Beşinci basımını idrak eden ve yaşama gücü hâlâ tükenmemiş sanılan "Zavallı Necdet"i çeyrek asırdanberi böyle diri tutan şartları düşünmek hiç de boş bir emek olmıyacaktı. Çünkü o, bugün dördüncü ve beşinci baskılarını yapan, sanat ve edebiyetla ilgisiz birçok roman taslaklarının da büyük ağabeysidir. Yalnız onlardan ayrılan küçük bir tarafı var: Bu eski eseri o günün [...]
Küçük şeyler
Standart mallar gibi hep tartılmış, ince ve ölçülü insanlar; hep iyi veya fena kalbliler; mevsimlerin sadece ilk ve son baharı, günlerin en çok akşam ve sabah saatları; ışıklı değil, fakat daha çok karanlık geceler; akıldan çıkmasın diye iri puntolu harfler gibi iri iri gösterilmiş karakterler; ve başlarından büyük vakalar geçen sayısız ünlü kahramanlar... Sanatın, yakın [...]
İslâmdaki büyük sevgi
Allah’ın lânetlediği pis soyculuğu, kardeşi kardeşe, Müslüman'ı Müslüman'a düşman eden bölücülüğü bayrak yapıyorlar, ya da en ileride bir din olan İslâm dininin, en az bin yıl gerisinden geliyorlar. RÜŞTÜ ŞARDAĞ İslâm’ın, temel dayancası olan Kur’an’da geçen Tanrı seslenişleri bir ulusa değil, insana, tüm insanlaradır. XIII. yüzyıla kadar tam beş yüzyıl, Müslümanlığı gerçeği ile anlayan bilginler, [...]
İslâmlık, insanlık ve Mevlânâ
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) “Geçtik, geçtik, şâhım, beyim, mirim geçtik Biz o küçük 'var’lardan yoksulluk gelini ile sarmaş dolaş, geçtik” Mevlânâ Ölümünün üzerinden yediyüz yıla yakın zaman aktı. Dünyanın, dince, soyca ve mezhepçe türlü kollara ayrılmış onbinleri aşkın insanı, her yıl bu, hâlâ diri varlığın yattığı yere diz çöküyor. Doğusal bilimler ustası Hıristiyan Niccolson, onbeş yılını [...]
Mevlânâ
Mevlânâ’yı ne törenlerden, ne kitaplardan, ne bu çeşit makalelerden değil, kendi pınarından içerek anlamak... Bizi, çelişmelerden ancak sanıma göre bu yol kurtaracaktır.RÜŞTÜ ŞARDAĞ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) Basında, babacan (ehlidil) adamların gönlünde, Çelebiler arasında, kitaplarda ve beş, on yıldır da kentdaşlarına sevinç ve bereket sebebi olduğu Konya’daki anı törenlerinde birbirinden ayrık görüş ve duyuşlarla tanıtılan Mevlânâmız [...]
Alevîlik, Bektaşîlik, Şiîlik
İslâm dininde, temel ilkelerde ve ibadet biçimlerinde aynı yolu tutan, bazı küçük sorunlarda ayrı sanılara sahip olan dört mezhep var ki, (Hanefî, Malikî, Şafiî, Hambelî) bunların hepsi Peygamberimizin yolunu yol edinmiş anlamına “Sünnî” diye tanımlanır ve hepsi de değerli bir din önderi imamın öncülüğünde, hak mezhep olarak kabul edilir. Konumuza giren Alevîlik, Bektaşîlik ve Şiîlik [...]
Mevlânâ
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) Mevlânâ’mız, bir haftadır, Konya ve bütün Türkiye’de, dünyanın dört bucağından gelmiş, Doğulu ve Batılıların izlediği törenlerle anılıyor. Mevlânâ sekiz yüz yıl öncesinin bilgiler sultanı diye tanınmış Harzemli Şeyh Bahaüddin Mehmed’in oğludur. Babası, ailesi, Horasan erleri ile birlikte küçük yaşında Belh’ten çıkarak Nişâbur - Bağdat, Şam, Erzincan-Lârende üzerinden Alâeddin Keykubad’ın Selçuklu devletine yerleşmiştir. [...]
689 yıl sonra Mevlânâ
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) İranlıların “Mollâ-yı rûm” ve “Mevlevi”, Avrupalıların ise bizim gibi “Mevlânâ” dedikleri yüce varlık Celâleddin Rûmi’yi, ölümü ardından tam yedi tane yüzyıl akıp gittikten sonra hangi özellik ve nicelikleriyle anıyoruz? Kendisinden sonra bütün yüksek özellikleri yanında post’a çömez, dâvaya ülkücü sağlamak için kurulan mevleviliğin görüşü dışında, Mevlânâ kimdir? Bunca zaman aşımına rağmen çevresindeki [...]
Hayyam ve Allah
“Yolum üstünde tuzaklar kurasın; oldu mu ya!Sonra çıktım diye yoldan, vurasın oldu mu ya!Ne dilersen o olur, her şeyi hükmün yürütür,Yine kalkıp beni âsî yorasın: oldu mu ya!”Ömer hayyam Nişâbur’un, bin yıllık bir geçmişden ses veren hem başına, hem gönlüne buyruk şairi için, kendi vatanında bile uzun asırlar Allahsız ve dinsiz sıfatlarının kullanıldığı veya üstü [...]
İşte Gitti-Sadettin Arel
Hüseyin Sadettin Arel (22.1.1878 - 6.5.1955)[Musiki Mecmuası, 249: 500] Bir gün bu topraklarda Arel okulu gür bir feyizle fidanlarını sürecektir. Ama belki on sene belki yarım asır geç kalarak, Yazıklar olsun! RÜŞTÜ ŞARDAĞ Az mı yazdık? İkaz ederek, izah ederek, tenkid ederek ve nihayet, “Efendiler, bu adamların bir ayakları çukurda, toplayın şunları” diye haykırarak az [...]
