Hani bu eğlenceler onun da hoşuna gitmiyor değildi. Artık kış mış, hiç bir şeye kulak asmıyor, karanlık çöker çökmez yeniden kömür koymaya lüzum bile görmeden mangaldaki kıvılcımlı külleri eşeleyerek bir iki lokma atıştırıyor ve elindeki fenerle elektriksiz sokaklardan geçerek kendini mühendisin karısının evine dar atıyordu. Eğer kiracılarında toplanılıyorsa sakat ayağını sürüyerek nefes nefese merdivenleri çıkıyordu. [...]
Etiket: Rüştü Şardağ
Bir beyaz saadet
Rainer Maria Rilke(1875-1926) Sigorta memuru Thedor Fink, Riviera için Viyana'yı terketmişti. Yolculuk esnasında, rehberde tahrirat müdürünü iki saat kadar bekleyeceği Verone'e geceleyin varacağını farketti. Bu onun için fevkalâde bir şey ihdas etmiş değildi. Bir sigara tellendirdi. Sonra, onu içmeye tahammül edemeyince bir kavis çizdirerek kapı aralığından attı. Bakışları martın manasız ve soluk peyzajı içinde yanan [...]
Çayırdaki eşek
Fransız Hikâyesi Luzul'un çayırında her Allah'ın günü bir eşek görülürdü. Bu her şeyden önce hafif mırıltıları hissedilen rüzgarda yavaş yavaş sallanan bir oriflam [bayrak] gibi kulaklarını başına doğru diken ve diğer arkadaşlarına benzeyen bir eşekti. "Loue Passe" kasabasında posta müvezzii [dağıtıcısı] olan Luzul'un hemen hemen bütün serveti bu hayvandı. Zooloji eşeğin Perissodactyla [tek tırnaklı] sınıfından [...]
Canlı sinema
Yaşar Nabi Nayır(1908-1981) -İyi dost Yaşar Nabi'ye- Şehrin sessizliği kahveye de çökmüştü. Böyle her Ramazan akşamı, yatsı ezanı okunup da oruçlu insanların doldurduğu büyükçe bir alay camilere boşanmaya başlayınca -burasının havasında garip bir ölgünlük doğuverir, çalgılı gazinolar ezan bitinceye kadar saygı gösterip gürültüyü keserler, sokak içlerindeki manavlar: "Çekirgenin bu mal be kuzum!" diye taşan heyecanlarını [...]
Sanat mı modaya tabidir, moda mı sanata?
Julien Benda(1867-1956) Bir zamanlar, genç bir Estet (Esthete) bana modern müziği methediyor ve onun beşer ruhuna o kadar büyük bir kudretle hitap eden incelikleri anlatıyordu. Ben ona, garip devrimizin ihtiyaçları üzerinde, kat'iliği içinde güzel gibi görünen bazı şeyler düşünüp düşünmediklerini sordumdu. Mesela: "Gathetique"in Adagio'sunu, yahut "Sihirli Flüt"teki papazların kalbini. O bana şöyle cevap verdi: "Biz [...]
Muhacir
Sedirin yırtık muşambasına parmaklarını geçirip oynamaktan bıkmıştı. Uykusuz geçen bir gecenin göz kapaklarında meydana getirdiği şişkinliği görebilmek için aynanın karşısına geçmiş, soluk, esmer yüzündeki eski gülüşünü kaybetmiş olan, parlak elâ gözlerine şaşkın şaşkın bakıyordu. Kahvedekiler bugün onun hiç kimse ile konuşmayışına, hattâ onları etrafına toplayıp "Köroğlu"nun "Beyahu" sütununu olsun okumayışına bakarak o kadar şaşmadıkları halde, [...]
Yat kalk…
Rüştü Şardağ - Mustafa oğlum, bize yok mu anlıyalım da!- Ulan Mehmet, yumurtacı Hakkı'ya veremedim görüyorsun. Bir çekimlik bir şey var, gözüne mi battı.- Ne cözüme batacakmış da!. Vermezsen ne çıkar ki, toz; rakı olsa anlarım. - Ulan tozu beğenmedin mi? Adama derdini, efkârını unutturur. Demindenberi lâfa karışmıyan yumurtacı Hakkı: - Hani, dedi. Bizde de dert [...]
Zonabıa Whıte’ın Hayatı
Louis Bromfield(1896-1956) Bir İngiliz hikayesi Zenobia White öldü. Bu sabah her zamanki gibi kahvaltı yapmağa gidiyordum. Patikayı çıkarken komşu çiftlikte kalan "James Smith"i şiddetle nefes alır ve ter içinde kalmış bir halde gördüm. O, beni görünce bağırdı: "Zenobia White öldü!".. O zaman, hemen hemen bir asır kadar yaşamış olan ihtiyar garip bir kadının ölümüyle altüst [...]
Edebiyatımızda Vatan Duygusu – X
Mütarekenin içinden Bir imparatorluk hatırlayabiliriz; asırlardan beri sosyal ve ekonomik temelleriyle öğünen, bu övüncün meyvalarını, Budin kapılarında, Afrika çöllerinde, büyük Asya hudutlarında toplayan, sade zafer kaydeden bir imparatorluk. Fakat yine bir imparatorluk görüyoruz ki medreselerinde ders veren ve okuyanları kalmamış, hudutlardan içerilere kadar uzanan geniş topraklar üzerinde çalışan kollar hafiflemiş, toprağın verimsizliği nisbetinde, üzerinde yaşayanlar cehle [...]
Edebiyatımızda Vatan Duygusu – IX
Çanakkale: Bu kelimenin tesirine kapılarak kahramanlık sözleri söylemek beyhudeliğini idrak edelim. Ve yine sadece o günkü edebiyatın, ona bağlanarak meydana getirdiği sahifeler arasında dolaşalım. İmza yerine üç nokta ile neşredilmiş olan bir şiirden bazı mısralar yazabiliri; mısralar ki her Türk gibi onların sahibi de ne suretle gelirlerse gelsinler Sivastopol'a hiç benzemiyen Çanakkale'ye dokunacak ellerin kırılacağını [...]
