İran’da ve İslâm tarihinde görülmemiş bir rejim kuran Humeyni ile ilgilenmeyi, aklımızdan bile geçirmezdik. “Bana dokunmayan yılan, kimi sokarsa soksun” görüşü, ne kadar çirkin olursa olsun, bu rejime yine de aldırmazdık. Sınırlarımızda türlü türlü ve soğuk nevâ nice rejimler var. Ne Suriye’yi, ne de Sovyetler’i biz düzeltecek değiliz ya! Düzeltmeye kalkmıyoruz ya!
Hükümetimizin, İran’da, Türkiye’deki, Atatürkçü, laik rejime hiç de benzemeyen bu cadı kazanı yönetimle uğraşmaya kalkmasını da olağan sayarım:
“- İyi ama bu rejim, bütün cinayetlerini, savaş çılgınlıklarının İslâmlık adına yapıyor. Biz de Müslüman milletiz. Ortada dönen şey, horoz dövüşü mü? Bu nasıl Müslümanlık?” diye sorulamaz mı?
Türk hükümeti, bu işe de haklı olarak burnunu sokmaz, “İslâm adına; yazarlar, araştırmacılar, din adamları görüş bildirsin, bana ne? Nitekim, komşu rejimin yazarları da beğenmezlerse bizi eleştirebilirler. Komünist bir rejimle yönetilen Sovyet’lerde de zaman zaman komşuluk ilişkimize, sade gölge değil, toz toprak düşüren yazılar yayınlanıyor. Bunları da devlet ve hükümet olarak umursamıyoruz.”
Gerçi, İslâm’da kin yok. Hz. Muhammed, kızını öldürdükleri, kendisini de öldürmek istedikleri Mekke’ye, muzaffer bir ordu ile ve kılıç kuvvetiyle girdiğinde, “İslâmda kin yok” dedi ve Mekke’lilerin öldürülmesini önledi. “İran’da cinâyet, kan ve kine dayanan rejimin adı nasıl İslâm olur” diye sorulabilir. Ne var ki devletimiz ve hükümetimiz, kendisine yönelmemiş sapıklıkları dikkate alma zorunda da değil.
Hatta Sayın Başbakanımız Davos’ta, bir buçuk yıl önce, daha da ileri giderek rejimi övmüştü bile:
“Humeyni rejimi tutmuştur. İran’da yıkılmayacak bir kararlılık kazanmıştır. Demokratik denetim mekanizması işlemektedir” demişti
İşte o zaman İran devlet adamlarının, başta Humeyni olmak üzere durmadan bizi kâfirlikle suçladıkları Meclis’e getirdim. Belgeler sundum.
A!… Bir de ne göreyim, Humeyni rejiminin istikrarı orada da savunuldu ve toz kondurulmadı.
O günden beri hayli zaman aktı ve İran’ın çirkin eli, Beyrut’da Filistinlileri öldürmeye kadar uzandı. Görünüşte Amerika’ya saldıran Humeyni, el altından dostluk da sunarak Müslümanı Müslümana öldürtmek için gerekli silahları, “Şeytan” dediği Amerika’dan aldı.
Aslında onurlu, güçlü ve hakkın yanında olan bir Türk hükümeti, insanlık adına, İslâm adına bir iki çift laf etmeliydi, ama sustu.
Rafsancani, Cum’a hutbesinde Atatürk’e sövdü. Türk basını için, “Atatürk piçleri” dedi. Bizimkilerde yine ses sadâ yok.
Cumhurbaşkanı Hamaney, “Türkiye zulümle yönetilen bir devlettir” dedi ama hükümetimiz larenjit iltihabı içindedir ve yine sesi çıkmamaktadır.
Humeyni bir çirkinliğini daha kustu:
“- Amerika şeytandır; Türkiye de şeytanın uşağıdır.”
Başbakan, İçişleri Bakanı ve öteki bakanlarımızın bir tekinden bile karşı çıkış yok. Tam tersine, kibar Dışişleri Bakanımız, “İran’ın Sesi radyosu resmi değil mi, öğrenmeye çalışıyoruz” dedi. İvedi olarak da İran’a uçup döndü:
“- Kriz atlatıldı” diyerek.
Ne oldu? Atatürk’e kâfir diyen Humeyni sözünü geri mi aldı? Yooo! Bunun tam tersine, sorumlu İran devlet adamları, “Biz Humeyni’ye karışamayız” dediler.
İran küstahlaştıkça Türk hükümetinde yumuşama ve gevşeme…
“- Türkiye kâfir ülkedir.”
Türk hükümetinden yine, te’vil, İran’a dostluk mesajları ve de bu konularda çok duyarlıklı olan Cumhurbaşkanı’mızı, İran’a yollama çabaları sürdürülür…
“- Türkiye’de Müslümanlara baskı ve zulüm var.”
Türk hükümeti adına Hasan Celal Güzel dostumdan, İran’ı yine de koruma çabaları:
“- Canım efendim, bizim TRT, İran aleyhinde bir yayın yapsa, hükümetimizi bağlar mı?”
İran, nüfusça bacağına bile erişemeyen Irak karşısında tükenmiş.. “İslâm adına..” deyip duruyor ama dostluğu, hep dinsizlerle, Musevîlerle, Hıristiyanlarla. Elinde Humeyni’nin pis çomağı, İslam ülkelerini karıştırıyor, kana bulamaya çalışıyor:
“- Yakında Türkiye’de İslami savaş başlayacak!”
Kim söylüyor bunu? İran Meclis Başkanı Rafsancâni, birkaç gün önce.
A!.. Hayret! Humeyni rejimiyle göbeği birlikte kesilmiş olan hükümetimizin bazı bakanlarından, ilk kez İran’ı haklı çıkarma çabası görülmüyor. Sorumlu bakanlar ve sözcüler, Humeyni rejiminin avukatlığını yapmıyorlar. Ellerinde zımnî vekâletleri olduğu halde.
“- Hayırdır inşallah! Allah Allah! Sûbhânallah!”
Şardağ, R. (1987, Şubat 16). Humeyni ve Hükümetimiz. Güneş, s. 4.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

