Mahalli eserler, getirdikleri bin bir koku ve ışıkla yurt bahçelerinden gönüllerimize açılmış pencerelerdir. Rüştü şardağ İş bölümü, edebiyat tarlasına da çeşitli tohumlarını saçtıktan sonra, sanat eserlerinin cins cins filiz verdiklerini gördük. Mahalli edebiyat, (Litterature regional) bu tarlanın en cana yakın bir bitkisidir. Yıllardan beri şu "bizim edebiyatımız", "milli edebiyat", "yerli edebiyat" patırtıları arasında gürültüye giden bu [...]
Etiket: Rüştü Şardağ
Bir yüksük dolusu: Küçük noktalamalar
Şu küçücük noktalama işaretleri, birbiri peşi sıra nice boylarından büyük potlar kırar, nice kıvrak ve gizli duyguların okuyucular tarafından tadılmasına, söz toplulukları kadar yardım eder. Birbirleriyle bir türlü bağdaşmıyan insan oğullarının, yanlış anlaşılmamaları için baş vurdukları sayısız çarelerin en küçüğü ve en değersizi kim bilir, belki de bu işaretçikler olacak. Ama bir sanatçı elinde, onlara, [...]
Tenkitsiz san’at mi?
12/2/941 tarihli Ulus, "Sözden söze" sütununda Nurullah Ataç'ın bir fikrini yaymaktadır. Bu değerli kalem, "Sanat eserlerinin değerini, güzelliğini tahlil yolu ile anlatmaya kalkanlara şaşıyorum. Kendilerini sanatkardan daha beliğ mi sanıyorlar?" Diye başlıyan yazısında münekkidin, nihayet, bahsettiği eserden ziyade, bahsediş tarzı ve bunun için ileri sürüdüğü fikirlerle alaka toplıyan bir kimse olduğunu anlatıyor. Ve madam Rachild'in [...]
Mahmut Ekrem Recaizade
Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914) Maarif Vekâleti, Recaizade Mahmut Ekrem’in ölümünün 25 inci yıl dönümü dolayısiyle, anılmasını mekteplere tamim etmekle yerinde bir kadirşinaslık göstermiştir. Şu anda, onu tarihin karanlıkları içerisinde, elinde gümüş saplı bir baston, ince ve süzgün boyu ile “yakacık”ta veya topraklara gömdüğü sayısız evlâtlarının mezarları önünde görüyor gibiyim. Iztırap çekmekte belki çok haklı [...]
Edebî darlık
Rüştü Şardağ Bu başlık, ilk anda, insana eserlerin azlığı ve münteşir edebi nazım ve nesir örneklerinin kifayetsizliğini düşündürecek. Fakat bahis mevzuu edeceğim şey, bu örneklere rağmen, edebi eserlerinize rağmen darlıktır. Edebiyatımızdaki darlık, bugünün, en büyük münevverler ve sanatkârlar meselesi olmak gerekir zannediyorum. Bütün bir klâsik divan edebiyatının -birkaç ismin, birkaç şiiri müstesna- mevzuumuza hak verdirecek [...]
Ahmet Rasim
Ahmet Rasim (1964-1932) ÇUHA keseden çantası omuzunda asılı, annesinin boynuna atılıyor: - Anne, anne! Komşumuz Seher Teyze’nin evinden geliyorum. Hani çocuğu sünnet oluyor ya o işte. - Oğlum, ben onlarla konuşmam ki… - Ben konuşuyorum ama, dinle bak! Hasan’ı gördüm, cıyak cıyak bağırıyor. Annesi “benim ton ton oğlum” deyince “ton ton isterim” diyor. “Fidan oğlum” [...]
Ahmet Rasim
Ahmet Rasim Bey (1864-1932) Bu başlık her şeyden önce akla şöyle bir düşünce getirebilir: "Rasim okunmuyor mu?" Belki bir hakikati ifade etmiş olacağım: Okunmuyor. Çağ çağ, hattâ ölümlerinden sonra bazı kimselerin okunmayışı değersizliklerine kati bir işaret olmasına da herhalde kıymetleri hakkında insanı şüpheye düşürmekten alıkoyamıyor. Buna rağmen ben Ahmet Rasim'in okunması lüzumunu anlatmaya çalışacağım. Gözünü [...]
Trende mukabele
İlk bakışta insanı üzerinde durduracak bir tarafı yok gibi idi. Tren Pendiği geçip de Ankara yolunda bir hayli ilerlemeye başlayınca kompartımana çöken sessizliği yırtmak ve her seyehatte âdet olduğu üzere nereli olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi, ne iş yaptığımızı biribirimize sormak lüzumunu duyduk. Trene bindiğim andanberi hiç de beni alâkalandırmayan kadın şimdi gözlerimi kendinden tarafa [...]
Üç tekerlerli bisiklet
- Buranın kapısı nerede yahu?... - Ne istiyorsun babalık, dur bakalım, camlara sürünüp durma! Oğuncaya kadar kollarımız koptu zaten.. - Canım yemek yiyeceğiz, uzun etme işte. Garsonlar yarı hayret, yarı gülme ile karışık bir bakışla ihtiyarı iyice süzdükten sonra kapıyı açtılar. O, bir elinde ucu sivri bir değnek, bir elinde de çıkın hırpani kılığiyle içeri [...]
Babamın gözyaşları
Orta mektepte okuyordum. O sene sınıfı geçmiş ve tatilde, birkaç kuruş kazanmak için iş bulmak düşüncesiyle her tarafa başvurmuştum. Fakat yaşımın küçük olması - beş on kuruş gündeliğe razı olduğum halde – bu arzuma engel olmuştu. Ne yapacaktım? İki aydan beridir ki babam ihtiyar diye işinden çıkarılmıştı. Bu yüzden annem, ben ikimiz ayda yirmi lira [...]
