Atatürküm

Maddeyi başına taç edinen bu çirkin, bu iğrenilesi dünyada,
sencileyin kahramana ağlamak, insanı insan eden faziletlerin en güzelidir.

RÜŞTÜ ŞARDAĞ

Caddelerde, süngüsünü silip kınına koymuş askerler, okullarda masum yüzlerini hocalarına çevirip bir daha eğilmeyecek başlarını yukarıya kaldıran öğrenciler gür sesleriyle senin türkünü çığırıyor, dört yanı yıkıyorlardı:

“O sevimli yüzün asla solmasın”
Bir zamandı Atatürk!..

*
1923 yılıdan, güzel başını toprağa eğdiğin güne kadar, yılmayası bir savaşla yıktığın gerilik kuvvetleri, söndürdüğün irtica ocakları, giriştiğin büyük mücadelenin destanlarıdır. 

Bilenler bilir; sen, Yenişehrin tam göbeğinde, Bulvar üstündeki göze batan bir binanın cami yapılmasını arzu edecek kadar, Türk’ün itikâle [tükenmez] uğramaz bir Allah’ı olduğunu dört yana ilân etmek istemiştin. Seni dinsiz diye yermeye kalkan yobazlara, yine seni böyle gösterip eserini ve adını sömürmeye çalışan komünistlere lanet!

*
1923’de kurduğun rejimin adıl Cumhuriyet’ti. İlk Meclisi tek dereceli seçimle kurdun. Yurdun dört bir köşesinden seçilerek gelen o büyük mücahitler meclisinde sık sık filinta ve tabancalara el atılır, bütün iyi niyetlere rağmen, Garplılık ve medeniyet hamleleri uzun münakaşalar sonunda geri kalırdı. İlk meclisten sonra, tam demokratik bir seçim için gerçi yıllarca beklenilmiştir. Ama buna bakıp da seni demokrasiyi istememiş gösterenlerin gafletine yazık! Sen bu yılları dışarıda ve içeride, Türk’ün medenilik seviyesine harcanan sonsuz emeklerle doldurdun! Sen değil miydin Atatürk; şapka kanununa karşı mevziî baş kaldırış karşısında, çok partili sistemden çaresiz, daha bir zaman için uzak kalan? Sen değil miydin; -memleketin eğer sosyal hamuru beklenilen erişkinliği gösterseydi mutlaka davam edecek olan- ikinci partiye imkân veren? Kahraman sayıldığın günlerde, Anayasanın kılına kimseleri dokundurtmayan? Ve nihayet tam zamanında, bugünkü Cumhurbaşkanını sivil bir hükûmetin başında görmek isteyen?

Memlekette beş on sapığı geçmeyen düşmanlarıyla, güya Kemalist olduklarını söyleyerek zorbalık sistemini yıllarca devam ettirmekte sadistlere mahsus zevk duymuş olanlar seni bilerek veya istemiyerek demokrasi düşmanı göstermek istediler. 

*
Balkan Antantı’nın, Ankara’da yaptığı son belediye toplantısında, o zamanki Romanya Dışişleri Bakanına eğilerek şöyle demiştin: “Dünya bir vücut, milletler onun âzası; parmağın sızısı bütün vücuda sirayet eder.” Torunların, Kore’de, komünizmin merhametsiz sistemine karşı ayaklanan insaniyet orduları ile birlikte savaşıyor; rahat ol Atatürk!

*
Ölümünün acısı değil, sadece haftası geçmişti. Bir akşam üstü, Devlet Konservatuvarındaki dersimden çıkmış, Boşnaklar Kahvesi adı verilen kahveye girmiştim. Tenha, bir kaç müşteri idik. Derken iki rençper gelip yanımdaki masaya çıkınlarını açtılar. Sayısı onu geçtiğinden şüphe edilebilecek olan zeytinlerini katık edip ekmeklerini yemeye başladılar. Bir kaç dakika geçti, geçmedi; bunlardan mintanı param parça denecek kadar yırtık ve iri yapılı olanan gözleri, senin duvarda asılı duran o anlı şanlı Başkumandanlık resmine takıldı. İşte o zaman öyle bir manzara tecelli etti ki, öldüğünü unutup görmüş olmanı dileyesim geldi Atatürküm!

Yırtık mintanlı, iri yapılı rençperin sağ eli boğazına gitti, gözleri âşikar bir şekilde dolu dolu oldu. Kısık sesiyle arkadaşına resmi göstererek: 
– Ahmet len! diye yavaşça inledi; vallaha boğazımdan ekmek geçmeyo! Getti goca arslan Paşam!
Sen ne kadar arslan idiysen, bu mintansız vatandaş da şu aziz vefası ile arslandı Atatürk! Sonraları çok, hepimiz sana her fırsatta çok ağladık, hâlâ da ağlarız. Ayıp mı ağlamak?

Maddeyi başına taç edinen bu çirkin bu iğrenilesi dünyada sencileyin kahramana ağlamak insanı insan eden faziletlerin en güzelidir.

*
Caddelerde süngüsünü kınına koyan askerler, okullarda masum yüzlerini hocalarına çevirip bir daha eğilmeyecek başlarını yukarı kaldıran öğrenciler senin türkünü çığırıyorlardı:

“O sevimli yüzün asla solmasın”
Bir zamandı Atatürk!…


Şardağ, R. (1950, Kasım 12). Atatürküm. Zafer, 5-6.


Yorum bırakın