Atatürk Onların Üstündedir

Onlar Atatürk düşmanları, hangi yaştan ve baştan; kim olurlarsa olsunlar, Atatürk erişemeyecekleri kadar onların üstündedir. Henüz küçük bir ilkokul öğrencisi iken benim eski kafalı, eli değnekli bir hocam, Mustafa Kemal'in İstanbul'u ilk ziyareti günü onu bize şöyle anlatıyordu: "Hepsi yavrum, hepsi, anasını, babasını, evlâdını satar gibi memleketi satıp kaçtılar. Herkes korku ile bir köşeye sindi. [...]

Radyomuz Hakkındaki Düşünceler

Mesuliyetli millî ve milletlerarası şerefimizle alâkadar her iş gibi, radyonun da devlet eline geçtikten sonra büyük tekâmüllere doğru yol alması şüphesiz hepimizi sevindiriyor. Nitekim bu sevmelerimizi yer yer yapılan tenkitlerle ifade etmeye, bir çok vesilelerle anlatmaya çalışıyoruz. Radyonun her şeyden önce bir dinleyicisi sıfatıyla bizim de bazı düşüncelerimiz olabilir ki bunların izharı -sadece eksik noktaları [...]

Öğrenme Mektebi Dershanesinden Serbest Çalışmalı İşbirliğine*

Bu ayın üzerinde dikkatle durulacak kitaplarından biri de muhakkak bu eserdir. Kurduğu yeni sosyal bünyesine uygun bir şekilde yeni mektebi de meydana getirmek isteyen memleketimizde terbiye ve tedris meselelerine karşı gösterilen önem esasen bu kitabın üzerinde durmamızı icabettirdi. Fakat gerek eserin müellifi, gerek onu dilimize hulasa ederek kazandıran ve gerek eserin ihtiva ettiği bilgiler bakımından [...]

Ağlaması Bitmeyen Adam

-Aziz dostum Dülger Kemal'e- - Herifin yüzü güneş görmemiş ki... Gülüşmeler bağırtı olmaktan da çıkıyor, kahvecinin "şekerli bir!" diye yırtınan sesiyle karışarak, Karacaahmet çayırlığına, saf halinde bir askerî kıt'anın dizilişi gibi sıralanan kadın, erkek, akşam gezmesine çıkmış bir sürü insanın gürültüleri arasında kayboluyor, az sonra aynı gülüşler yeniden haykırış halini alıyordu. - Herifin yüzü güneş [...]

“Sayı Akal”* Asrı

George Duhamel(1884-1966) Geçen ay, "Radyo Neşriyatı" konseyinin bir toplantısında hazır bulunuyordum. Konuşma, programlarda yer alan ve bu ilkbaharda verilecek olan bazı konferanslar üzerinde dolaşıyordu. Konsey azası mükâlemenin [söyleşi] esasında oldukça çabuk anlaşmışlardı. Fakat sıra konuşmaların genişliğine gelince meclis en büyük müşkülat içine dalmış göründü. Bazıları ciddî bir konferansın ancak yarım saat devam edebileceğini tahmin edebiliyorlardı. [...]

Kukaşina

Jānis Poruks(1871-1911) Silamatch'den Bruckenburg'a giden yolun kenarında bir taş, az büyücek bir taş yoktur ki üzerinde Kukaşina oturmuş olmasın. Dilimizde iyi bir söz, sevimli bir kelime yoktur ki Kukaşina herkese söylemiş olmasın.  Bu yüzdendir ki, Kukaşina bütün nahiyede sevilir. Hattâ yalnız serseriler ve bohem hayatı sürenlerle arkadaşlık eden, zamanını köpeklerle insanları izaç etmekle [rahatsız etmek] [...]

Şakadan Anlamayan Adam

Hani bu eğlenceler onun da hoşuna gitmiyor değildi. Artık kış mış, hiç bir şeye kulak asmıyor, karanlık çöker çökmez yeniden kömür koymaya lüzum bile görmeden mangaldaki kıvılcımlı külleri eşeleyerek bir iki lokma atıştırıyor ve elindeki fenerle elektriksiz sokaklardan geçerek kendini mühendisin karısının evine dar atıyordu. Eğer kiracılarında toplanılıyorsa sakat ayağını sürüyerek nefes nefese merdivenleri çıkıyordu. [...]

Bir Misafir

Bulgar Hikâyesi I Hareket etmiş olan gerideki takımdan Stoyan Gaşiniket, bazen şehirdeki garnizonuna, bazen köprülerin birleştiği yerdeki polis müfrezelerine bazen de gerideki Alaya şimedriferle zahire gönderen kollara yardım ederek ve mahpusların yarına katmak için baraz daha muhafız göndererek ilerleyen ordunun izlerini takip ediyordu. Şehirden şehire, kasabadan kasabaya alacalı bulacalı kaputunu örtmüş, ağır bir arkebüz [bir [...]

Bir beyaz saadet

Rainer Maria Rilke(1875-1926) Sigorta memuru Thedor Fink, Riviera için Viyana'yı terketmişti. Yolculuk esnasında, rehberde tahrirat müdürünü iki saat kadar bekleyeceği Verone'e geceleyin varacağını farketti. Bu onun için fevkalâde bir şey ihdas etmiş değildi. Bir sigara tellendirdi. Sonra, onu içmeye tahammül edemeyince bir kavis çizdirerek kapı aralığından attı. Bakışları martın manasız ve soluk peyzajı içinde yanan [...]

Çayırdaki eşek

Fransız Hikâyesi Luzul'un çayırında her Allah'ın günü bir eşek görülürdü. Bu her şeyden önce hafif mırıltıları hissedilen rüzgarda yavaş yavaş sallanan bir oriflam [bayrak] gibi kulaklarını başına doğru diken ve diğer arkadaşlarına benzeyen bir eşekti. "Loue Passe" kasabasında posta müvezzii [dağıtıcısı] olan Luzul'un hemen hemen bütün serveti bu hayvandı. Zooloji eşeğin Perissodactyla [tek tırnaklı] sınıfından [...]