Çevremizdeki Düşmanlar

Hükümran Türk devletinin ve cumhuriyetimizin tarihinde, böyle bir dönem yaşadık mı? Belleklerimizi zorlamaya bile gerek yok sanırım.

Atatürk dönemini örnek gösteremeyiz elbet. Dünyaya parmak ısırtan, tarihleri şaşırtan o günlerin görkemliliğini, bir dehanın kanatlarında uçarak tattık biz. Dahi, hesap şaşırtır, akılları darmadağınık eder.

Ata’dan sonraki dönemleri ANAP dönemiyle karşılaştırır ve de söyler misiniz efendim, dış politikadaki günümüz utandırıcılığını ne zaman idrak etti bu millet?

İç siyasetindeki grafiği nedir Özal hükûmetinin? Bu da tartışmaya hâcet kalmayacak kadar açık ve ortada.

Bakanlarımızdan şikayetiniz yok mu? Kadınlarımız için âdet bezi ithal eden bu hükûmet, yerli kuduz aşılarından fayda görmediği için tecrit odalarında ölenler yürekleri parçalarken neden kuduz aşısı ithal etmez? Açlıktan canlarına kıyanların, fuhuşa sürüklenenlerin, karısını, yakınlarını satışa çıkaranların üzerinde de durmuyoruz. Bir ara seçimlerdeki durumu da aynadan seyrediyoruz.

Ya dış siyasetimiz? Ya sınırlarımızı, milli birliğimizi sarsan dış olaylar ve düşmanlıklar?

Bunun sorumlusu sade Özal mı? Hayır efendim; ne münasebet! İçinde öğrencilerimin, birçok sevgili dostumun da yer aldığı bu partinin milletvekilleri, kabineyi doldurduklarına inandığım bazı sayın bakanlar neden susarlar ve kendi halindeki liderlerini şişinmeye doğru iterler?

Niçin, niçin dış siyaset konularında yeterliğini aşan sayın Özal’larını eleştirmeden çekinirler?

“Yunan adalarını silahlandıracağız” diyen, faşist asıllı, sosyalist görünümlü Papandreu’ya karşı “zeytin dalı uzatıyorum” diyen Başbakan’a partisinden sükût…

On iki ada, burnumuzun dibinde Meis silahlandı: ANAP’lılar susuyor.

İki yıl önce, “İşte Humeyni!” dedim bu sütunlarda ve Meclis’te belgeler sunarak uyardık Başbakanı; sustunuz. Türkiye’ye teröristleri sokan, “İslami Cihad’ı Türkiye’de başlatıyoruz” diyen o çirkin imam için Başbakanımız ne demişti:

“-Yemin ediyorum ki, Humeyni’den bize tehlike gelmez.”

Konuşmadınız, sustunuz hep.

Başbakanı, Davos’ta, yabancı işadamları kışkırtıyor:

“-Papandreu’yu yemeğe davet edin!”

Türkiye Dışişleri’ne sormaz, ANAP grubuna danışmaz; çağırır sabah kahvaltısına.

Gelmez Papandreu.

Yabancı işadamları, işi parmaklarına dolamış bir kez.

“-Siz onun kahvaltısına gidin sayın Özal!”

Kendinden ve tek adam olduğundan emin olan hükümet başkanımız, yine üstün zekâsına güvenerek, “başüstüne”yi çekiyor. Yunan Başbakanı’nın kahvaltısında görüşmeler de fos çıkınca, ANAP’tan yine gık yok.

Suriye’ye bu kaçıncı uyarımız, notamız! Hep uyutma çabasında bizi.

Bulgarlar, ülkelerinde yaşayan Türk’lere zulmün en büyüğünü uygularlar, ”gık” yok grupta.

Yunan, zati, tarih boyu kalleş, karakteri bu! Zeytin dalıyla çıkılır mı karşısına?

En başarılı dış politika, uluslarını savaşma zorunda bırakmayan politikadır.

Lidere inanmak güzel şey. Ama ya o lider, dış siyasetten habersizse? Başı bozuk konuşmalarının karşı tarafı korkusuzluğa, emr-i vakilere doğru ittiğini öğretemiyorsa! Göremiyorsa!

Muhtemel silahlı bir harekette, her şehit düşecek Türk askerinin kan vebali, kimin sırtına yüklenecek?

Türkiye darboğazın içine girmiştir. İstimi kesilmiş, pili bitmiş bir hükümetle nereye gidilebilir! ANAP’lı dostlarımı, öğrencilerimi biraz olsun düşünmeye çağırıyorum.

Hâlâ vakit geçmiş değil.


Şardağ, R. (1987, Mart 16). Çevremizdeki Düşmanlar. Güneş, s. 4. 


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın