Saime Sinan’ın fiyaskosu

Tanınmış okuyucu henüz şarkısını bitirmeden halk salondan çıkmaya başladı

Evvelki gece şehrimizin bir salonunda Saime Sinan ve Mustafa Çağlar‘la beraber arkadaşlarının verdiği konserde görülen fiyaskonun dedikodusu hâlâ devam ediyor. Nigâr Uluerer, Perihan Kövenç konserlerini verip gittikten sonra, malûm samimiyeti ve sıcaklığı ile halkın karşısına çıkıp sevgi tezahürleriyle sahneden inen Mustafa Çağlar‘ı müteakip halkın, huzuruna çıkan Saime Sinan‘ı sahnede ilk defa dinleyecektim. Sesinin tok ve gür oluşuyla radyodan tanıdığım, henüz istenilen tavır ve yumuşamaya sahip olmamasına rağmen Safiye Ayla üslubunda bir hususiyet yaratacağına emin olduğum bu sanatkar namzetimiz hiç de fena olmayan fizik yapısını gözden düşüren bir külhani eda içinde mikrofona geçti. Mikrofon çalışıyordu ve sesini lüzumundan çok kuvvetli olarak aksettiriyordu. Saime Hanım şehrimizde Münir dahil, bütün tanınmış sanatkarların mikrofon tesisatını kurup idare etmiş olan Nazım Yorgancıoğlu‘na şarkı söylemekte iken, “Açın şunu be!” gibi bir söz sarfedince halkta bir sessiz sızıltı başladı. Kendisine mikrofondan biraz uzaklaşması tavsiye edildiği halde o inadına yaklaştı. Bir aralık Yorgancıoğlu’na dönüp eliyle, “Tuzlayayım da kokma!” manasına gelen bir işaret yaptı. Lem’i Bey’in, “Sazın gibi sinem dahi pür nağmezenindir” şarkısını hem katledercesine okuyor, “Vur sineme” derken pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. Bir aralık, bu şarkının nakaratı bitmeden darbukacı meyana geçti. Zaten sazlar baştan sona kadar bizim İzmirli Cemal Dinletir hariç, rezaletti. Hemen hiç birinde akort yoktu. Bilmedikleri şarkıları çalıyor, aranağmeleri uyduruyorlardı. Bir aralık Saime Sinan, mikrofonu asabiyetle sağ tarafa fırlattı. Sonra tekrar aldı. Halk güldü. O da sırıtmaya çalıştı. Dönüp sazları tersler gibi şeyler söyledi. Nihayet henüz üçüncü şarkısını okuyordu ki salon boşalmaya başladı. Kulak misafiri oldum: Söylenen sözler arasında “kaba”, “saygısız”, “ukalâ dümbeleği” gibi lâflar, hakkında verilen hükümlerin ve kullanılan sıfatların en hafiflerindendi. 

Seyircileri, hele İstanbul şehri dışında iseler, hafife almak, bizim bazı sahne okuyucularımızda maalesef hastalık haline gelmiştir. Okuyuş terbiyesi, “fazla kazanalım” hırs ile, piyasanın en silik ve zayıf çalgılarına refakat ettirmek, sahnede sağa, sola çatmak, laubali, sulu tavırlar almak, bir taraftan teganni ederken bir taraftan da ona buna emir vermek, çalgıcılarla (hasb-ı hal) etmek. Bir de “piyasa” sözünü edince kızıyorlar. A sultanım, işte piyasa musikisi dediğimiz budur. En nadide yemek malzemesini bulaşık suyu ile pişirmek demektir bu! Bu kadar kayıtsız, sulu, tafralı ve laubali hareketlerden en parlak sese de sahip olsanız, güzel bir netice beklemek, kuru fasulye suyu ile irmik helvası pişirmek kadar imkânsız veya berbat bir şeydir. İstikbali çok ümitli bir sanatkar olarak tanıdığım Saime Hanım’a şehrimizde bıraktığı kötü intiba acaba ders olabilecek mi?


Şardağ, R. (1953, Aralık 16). Saime Sinan’ın fiyaskosu. Ege Ekspres Gazetesi, s. 6. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın