
Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, Humeyni ve İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde konuştuğunu gördünüz mü?
Ama İran Cumhurbaşkanı Hameney, hani şu, Başbakan Mûsavî’nin (*) ağabeyi olduğu halde, bunu gizleyen ve aynı soyadı kullanan Hameney, bir bildirisinde, “Türkiye’de halka dayalı adil bir hükümet yoktur; küfür yönetimi vardır” diyebiliyor.
Sevdiğim Meclis Başkanımız Sayın Necmeddin Karaduman’ın ağzından, İran rejimini yerici sözler duydunuz mu efendim?
Gelin görün ki, İran Meclis Başkanı Rafsancâni, Tahran’daki bir Cuma hutbesinde, basın mensuplarımız için, “Atatürk’ün piçleri” diyebilmektedir.
Türk devletinin başındaki sayın paşamızın, Humeyni’nin İslâm’ı böldüğü, İslâm bayrağı altında küfre saptığı yolunda bıçak kemiğe dayanıncaya kadar tek bir sözcük sarfettiğine kim tanık olmuştur ki!
Bizde hangi devlet adamı dilinden İslâmiyet, paçalarından cinayet eksik olmayan Humeyni’ye bir çift laf etmiştir.
Bir çift laf ne demek, iki yıl önce sayın Özal, Davos’taki konuşmasıyla bu Türk düşmanına arka bile çıkmadı mı? Ama bakın, siz, şu Humeyni’ye: Bir yandan gizlice İsrail’den silah alıyor, bir yandan “Siyonizme ölüm” diyerek, Türk ordusunu ve onun generallerini Siyonist ve kâfirlikle suçlayabiliyor.
Türkiye’deki rejimi değiştirmeye, Irak’taki başarısızlıklarını, mollaların kanlı olaylarını unutturmaya, halkının sefaletini gürültüye getirmeye çalışan Humeyni ve yandaşları, ülkemize silahlı teröristlerini sokuyor. Türkiye’deki bazı çevrelerle işbirliği içinde, eylem hazırlıklarına girişiyor. En küçük bir tepki yok hükümette.
Sayın Başbakanı ve ANAP’lı dostlarımı, geçen yıl Meclis’te uyardım. İçişleri Bakanımızın mahmur gözlerine, gereken banyoyu yaptım. Atatürk’ün güvendiği kuşaktan gelme bakandan kımıltı bile yok.
Humeyni’nin radyosu hâlâ kusuyor:
“-Atatürk kafirdir.”
Dışişleri Bakanlığı sağır. Sadece garip, düşündürücü hareket: Sayın Halefoğlu, İran’ın ayağına gidip dönüyor. Ne haber getiriyor? İran’ın özür dilediğini mi? Yooo! Sadece iki sözcük:
“Kriz atlatıldı!”
Tarihi şerefle şanla dolu Dışişlerimize yakışmıyor hiç.
Şu anda İran’da okutulan lise tarih kitaplarından bir alıntı:
“- Atatürk Yunanlıdır. Türkler, Orta Asya’nın vahşi bir milletidir.”
Hükümetimizde sadece durgun bir lodos havası… Rûh’ollah Humeyni gürlüyor:
“-Türkiye, Amerika’nın uşağıdır.” Gık yok efendim, gık yok.
Humeyni’nin teröristleri, güpegündüz İstanbul sokaklarında rakip İranlı avında; can alıyorlar. Suçlular yok. Dünya gazeteleri, “Sinagok katliamı, Humeyni’nin düzenidir. Türkiye, ilişkileri bozulmasın diye örtbas etmede” diye bastırmada.
Hükümetin sükûtu tercih etmesi, hiç mi anlamsız?
OPEC, petrol fiyatları hakkında karar vermek üzere… İran Petrol Bakanı küt diye düşüyor Ankara’ya. İran petrolüne iki dolar zam… Aracı petrol şirketinin başı da Korkut Özal.
Bir gazetede dost kalem: “Şardağ, Humeyni konusunu hatırlatmışsa, Evren Paşa’yla olan dostluğuna dikkat” demek istiyor. Yetmişine varan Şardağ’ı bilenler bilir, Cumhurbaşkanı’mızla bu konuları görüşmüş olsam, onu da söylerim. Özel dostlukla, özel söyleşi… Günaydın’ın sevgili Bekir Coşkun’una hemen haber vereyim ki, uyarmalar hükümete yapılır, yaptım. İçişleri Bakanı’na yapılır; bu görevi de yerine getirdim; hem de “uzaktan kumanda”sız olarak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne genel görüşme getiremeyen ana muhalefeti beklemeksizin geçen yıl, bu konuda da milletvekili görevimi yerine getirdim. Ulu Allah’ın ve milletimin emrinde hizmet için tarafsızlığımın bana engel olmadığını, basındaki dostlarım unutmuş olamazlar.
Ama bir nokta:
Ben, uyanmayanları, tek bir kuvvetin, milletin oyla uyandırmasını isterim.
Hiçbir koşul, Humeyni konusunda, bu laçka hükümeti, başka güçlerin uyandırmasına neden olmamalıdır.
İktidar partisinde Atatürkçü dostlarım, öğrencilerim çoğunlukta. Onların, Müslüman Manisalılardan seçim vurgunu yemiş Keçeciler’e külâhı ters giydireceklerinden ve Başbakan’ın, hariçten gazel okuyan kardeşine haddini bildireceklerinden hâlâ umudumu kesmiş değilim.
Biraz daha bekleyelim.
(*) Mûsevî değil, doğrusu budur.
Şardağ, R. (1987, Ocak 12). Yine Humeyni. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

