
Şiir buhranlı ise, muztaripse veya orijinalite arıyor veyahut nostaljik bir türkü çağırıyorsa, bu sokak, bu şehir, bu dünya böyle olduğu için öyledir.
rüştü şardağ
Dünküler, hattâ bir kuşak evvelkiler okunmuyorsa bu hal, dünyalarının çoktan değişmiş olduğunu gösterir.
Şiirimizin dünya şiirile birlikte geçirdiği bir buhran var. Neden inkâr edelim? Bu buhrana, iki nokta esas olabilir: Muhit ve zihniyet. Son neslin bütün şiirlerini gerek şairler, gerek okuyucularım da kabul edeceklerdir ki şu vasıflar teşkil ediyor: Bilmece şeklinde, anlaşılması güç şeyler söylemek, ferdiyetlerin dar mahpeslerindezindan ecel terleri dökmek, veyahut bir propagandacı edasile didaktiköğretici mahiyetli, sert tonlu, frapan kelimeli manzumeler yazmak. Tabiî bütün bu vasıfların sebepleri déterminantlarıtamamlayıcıları var. Onları muhitimizde aldığı mirasları tetkik için avuçlarına bıraktığı zaman görmüştür ki bir kıymet teşkil etmiyen söz cambazlıklarından maada, gerçek şiirde ne varsa, samimiyet, namuskârlık, hakikî aşk ve insaniyet hepsi birer toz yığını halinde uçup gitmiştir. Öyleyse düne karşı bir reaksiyon arzusu onun bütün sinirlerini gergin tutacaktır.
Son nesle “münkir”inkar eden ve “kendini beğenmiş” sıfatını takanlar, dünkü şairlerden kaçının ayakta kalabileceğini ve onların da hangi eserlerinin ölmezliğini söyliyebilirler. Bir vakitler kulakları yeni sesler, terkipler ve edalarla dolduran, kalplerden, dimağlardan silinemiyeceği söylenen şiirler hatırlıyoruz ki bugün için birer hiçlik manzarası arzetmekten ileriye geçemiyor. Genç şairin belki tek hatası, dünkü boşluğun sebeplerini, dünkü kısırlığın zaruretlerini idrâk için olsun bu materyellerin içinde dolaşmamasıdır. Zira bu korkunç âkibetler dünyası ona çok ciddî ihtarlarda bulunmuş olurdu.
Fakat bu alâkasızlığa rağmen düne karşı genç neslin reaksiyonu yerindedir. Bilhassa şiirde tamamile haklıdırlar da. Dünün samimîyetsizliği gerçekten bütün bir şiir mahsullerinin içinden akar. Serveti Fünûn’un usta romanlarını ve hakikî duygusile başbaşa kaldığı zamanki Fikret‘i istisna edersek, şiire karşı beslediğimiz bu zanda pek haksız olmadığımız inkâr edilemez.
Fakat sadece eski muhit değil, yaşanan muhit de bugünkü şiir için bir reaksiyon sebebi olmaktan uzak değildir. Bir defa bizde mevcut kötü bir an’ane bu sebebi körükler: “Roman mı yazacaksın? Dikkat et, bu zor bir iştir. Kültür ister, çok şey yaşamış ve okumuş olmak ister. Şiir yaz! Onun için bu zahmetlere lüzum yoktur. Hissedebiliyorsan hemen yaz.” İşte şiire rağbet biraz da bu an’ane yüzündendir. Neden gençler arasında bu kadar çok edebiyat tarihi, edebî etüd, tenkit meraklıları çıkmıyor? Çünkü işin kolayı şiirde. Çünkü şiir kendilerince bir beşerî tezahür olmaktan çok, bir santimantalduygusal boşanışdır.
İşte bu kolay sahaya çullanmış şair bolluğu hakikî değeri olan genç şairler üzerinde fena tesirler yapıyor. Şiire tutkun, şiire hâkim ve muktedir olan yeni imzaları önce bir tereddüde, sonra bir orijinalite arzusuna sürüklüyor.
Şiirimizdeki buhranın bir sebebi belki budur. En muktedir ve birer şahsiyet olacaklarına inandığımız gençler bile işi “başka türlü söylemek” yoluna döküyorlar. Madem ki kendilerinden bir evvelki neslin bütün şiir malzemesi koftur, gülünçtür, basitliktir. Üstelik bu şair deryasında kimseye benzememek de gerekiyor. O vakit şiirlere değişik, zor, anlaşılması bazan bilmece halini hatırlatan istikametler veriliyor. Halbuki ne kadar biribirlerine benzemek istemeseler hemen pek çoğu yine esas noktalarda birleşiyorlar. Bazan aksi de vaki oluyor. Coşkun bir cemiyet meselesi, bir fikir, bir iddia haykırmak, inanmış adam haysiyetinden uzaklaşılarak bir propagandist edasile konuşmak.
Nihayet onlar için ferdiyetlerinin içerisinde, orijinal bir eser meydana getireceğim diye kıvranmak da mümkün. Nitekim kısık sesli, kalbe yabancı samimîyetle dolmamış bir çok mevzular hatırlıyorum ki genç şairlerin şiirlerinde yer almış bulunmaktadır.
Sosyal muhit, yeni şiirin buhranına bir başka türlü de sebep olmaktadır. Bu muhit küçük değil, bütün dünya çapında bir muhittir. Sanayi ıztırabı, pazar darlığı, dünya mesnetsizliği, arzulara tâbi harpler, haris menfaat mücadeleleri, kıymet hercümerci, bu duygulu Avrupa insanını marizkusurlu kılmıştır. Her hâdise artık onun için felâket doğurucu olmaktan kurtulamıyor. Üzgündür; bedbindir; dilsizdir. Ve her şeye, herkese küskündür. Kaçmak, riyakârlıklarla, pis menfaatlerle dolu bulunan bu eskimiş dünyadan kaçmak; yeni iklimlere ve ülkelere iltica etme için çırpınmaktadır.
En gerçekleşmesi imkânsız tasavvurlar, ve sayıklamalar peşinde koşmaktadır. Son şiirler bize bunu gösteriyor. Bulunduğu cemiyetten nefret eden Avrupalının ıztırabı bütün bu exotisme pathétique’inde (yabancıl acı) görülüyor. Bizim son nesil şairleri arasında bu hale de rastlamak mümkün. Bu hususiyet de bir taklit tesirile veya bir intibak dolayısile olsun onların arasında mevcuttur. Hülâsa son neslin genç şairlerini saran ve basitten mürekkebe doğru giden bir âlem var ki, arzulara sağır, mazisi malzemesiz, hali katastroffelaket içinde ve istikbali şuurları muvazenelidengeli tutmaktan uzak bir şekilde akıp gitmektedir.
Bu akış yer yer yeni şiiri tayin ediyor. Bu şiir buhranlı ise, muztaripse veya orijinalite arıyor veyahut nostaljik bir türkü çağırıyorsa, bu sokak, bu şehir, bu dünya böyle olduğu için öyledir. Dünküler, hattâ bir kuşak evvelkiler okunmuyorsa bu hal, dünyalarının çoktan değişmiş olduğunu gösterir. Halbuki genç şairler arasında hangi hususiyetler içinde olursa olsun karakterleşmiş kimseler görüyoruz. Onların şiirlerinde asrımızın karakterlerini okuyor ve heceliyoruz.
Şardağ, R. (27 Birinciteşrin 1940). Edebi Musahabe: Şiirimiz veçhesi. Vakit, s. 2, 6.
