Ölüm

Arapların “ecel”, “mevt” diye adlandırdıkları, Türklerin çok eski çağlardan beri “ölüm” dedikleri en büyük giz! Olumlu bilimcilerce üzerine nice beyin ışıkları harcanmış. Bedende canı taşıyan protoplazmanın niteliğine inilerek benzeri bir canlının yaratılmasına çalışılmış. Yok oluşuna son verilmek istenmiş… Yazık, yazık ki canlı hücrenin tıpkısını yaratmak için o ilk can tohumunu öldürerek yola çıkılmış… Sonuç? Hiç! [...]

İslâm’da sosyal adalet / Servetinizdeki yoksul hakkını zekâtla karıştırmayın

Karıştırmayın, çünkü zekâtın, “Namaz kılın, zekâtı verin” diyen Allah buyruğu ile Kur'ân’da geçtiği yer belirli ve sınırlıdır. Ama buna karşılık kutsal kitabımızın hemen hangi Sûresini, hatta hangi sayfasını açsanız, Allah’ın varlıklılar için (VER) buyruğu ile karşılaşırsınız. “Bir daha yardım edersem” diye yemin etseniz bile, yemininizi bozabilirsiniz. Siz yardımı, onlar için yapmayacak “Ulu Allah böyle buyurdu” [...]

İslâm’da sosyal adalet / Yoksulluk ve sabır

Ulu Allah, başlangıç yazımızda da belirttik; kullarını yoksulluk ve daha başka yollarla sınar. Sevdiği kullarına karşı bu, onun lütfudur, “cilve-i ilahiyyesidir.” Zengin olsun, fakir olsun, herkes, bazı yollarla sınanır. Kullarını yaratan, dünyaya gönderen yüce Allah, kimilerini hastalıkla, kimilerini rızık azalmasiyle, kimilerine bir fitneyi musallat ederek onların sabırlarını, katlanımlarını dener; eğitir. Allah’ın, sevmediği kullarını bu gibi [...]

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Alevi Bakan

Türkiye’de yıllar yılı, üstüne el sürülmekten öcü gibi korkulmuş bir yasa var: Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu. Bu yasanın çıkarıldığı günlerden bugüne, nice zaman akmış. Halkın dilinde önce “muhakeme”, yargılama olmuş. Kanun da yasa olmuş. Yani adından başlayarak, demokratikleşme ilkesine uygunluk içinde, yasanın da değişmesi zorunluğu doğmuş. İki partinin sarmaş dolaş olarak kurduğu koalisyon hükümeti, bu [...]

Mevlânâ’da aşk sürüyor

Kudüm ve ney sesleri arasında kendilerini kaybetmiş olarak dönerler… Divân-ı Kebîr, gerçekten bir aşkname ve feryatnamedir. Yüce Mevlânâ gazellerinde takma ad olarak Şems, Şemseddin’i kullandı. Her gazelinde, o sevgilinin adını bir kez daha yinelemiş oldu. Mevlânâ, Şems’le coşmuş, Salâhaddin’le durulmuş, Hüsamettin Çelebi ile en olgun, verimli dönemine girmişti. Hünkâr, aradığı vefayı bulmuştu onlarda… Mevlânâlar diyoruz. [...]

Mevlânâ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) Mevlânâ’mız, bir haftadır, Konya ve bütün Türkiye’de, dünyanın dört bucağından gelmiş, Doğulu ve Batılıların izlediği törenlerle anılıyor. Mevlânâ sekiz yüz yıl öncesinin bilgiler sultanı diye tanınmış Harzemli Şeyh Bahaüddin Mehmed’in oğludur. Babası, ailesi, Horasan erleri ile birlikte küçük yaşında Belh’ten çıkarak Nişâbur - Bağdat, Şam, Erzincan-Lârende üzerinden Alâeddin Keykubad’ın Selçuklu devletine yerleşmiştir. [...]

689 yıl sonra Mevlânâ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî(1207-1273) İranlıların “Mollâ-yı rûm” ve “Mevlevi”, Avrupalıların ise bizim gibi “Mevlânâ” dedikleri yüce varlık Celâleddin Rûmi’yi, ölümü ardından tam yedi tane yüzyıl akıp gittikten sonra hangi özellik ve nicelikleriyle anıyoruz? Kendisinden sonra bütün yüksek özellikleri yanında post’a çömez, dâvaya ülkücü sağlamak için kurulan mevleviliğin görüşü dışında, Mevlânâ kimdir? Bunca zaman aşımına rağmen çevresindeki [...]