Kardeşlerimin Destanı (II)

Ne kadar çürük olsa sırtım, omurum, kolum;Kendime az gelirken, insanlara bol bolum, Yüklensin günahları insanlığın sırtıma,Sebep beni bulsunlar her beliren yıkıma.  Beni hırpala Tanrım, beni sars ve yarala;Her türlü azabına beni sür kaka kaka, Beni kahret, beni ez, beni suçlandır bir bir;Kardeşlerim ki bilir, tanırsın ne zayıftır.  Bileyim insanların içinde ben de varım;Ah o zaman her türlü [...]

Kardeşlerimin Destanı (I)

Seni ben neyleyim ey Tanrım,Yıldızlar içinde yapyalnız?Bize gel de bir gün, gönlümü Sana taht eyleyim ey Tanrım Haykır, haykır bize; duyalımGörelim; ışık serp yenidenPerdeleri inik gözlerleHep kendimize mi uyalım Bu çocukların ki sağır, duymaz;Bize haykır Tanrım şöyle biraz:Duy bak, ey çocuğum, zengin olursunDuy bak, sen bununla engin olursun.  Duy bak, ey çocuğum, duyarsan eğerHiç bir şey [...]

Görmekten daha ötelere

"Görenle görmeyen bir olur mu?"En'am/50 Gerçi günlük hayatları içinde önceden bellenilmiş yollardan yürüyerek eski gerçekler dünyasının tanınmış ve teklifsiz çiçeklerini koklaya koklaya hep aynı köşe başına varan ve sonra oradan tekrar, tanış olduktan ışıksız, renksiz, asık suratlı dünyalarına dönenler pek çoktur. Görenler, bunlarla nisbet olunduklarında hazin bir azlık teşkil ederler. Ve Emil müellifinin ağzıyla "Ey [...]

Bir Yazının Düşündürdükleri

1 Sonteşrin 1941 sayılı "Ülkü"de Suut Kemal Yetkin'in "Eski bir tercümeyi okurken" adlı yazısı dikkatimizi çekti; hayli acı bir surette en salahiyetli kalemlerin bile kendi sahalarında ne kadar ihmalci, ne kadar kolay sonuç elde etmek isteyici olduklarını bir daha hatırlattı. Sayın muharrir, "Tercüman-ı Hakikat"le, Musavver Servet-i Fünun Mecmuası'nın 1313'de birlikte neşrettikleri bir fevkalâde nüshada Selânikli [...]

Realizm sarhoşluğu

Bir edebî mektebi hastalık haline getirmiş gibiyiz. Bir hakikat, bize yalnız ifrat halinde değil, eksik ve sakat bir halde de hâkim olmaktadır.  Tanzimat'a kadar ve ondan uzun yıllar geçtikten sonra da realitenin dışında idik. Bugün bir realite hastalığına tutulmuş, her ölçüyü ona göre tayin etmeye çalışıyor, tempéramentları [mizaç], sanatkârın fizyolojik bünyesini, devrin atmosferini, ifadenin hususiyetini [...]

Radyomuz Hakkındaki Düşünceler

Mesuliyetli millî ve milletlerarası şerefimizle alâkadar her iş gibi, radyonun da devlet eline geçtikten sonra büyük tekâmüllere doğru yol alması şüphesiz hepimizi sevindiriyor. Nitekim bu sevmelerimizi yer yer yapılan tenkitlerle ifade etmeye, bir çok vesilelerle anlatmaya çalışıyoruz. Radyonun her şeyden önce bir dinleyicisi sıfatıyla bizim de bazı düşüncelerimiz olabilir ki bunların izharı -sadece eksik noktaları [...]

Öğrenme Mektebi Dershanesinden Serbest Çalışmalı İşbirliğine*

Bu ayın üzerinde dikkatle durulacak kitaplarından biri de muhakkak bu eserdir. Kurduğu yeni sosyal bünyesine uygun bir şekilde yeni mektebi de meydana getirmek isteyen memleketimizde terbiye ve tedris meselelerine karşı gösterilen önem esasen bu kitabın üzerinde durmamızı icabettirdi. Fakat gerek eserin müellifi, gerek onu dilimize hulasa ederek kazandıran ve gerek eserin ihtiva ettiği bilgiler bakımından [...]

Rıza Tevfik’e Dair*

* Arkın, R. G. (1939). Rıza Tevfik, Hayatı, Şiirleri. İstanbul: Resimli Ay Matbaası.  1908, her şeyde olduğu gibi, edebiyatımızda da, harp tehlikesini duyan borsalarda görüldüğü üzere bazı kıymetlerin düşüp, bazılarının yükselmesine sebep oldu. Meşhur felsefeci "Rıza Tevfik" de bu devrin ve bundan sonra yürüyüşüne devam eden bu uzun senelerin en büyük şairiydi. "Hâmit"in baştan başa [...]

Ağlaması Bitmeyen Adam

-Aziz dostum Dülger Kemal'e- - Herifin yüzü güneş görmemiş ki... Gülüşmeler bağırtı olmaktan da çıkıyor, kahvecinin "şekerli bir!" diye yırtınan sesiyle karışarak, Karacaahmet çayırlığına, saf halinde bir askerî kıt'anın dizilişi gibi sıralanan kadın, erkek, akşam gezmesine çıkmış bir sürü insanın gürültüleri arasında kayboluyor, az sonra aynı gülüşler yeniden haykırış halini alıyordu. - Herifin yüzü güneş [...]

“Sayı Akal”* Asrı

George Duhamel(1884-1966) Geçen ay, "Radyo Neşriyatı" konseyinin bir toplantısında hazır bulunuyordum. Konuşma, programlarda yer alan ve bu ilkbaharda verilecek olan bazı konferanslar üzerinde dolaşıyordu. Konsey azası mükâlemenin [söyleşi] esasında oldukça çabuk anlaşmışlardı. Fakat sıra konuşmaların genişliğine gelince meclis en büyük müşkülat içine dalmış göründü. Bazıları ciddî bir konferansın ancak yarım saat devam edebileceğini tahmin edebiliyorlardı. [...]