
İslâm dininin tek ve son kitabı olan Kur’an’ı, bütün iyi niyetimizle yıllarımızı verip inceledik. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevîsi’ndeki engin hoşgörünün nedenleri üzerinde, Kur’an-ı Kerîm’le karşılaştırarak durduk. Hemen söyleyelim ki içtenlikli kanımız şu: Allah, sevgili Allahımız, engin bir şefkatin ve hoşgörünün sahibidir. Malından, fazla servetinden yardım etmemekte ısrar eden zenginle, inatçı ve tövbe bilmez kâfirin ve kasden adam öldürenin dışında, her iman eden kuluna bağışlama kapısını açık tutmuştur.
“Allah’ın size bağışı ve acıması olmasa, Allah tövbeleri kabul eden ve en büyük bilge olmasaydı, sizleri hemen cezalandırırdı.” (Kur’an, Nûr Sûresi: Âyet 10)
“Allah inanan erkek ve kadınların tövbelerini kabul buyuracaktır. Allah bağışlar ve acır.” (Kur’an, Ahzâb Sûresi: Âyet 73)
“Ey Muhammed, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben şüphesiz, onlara çok yakınım. Benden bir şey ist<eyen, dua ettiğinde duasını kabul ederim.” Kur’an, Bakara Sûresi: Âyet 186)
“Allah, insan zayıf olduğundan, sizden yükü hafifletmek ister.” (Kur’an, Nisâ Sûresi: Âyet 28)
Yüce tanrı, kullarına taşıyamayacağı yükleri yüklemez ki: “Allah, kişiye gücünün yeteceği kadar yükler. Fazlasını yüklemez.” (Kur’an, Bakara Sûresi: Âyet 286)
Sen büyük günahlardan kaçmasını bil, yeter ki… “Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.” (Kur’an, Nisâ Sûresi: Âyet 31)
“Ancak tövbe edenler, doğruluğa girenler ve Kitabın gerçek olduğunu ortaya koyanlar ayrıdır; Ben, işte onların tövbesini kabul ederim. Ben tövbeleri her zaman kabul eder ve kullarıma acırım.” (Kur’an, Bakara Sûresi: Âyet 160)
Geçmiş yüzyıllardan bu yana, din adına fetva verenlerin, Müslümanlara, her şeyi, haram ve günah diye yasaklayacak bir tutum içinde bulunduklarını bilmeyenimiz var mı? İşte Ulu Tanrı, bu yalancılara seslenir: “Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye ‘şu haram, bu helâldir’ demeyin. Allah’a karşı yalan uydurmuş olmayasınız. Allah’ın karşısında yalancılık yapanlar, mutluluğa eremez.” (Kur’an, Nahl Sûresi: Âyet 116)
Bakın, sevgili Allahımıza, bize şefkat kollarını nasıl açmaktadır: “Şükrederseniz, Allah’a iman ederseniz, O niçin size azap çektirsin?” (Kur’an, Nisâ Sûresi: Âyet 147)
Yine hoşgörüsünün enginliği içindeyiz: “Allah’a kim inanmış ve yararlı bir eylemde bulunmuşsa, Tanrı, onun kötülüklerini örter. Onu, içinde temelli ve sonsuz olarak kalacağı, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Büyük kurtuluş işte budur.” (Kur’an, Teğabûn Sûresi: Âyet 9)
Ettiği zulümden pişmanlık mı duydu? Düzeldi mi; Allah, zalimi bile bağışlar: “Ettiği zulümden sonra tövbe edip doğruluğa erişen kimse, bilmelidir ki onun tövbesini Allah kabul eder. Şüphesiz O, bağışlayandır ve en çok acıyandır.” (Kur’an, Maide Sûresi: Âyet 39)
Kuluz, günahkârız. Hepimiz, nefislerimize uyup nice yanıltılar, suçlar ortasında çırpınmaktayız. Ama sevgililerin en sevgilisi Yüce Tanrımızdan umudumuzu kesmeyelim, bükük boyunlarımızla O’na sığınalım: “Ey Muhammed, benim adıma de ki: Nefislerine uyup doğru yoldan çıkan, doğruluktan uzak hareket eden kullarım, Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyiniz. Doğrusu O, günahların tümünü bağışlar.” (Kur’an, Zümer Sûresi: Âyet 53)
İslâm dini öteki Kitaplı ve hak dinler karşısında, son din olduğu için aklın ilkelerine ve mantığa dayalıdır. Allah’sızlara daha önce Hz. Musa ve Hz. İsa elçiliğiyle mucizelerle bezenmiş iki Kitap gelmiş olduğundan o, yalnızca akla oturtulmuş ve baskıdan, korkudan uzak kılınmıştır. Hiçbir kul, kim olursa olsun, bir başka kulun dinsel tutumunu eleştiremez. Herkesin günah ve vebali veya iyi tarafları kendinedir. Yargıda bulunacak tek kuvvet, Allah’tır.
Peygamberimizin bile bildirmek ve öğüt vermekten öte yetkisi yoktur. En az 500 yıl, herkesin dinsel gidişine karışmak, zor kullanmak ve baskı yapmak, öyleyse Müslüman din adamları veya yetkilileri için yanıltıya düşmek, Kur’ana ters düşmektir. Ortada apaçık, her dile çevrilebilecek bir kitap ve kafada akıl yok mu? “And olsun ki biz onlara bir Kitap verdik. İnanan bir millet için yol gösterme ve rahmet olan Kitabı bilgiye ve ilme dayanarak uzun uzun açıkladık.” (Kur’an, Ârâf Sûresi: Âyet 52)
“Ey Muhammed, biz öğüt alırlar diye, Kur’anı, senin dilinde, vicdanına indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.” (Kur’an, Duhân Sûresi: Âyet 58)
Hz. Muhammed‘e İslâm dini adına zorbalık görevi vermeyen Allah, kulun kula ukalalık yaparak karışmasına da gerek komaz ki. “Ey Muhammed, sen onların başında zorba değilsin. Vadedilen günden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.” (Kur’an, Kaf Sûresi: Âyet 45)
İslâm dini adına, Peygamber bile tartışırken yumuşak, güzel güzel konuşacak, zorbalık yapmayacak. Vay, asık suratla, yüzyıllar boyu, Müslüman topluluklarında cehennem memurluğu yapan din adamlarına: “Ey Muhammed, onların Rabbinin yoluna, bilgece, güzel öğütlerle çağır. Onlarla en güzel şekilde tartış…” (Kur’an, Nahl Sûresi: Âyet 125)
İnkârcılar, Allahsızlar karşısında mıyız? Yine zorbalık yok. Avukatları biz değiliz ki: “Ey Muhammed, de ki: Ey inkârcılar, ey Allahsızlar, ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapmam ve tapacak da değilim. Nasıl ki benim taptığıma sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz sizin, benim dinim benim olsun.” (Kur’an, Kâfirûn Sûresi: Âyet 1-6)
Ortada bir Kur’an var. İnsanoğlunun beceriksizliği, bir noktaya gelip acze düşmesi var. Yüce bir Peygamber ve Tanrı öğütleri var. Bir de aklımız. Hal böyleyken, hiç kimsenin, başkasının dinsel görüş ve davranışlarına karışmaya hakkı yok. İşte bir yüce Atatürk’ün gerçek ve büyük Müslüman oluşu buradan başlar. Yarın izleyiniz.
Şardağ, R. (1973, Ekim 26). İlim, Uygarlık ve İnsanlığın Temeli Kur’an-ı Kerim – Pişman olanları Allah bağışlar. Yeni Asır, s. 5.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…


