Gerçek İslâmlık ve Sahtecilik

İslâm dini, dört yüz yıldan bu yana bütün Müslüman  ülkelerinde gerçeğinden uzaklaştırıldı. Allah’ın pırıl pırıl âyetleri, ölümsüz yargı ve buyruklarıyla ışırken, yeryüzündeki tüm Müslümanlar; karanlığa, taassuba, köleliğe ve Avrupa kapılarından uygarlık dilenmeye mahkûm edildi. Adaletli, vicdanlı olan ve kendisini, buyruğu altındaki insanlar gibi Tanrı Kulu sayan hükümdarlar yerine, birgün kahredici, zalim, monarşik yönetimler gelmişse, bunun Kur’an’a, İslâm’a ilişkin yanı yok ki! Şeriat ki, Kur’an yoludur. Kur’an ki insan haklarına büyük yer verir. “Katile ölüm” der. Geçmiş yüzyıllar içinde padişahların, evlâtlarını ve kardeşlerini, sorgusuz ve sebepsiz bağ kurdukları, son yıllarda aziz vatanı satılığa çıkardıkları görülmüşse, bunun Kur’an7a, Şeriata uyar yanı yok ki!

Bir takım kişilere “Şeyh, pir, dede, baba” diye, körü körüne kulca bağlanılmışsa, bunun, Kur’an’la ilgisi ne?

Allah’ımız, kendisiyle kulları arasına ciğeri beş para etmez, cahil, yalancı, kasıtlı öncüleri değil, sevgili Muhammed’ini bile sokmamıştır.

“Allah’ın kulu Muhammed, O’na yalvarmak, namaz kılmak için mescidde ayağa kalkınca, çevresinde hemen bir kalabalık toplaşır. Birbirlerine girerler. Ya Muhammed, de ki onlara (benim, size zarar vermeye de, iyilik yapmaya da yetecek gücüm yoktur. Allah yeter size)”

Bugün bütün Müslüman ülkelerin de hâlâ, bir kemik kapabilme, bir üst kata tırmanma için içten gelmemiş sevgi ve bağlılık oyunlarına, el ayak öpmelerine girişiliyorsa; bunun Kur’an’la, gerçek İslâm’la ilgisi olamaz. Yüce ve ulu Tanrı, Mülk süresinin 22. Ayetinde. “Yüzükoyun sürünen mi yoksa hak bildiği yolda düpedüz yürüyen mi hak yolundadır?” diye sormuyor mu?

Fatiha suresi, dalkavuklara kesin olarak kapıyı kapar: “Allah’ım, ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım bekleriz.”

Bugün öteki dinden olanlar aya gidiyorsa ve biz İslâmlar halimize bakıp mahzun oluyorsak, kabahat İslâm’ın mı?

Allah, kutsal kitabımızda on yaprakta bir, “yetefekkürün”  buyurur. “Yeteallemün” diye emreder. Derin düşünmemizi, öğrenmemizi ister. “Güneşi ve ayı, sizin buyruğunuza verdim.” buyurur. Hz. Muhammed’in vicdanına indirdiği ilk sesi, “oku!” buyruğudur. “Kur’an” sözcüğünün anlamı “Okuma” demektir. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” diye soran O’dur. “yakın gök”, “uzak gök”, “yedi kat gök” sözleriyle gezegenler,  uzay ve evren kastedilir. Bunların bir bölümünde, Tanrı, hayat olduğunu buyurur. “Acaba var mı?” diye Hıristiyan milletler veya dinsizler uğraşılara giriyor, biz böyle uyuşuk oturuyorsak eksiklik Kur’an’da mı?

Dünya, günümüzde iki kampın boğuşmasına sahnedir. Bir yanda kendi çıkarlarını düşünen, halkın sefaletine umursuz sömürücü ve maddeye tapan kapitalizm. Bir yanda para hırsıyla gözü dönmüş ve Allah’ın buyruklarını unutmuş kapitalizmin körlüğünden faydalanıp ihtilalci komünizmi yaymaya çalışan, maddeyi, felsefesiyle tanrılaştıran Allah’sız sistem.

Ve öte yandan da sosyal adalet yolları ve reformlarla orta yolu tutanlar. Kur’an değil midir ki, zenginleri emanetçi saymış, servetlerinin fazlasını nasıl bölüp dağıtacaklarını emreylemiştir. Malına hile karıştıran istifçiyi faizciyi, yetim hakkı yiyeni lânetlemiştir. Bizim gözümüz körelmişse Kur’an’ın mı eksiği var?

İleriki günlerde vereceğimiz örneklerle şunu kanıtlayacağız. Müslümanlar Kur’an’a ve İslâm’ın gerçeğine sarıldıkça yücelmişler, İslâmlığı yozlaştırınca düşmüşlerdir.


Şardağ, R. (1973, Eylül 29). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – Gerçek İslâmlık ve Sahtecilik. Yeni Asır, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın