Edebî darlık

Rüştü Şardağ Bu başlık, ilk anda, insana eserlerin azlığı ve münteşir edebi nazım ve nesir örneklerinin kifayetsizliğini düşündürecek. Fakat bahis mevzuu edeceğim şey, bu örneklere rağmen, edebi eserlerinize rağmen darlıktır. Edebiyatımızdaki darlık, bugünün, en büyük münevverler ve sanatkârlar meselesi olmak gerekir zannediyorum. Bütün bir klâsik divan edebiyatının -birkaç ismin, birkaç şiiri müstesna- mevzuumuza hak verdirecek [...]

Ahmet Rasim

Ahmet Rasim (1964-1932) ÇUHA keseden çantası omuzunda asılı, annesinin boynuna atılıyor: - Anne, anne! Komşumuz Seher Teyze’nin evinden geliyorum. Hani çocuğu sünnet oluyor ya o işte. - Oğlum, ben onlarla konuşmam ki… - Ben konuşuyorum ama, dinle bak! Hasan’ı gördüm, cıyak cıyak bağırıyor. Annesi “benim ton ton oğlum” deyince “ton ton isterim” diyor. “Fidan oğlum” [...]

Ahmet Rasim

Ahmet Rasim Bey (1864-1932) Bu başlık her şeyden önce akla şöyle bir düşünce getirebilir: "Rasim okunmuyor mu?" Belki bir hakikati ifade etmiş olacağım: Okunmuyor. Çağ çağ, hattâ ölümlerinden sonra bazı kimselerin okunmayışı değersizliklerine kati bir işaret olmasına da herhalde kıymetleri hakkında insanı şüpheye düşürmekten alıkoyamıyor. Buna rağmen ben Ahmet Rasim'in okunması lüzumunu anlatmaya çalışacağım.  Gözünü [...]

Trende mukabele

İlk bakışta insanı üzerinde durduracak bir tarafı yok gibi idi. Tren Pendiği geçip de Ankara yolunda bir hayli ilerlemeye başlayınca kompartımana çöken sessizliği yırtmak ve her seyehatte âdet olduğu üzere nereli olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi, ne iş yaptığımızı biribirimize sormak lüzumunu duyduk. Trene bindiğim andanberi hiç de beni alâkalandırmayan kadın şimdi  gözlerimi  kendinden tarafa [...]

Üç tekerlerli bisiklet

- Buranın kapısı nerede yahu?... - Ne istiyorsun babalık, dur bakalım, camlara sürünüp durma! Oğuncaya kadar kollarımız koptu zaten.. - Canım yemek yiyeceğiz, uzun etme işte. Garsonlar yarı hayret, yarı gülme ile karışık bir bakışla ihtiyarı iyice süzdükten sonra kapıyı açtılar. O, bir elinde ucu sivri bir değnek, bir elinde de çıkın hırpani kılığiyle içeri [...]

Babamın gözyaşları

Orta mektepte okuyordum. O sene sınıfı geçmiş ve tatilde, birkaç kuruş kazanmak için iş bulmak düşüncesiyle her tarafa başvurmuştum. Fakat yaşımın küçük olması - beş on kuruş gündeliğe razı olduğum halde – bu arzuma engel olmuştu. Ne yapacaktım? İki aydan beridir ki babam ihtiyar diye işinden çıkarılmıştı. Bu yüzden annem, ben ikimiz ayda yirmi lira [...]

Bu da başka ıztırap

Postahanede çalıştığım zamanlar, içimde tuhaf hisler bırakan bir hatırayı zaman zaman hatırlar dururum. Çalıştığım dairenin bütün memurları birbirlerine o kadar ısınmış ve bağlanmışlardı ki, vazifeye başladıktan bir ay geçtiği halde benim kendilerile samimi olmadığıma şaşarak arkamdan hemen; - Canım bu çocuk ta ne aptal şey, kimse ile fazla konuşmuyor, ne olacak canım, ya kibirli ya [...]

Bir namus meselesi

- Üç dudağa bakın yahu! Bugün halinde bir kırgınlık var? Yoksa kocakarı ile çıngar mı  ? - Yok a canım, ne çıngarı? - Neden öyle ise suratın Sultanahmet meydanı da gözün Tünel geçiyor? -Ulan sahiden de öyle be Ethem. O surat ne öyle? Ethem bütün bu sözlere kestirme bir cevap vermek istedi: - Oğlum sizin [...]

Verilen söz

- Bana bak Yamalı, bu işte önayak sen olacaksın. Yamalı İsmail somurttu ve: - Duman Ali ne gûna duruyor? Dedi? - Yok yok, sen elebaşı ol. Anasını kandırmak senden. Hasanı kandırmak ta bizden - Nasıl olur canım? - Hadi işte ulan! Üç günlük gelin gibi naz etme. Şunun sonunda bir adam kandıracaksın. Şimdiye kadar yapmadığın [...]

İzmir’de Fikir, Sanat ve Cemiyet Hayatı

Tirenimiz İzmir'e doğru bir bağ bozumu mevsiminde ilerliyor. Alaşehir'den öteye, Ege'nin cennet şehrine doğru yol alışın hazzı sonsuzdur. Uzak tepelerdeki ormanlar arasında görülen mangal kömürü dumanları, köy bacalarından, sabahın erken saatinde buğulu tabakalar halinde tütüp yayılan dumanlarla karışıyor. Tren yollarına muvazi bir şekilde uzanan kırlarda bazan ayakta dinelmiş, bazan yürümekte olan bir çoban, yanından zaman [...]