İlahi -ki, geçen gün bu sütunda bahsettiğim dini bir musiki şeklidir- on altıncı asırlardan itibaren örneklerini bize uzatır. Bu asrın ilahileri içinde bestekarı malum olan bir tekine dahi rastlamak mümkün değildir. Fakat, bu sahibi meçhul ilahilerin içinde zamanımıza kadar gelmiş ve hâlâ musiki bakımından değer ifade edenleri de pek çoktur. Hususiyle III. Murad‘ın on altıncı yüz yılın ikinci yarısında hece vezniyle yazdığı bir şiiri Segâh makamında, ilahi olarak öyle güzel bestelenmiştir ki çeyrek asır öncelerine kadar İstanbul sema dedelerinin dilinde tekrar edilen bu ilahinin, Sultan Murad’a ait olan sözlerini aşağıya yazıyorum:
“Uyan ey gözlerim, gafletten uyan,
Uyan ey uyhusu çok gözüm, uyan,
Ezrail’in kasdı canedir inan,
Uyan ey uyhusu çok gözüm, uyan!
Seherde uyanır hep cümle kuşlar,
Dilli dillerince tesbihe başlar,
Tevhid eder dağlar, ağaçlar, taşlar;
Uyan ey uyhusu çok gözüm, uyan!
Bu dünya fanidir, sakın aldanma,
Mağrur olup tac ü tahta dayanma,
“Yedi iklim benim” diye güvenme,
Uyan ey uyhusu çok gözüm, uyan!
Benim Murad kulun, suçumu affet,
Suçumu bağışla; günahım ref’et,
Hazretin sancağı dibinde haşret,
Uyan ey uyhusu çok gözüm uyan!
On yedinci asırda bestelenip zamanımıza kadar gelen Bayati bir ilahi daha vardır ki güfte ve beste olarak Eşrefoğlu Rumi’ye ait olan bu her vechile nefis eserin, kendi vadisinde rakipsiz bir özellik taşıyan şiirini de yazalım:
“N’olur ise ko ki olsun ol iser,
Tek gönül Mevlâ’yı bulsun buliser
Aşk bağında taze güller açılır
Ömür bağı ko ki solsun soliser
Aşk bahri cûşe geldi kan ağlar,
Aşık-ı bîçare dalsın noliser
Akıbet şol göze toprak doliser
Bir gün evvel ko ki dolsun doliser
Dünyenin menasıpların izzetin
Rumi ko ki alan alsın noliser
Şardağ, R. (1953, Aralık 11). Geçmiş asırlardan: İki ilâhi Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

