlemindeki davetin ısrarlılığı derhal meydana çıkıyor. Hele karara inerken son mısra, bir gün toprağımızdan bile eser kalmayacağını, şu vefasız dehrin nazarında, unutulmaktan kurtulamayacağımızı ifade eden mısra, merâreti (acıklı), reybîce bir şark hüznü pek güzel dile getirmiş. 

Münir‘in zengin programının ilk kısmında Dellâlzade‘nin dünkü Boğaziçi rüyalarını dile getiren güzel ve meşhur şarkısı da vardı. Aktüalite’nin baskısından bu gece dünkü Boğaziçi tarihinin öyle bir silkiniş ve uyanışı vardı ki…

Dün gece İzmir’imize ve radyomuza bir kıymet olarak katılan çok değerli icracılarımızdan Cüneyt Orhun‘un kemençe ile yaptığı taksim ayrı bir revnak verdi. Değeri ve üstün meziyetlerinden Münir Nurettin üstadıma bahis açtığım Orhun hakkında zaten onu da kâfi bir kanaatle dolu bulmuş ve memnun kalmıştım. 

Mahur’u Hicazkâr’a bağlayan kısa bir yolculuk esnasında mütevazı tavır ve içli yayı ile bütün dinleyicileri sazına bağlayan Cüneyt, ilk karara varıştaki Mahur çeşniyi, hoş bir Hüzzam’la tatlıya bağlamasını bilmiş, Mâye çeşnisine de çalan Segâh kıvrımlarının melodik salkımları ruhlarımıza ıtrını yaydığı bir sırada, genç icracı, usta bir kıvrılışla Hicazkâr’a dönmüştür. 

Programın ikinci kısmını, kızlarımızın solo şarkıları doldurdu. Büyük ses ilerlemesi, şımarıklıktan uzak bir sahne terbiyesi, fasih bir diksiyon içinde hepsi güzel okudu. 

Üçüncü kısımda Münir‘in eski güzel eserlerini yeni bir cuşişle okuduğuna şahit olduk. Bu arada Yanıkoğlan’ın yine içimizi yakan adı ve güftesi tekrarlandı. 

 Not:

Münir Nurettin kardeşim, Karşıyaka’nın ve İzmir’in genç yaşında kaybettiği şair Niyazi (Yanıkoğlan) için hasılatı Yanıkoğlan‘ın öksüzlerine tahsis edilmek üzere Karşıyaka’da önümüzdeki hafta içine bir konser vermek asaletini göstermiştir. Kendisinden esasen beklediğim bu jest için fazla bir şey söylemeyi zait görüyorum. 


Şardağ, R. (1953, Kasım 15). Münir’in ikinci konseri/Yanıkoğlan’ın öksüzlerine konser. Ege Ekspres Gazetesi, s. 6. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın