Radyomuz Hakkındaki Düşünceler

Mesuliyetli millî ve milletlerarası şerefimizle alâkadar her iş gibi, radyonun da devlet eline geçtikten sonra büyük tekâmüllere doğru yol alması şüphesiz hepimizi sevindiriyor. Nitekim bu sevmelerimizi yer yer yapılan tenkitlerle ifade etmeye, bir çok vesilelerle anlatmaya çalışıyoruz. Radyonun her şeyden önce bir dinleyicisi sıfatıyla bizim de bazı düşüncelerimiz olabilir ki bunların izharı -sadece eksik noktaları [...]

Edebiyatımızda Münakaşalar*

Mustafa Nihat Özön(1896-1980) Edebiyatımızda münakaşalar mevzuu en mücerret [soyut], tetkiki en zor, dolayısıyla en çok emek isteyen edebî meselelerimizden biridir. Böyle bir işi marazî denecek kadar titiz bir çalışma hassasiyetine malik bulunduğunu yakından tanıdığımız değerli edebiyat tarihçimizin ikinci ve üçüncü derecedeki ellere düşmeden üzerine alıp başarması bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu eser bizde (mebhusetülanha) [daha [...]

Öğrenme Mektebi Dershanesinden Serbest Çalışmalı İşbirliğine*

Bu ayın üzerinde dikkatle durulacak kitaplarından biri de muhakkak bu eserdir. Kurduğu yeni sosyal bünyesine uygun bir şekilde yeni mektebi de meydana getirmek isteyen memleketimizde terbiye ve tedris meselelerine karşı gösterilen önem esasen bu kitabın üzerinde durmamızı icabettirdi. Fakat gerek eserin müellifi, gerek onu dilimize hulasa ederek kazandıran ve gerek eserin ihtiva ettiği bilgiler bakımından [...]

Rıza Tevfik’e Dair*

* Arkın, R. G. (1939). Rıza Tevfik, Hayatı, Şiirleri. İstanbul: Resimli Ay Matbaası.  1908, her şeyde olduğu gibi, edebiyatımızda da, harp tehlikesini duyan borsalarda görüldüğü üzere bazı kıymetlerin düşüp, bazılarının yükselmesine sebep oldu. Meşhur felsefeci "Rıza Tevfik" de bu devrin ve bundan sonra yürüyüşüne devam eden bu uzun senelerin en büyük şairiydi. "Hâmit"in baştan başa [...]

Ağlaması Bitmeyen Adam

-Aziz dostum Dülger Kemal'e- - Herifin yüzü güneş görmemiş ki... Gülüşmeler bağırtı olmaktan da çıkıyor, kahvecinin "şekerli bir!" diye yırtınan sesiyle karışarak, Karacaahmet çayırlığına, saf halinde bir askerî kıt'anın dizilişi gibi sıralanan kadın, erkek, akşam gezmesine çıkmış bir sürü insanın gürültüleri arasında kayboluyor, az sonra aynı gülüşler yeniden haykırış halini alıyordu. - Herifin yüzü güneş [...]

“Sayı Akal”* Asrı

George Duhamel(1884-1966) Geçen ay, "Radyo Neşriyatı" konseyinin bir toplantısında hazır bulunuyordum. Konuşma, programlarda yer alan ve bu ilkbaharda verilecek olan bazı konferanslar üzerinde dolaşıyordu. Konsey azası mükâlemenin [söyleşi] esasında oldukça çabuk anlaşmışlardı. Fakat sıra konuşmaların genişliğine gelince meclis en büyük müşkülat içine dalmış göründü. Bazıları ciddî bir konferansın ancak yarım saat devam edebileceğini tahmin edebiliyorlardı. [...]

Kukaşina

Jānis Poruks(1871-1911) Silamatch'den Bruckenburg'a giden yolun kenarında bir taş, az büyücek bir taş yoktur ki üzerinde Kukaşina oturmuş olmasın. Dilimizde iyi bir söz, sevimli bir kelime yoktur ki Kukaşina herkese söylemiş olmasın.  Bu yüzdendir ki, Kukaşina bütün nahiyede sevilir. Hattâ yalnız serseriler ve bohem hayatı sürenlerle arkadaşlık eden, zamanını köpeklerle insanları izaç etmekle [rahatsız etmek] [...]

Şakadan Anlamayan Adam

Hani bu eğlenceler onun da hoşuna gitmiyor değildi. Artık kış mış, hiç bir şeye kulak asmıyor, karanlık çöker çökmez yeniden kömür koymaya lüzum bile görmeden mangaldaki kıvılcımlı külleri eşeleyerek bir iki lokma atıştırıyor ve elindeki fenerle elektriksiz sokaklardan geçerek kendini mühendisin karısının evine dar atıyordu. Eğer kiracılarında toplanılıyorsa sakat ayağını sürüyerek nefes nefese merdivenleri çıkıyordu. [...]

Bir Misafir

Bulgar Hikâyesi I Hareket etmiş olan gerideki takımdan Stoyan Gaşiniket, bazen şehirdeki garnizonuna, bazen köprülerin birleştiği yerdeki polis müfrezelerine bazen de gerideki Alaya şimedriferle zahire gönderen kollara yardım ederek ve mahpusların yarına katmak için baraz daha muhafız göndererek ilerleyen ordunun izlerini takip ediyordu. Şehirden şehire, kasabadan kasabaya alacalı bulacalı kaputunu örtmüş, ağır bir arkebüz [bir [...]

Ahmet Rasim

Ahmet Rasim(1864-1932) Sanki vakit vakit, düz, çakıllı, bataklık topraklar üzerinden geçerek ilerleyen bir çay gibi ve bu çayın muhtelif tabakalar üzerinde uğradığı değişmeler gibi, o da değişik duygular ve ifade güzellikleri içinde yürüyüp gitti. RÜŞTÜ ŞARDAĞ Rasim'in hangi kitabını okursanız okuyun, muhakkak aynı kardeş hisleri duyacaksınız. Ben onu hiç tanımam, remini bile görmüş değilim; fakat bugün, [...]