Nasrettin için

Küçücük hikâyelerine kulak verdiğim günlerden beri doluyum. Gönlüm ister ki sanatın herkes için söyleyen yapraklarına seni öğrendikten sonra eğilelim; uğrunda ne gürültüler koparıp durduğumuz humanizma dedikleri nesnenin, senin hikmetlerinde ne kadar daha açık, kolay ve manalı olarak yaşamakta olduğunu anlayalım.  Bunca yıl önce Akşehir içlerinde çınlayan sesin yalnız ülkemiz değil, dünyamızın bir çok yerleri için [...]

Ahmet Mithat Efendi

Portreler: X Kuruyemişçi Süleyman Ağa'nın oğlu, bütün hayatı uzunluğunca, içinde geliştiği baba muhitine bağlı kaldı. Tanzimat'ın en vefalı çocuğu, yarım asrı aşan edebiyat denizinde dalgalanırken Tophane'deki küçük, yoksul kulübesinin, bu kulübelerin yıllardır neşe ve ümit görmemiş insanlarını unutmadı. Onun geniş gövdesine ve yontulmamış bir budak tepesi gibi bu gövdeden sivrilen yuvarlak sakallı, kalın enseli kocaman [...]

Tenkitçi, bu büyük geveze

Geçenlerde René Lalou yazmıştı: "Galiba bir gün, tenkitle uğraştığım günleri hayatımın en boş günleri olarak anacağım." "Fransız Edebiyatı" adlı eseri Fransa'da önceleri bir hayli gürültü koparan bu yaman tenkit otoritesinin tenkit işini bu kadar faydasız buluşu pek boşuna değildir. İnsan eski eserlerle biraz fazlaca meşgul olup, tarihin karanlıklarında kalmış vesikalara biraz fazlaca dayanırsa tenkit namına [...]

Bu akşam

İşte bir yeni şehir. Fakat yeni, eski ne olursa olsun şiir. Şiiri, mutlaka eski şekli hastalığında bulanların seyrek, gizli ve yarım kafiyeli olan bu manzumeden bir şey anlamaları mümkün olmadığı gibi sinirlenmeleri pekalâ mümkündür. Halbuki aşağıdaki Metin'den de öğrenileceği üzere mısralar kırılmış, kafiyeler dağıtılmış, eski imajlardan tamamen uzaklaşılmıştır. Ama ben diyorum ki, bu mısralar, şekli [...]

Karaosmanoğlu’nun hakkı var

Geçenlerde eski dostum büyük Türk romancısı Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun hatıra üstüne kaleme aldığı ve "Ötede kalan şey" başlıklı nefis yazısını lezzetle okumuştum. O gün bugün bu mevzu içinde, inanın okurlarım, kırk derecelik bir ateşle kıvranmadayım. Hem bir hakikati şu fıkra köşeciğimde itiraf edeyim: Güzel olan, sanat olan, sanatta kuvvetli ne varsa hep hatıraya dayanır. Dünyanın [...]

Wells’in ardından

Dünyamızın geleceğine dair haberler veren Wells'in ölümünü, basınımız yaprak kımıldamaz bir durgunluk ve alâkasızlık içinde karşıladı. Son asrın en büyük zekâlarından biri olan İngiliz romancısı Wells'in, zaten eserleri Türkçe'ye çevrilmek bakımından da şansı az bir romancıdır. Fakat asıl talihsiz Türk okuyucuları olsa gerek! Bir burjuva evinde işçilik yapan bir kadınla bir bahçıvandan dünyaya gelen Wells'in [...]

Edebiyatımızda dikkat noktaları: Küçük insanlar

Bunlar kimlerdir? İnsanî edebiyatın iyiden iyiye tetkiki, modern dünya edebiyatının son zamanlara kadar verdiği mahsullere tahlili bir göz ile dalış, bu sualin cevabını verecektir. Garp, edebiyatı hayata bağladığı günden beri, bu hayat içindeki insanın nasibi için siyasi sahada, iktisadi sahada ve sanat sahasında asırlardan beri çırpınıp durmuştur. Asırlardan beridir ki, devler ve küçükler halinde, kastlar, [...]

Namık Kemal

Onu küçük çocuklar ve ihtiyar kadınlar bile tanıyor. Anadolu'nun en temiz evlâdı, İstanbul'un en erkek ve mert hemşehrisini bilmeyenler, bilenleri ürkütmeyecek kadar dağınık ve az bir şey... Fakat her yaşayan iyi ve güzel midir? Veyahut fena ve çirkin mi? Evvelâ, şairin içimize karışmış olan gölgesinin hatlarını çizemez miyiz? Kemal'i düşünüyorum; gürültücü bir adam. Ses, hareket [...]

Petek’ten Bal

Evvelki gün bizim gazetede başyazı sütununda çıkan “İdrâk Âlemi” adlı yazıyı her halde okudunuz. Nereden gelip, nereye gittiğimizi kâinatın felsefî ışığı altında bilmem kaçıncı defa soran doktor Hüsamettin Petek, Türk edebiyatında yeni bir yazı janrı getirmiştir. Onu, İzmir Radyosu’ndaki konuşmaları ve bizim gazetelerdeki yazıları ile tanıyanlar, karşılaştıkları mevzulara bakarak şaşkına dönüyorlar. Namus, Pırlanta, Eşek, Bayram, [...]

Kitabî olmayan bir kitap

Bir zamanlar safsata ile, bir zaman dinle, bir zaman felsefe ile karıştırılmak istenen ruhiyat, paçasını orta çağdan kurtarıp 16. asırda hürriyeti seçince artık ilim olmasına hiçbir mani kalmamıştı. Düşünme, duyma, hayâl etme, gülme, oynama, etme, eyleme, sevme, kızma.. İç kâinatımızın birer incisi mesabesinde olan bu ele gelmez varlıklar ne yazık ki, birçoklarımız için ağızımızdaki dişlerimiz [...]