
Haydar Dümen arkadaşımız, yıllardır, seks konusunda bilgiler verir. Onbeş kez basan kitabı, yıllar sonra yasaklanmış.
Ne gariplikler oluyor
Evet, Türkiye’mizde ne gariplikler olmada. Ününü, sanat düzeyindeki çizgilerinden değil de, apışaralarına yakın yerleriyle yapmış bazı film artistlerinin yaşamlarını yazıp resimlemek serbest. Evli erkeklerle yattıkça ünlenenlere ve kendi yaşamlarını sergiletenlere karışan, görüşen yok da, cinsel ilişkiler konusunda yıllardır, gazete sütunlarında bilgi veren Haydar Dümen’e kalem kullanmak yasak.
Aslında biz, bunların hiçbirine yasakçı olmak istemeyiz. Geleneklerimize göre her koyunun kendi bacağından asıldığını da bilmez değiliz. Hem seks, bu günün işi mi efendim?
Daha derinlere inelim
İnelim ve görelim: Seks, özellikle doğu toplumlarının, yüzyıllarca hem dilini, hem de belini meşgul etmiş. Size en taze haber. Mao’nun seks rezaletlerini saptayan Çin, çeşitli yollarla dünyaya yaydı bunu.
Orta Asya, özellikle Akdeniz ve Ege Denizi kıyıları, seksin vatanı. Bel gevşekliğine düşkünlük coğrafyadan kaynaklanıyor. Bizi bu konularda asıl kışkırtan, kanımıza ve karakterimize seks hormonlarını tıkıştıran, İran, Hint ve Bizans’tır.
Mazdek’in itibarı
Adam, İran’da, seksi din yapmış: “Bir erkek için saat başı, bir başka kadınla birleşmek câiz.”
Humeyni durur mu? O da “Tovzih’al mesâel” adlı farsça yapıtında, İslâm, mislam dinlemeden, muvakkat nikaha fetva verir:
“-Muvakkat nikah, en az iki saatten başlar.”
Beş dakika da diyebilirdi ama herhalde güçsüz ve beceriksizleri düşünmüş, onlara arka çıkmış olmalı. Makdekizm, İslâm’dan önce Arapların baş tacı:
“-Bir kadın, evinin damına beyaz bayrak açarsa (boşum, onsekiz erkekle yatabilirim) demektir bu!”
İslâm dini, zinâ rezaletini ortadan kaldırmak, savaşta müşrik kocaları ölüp eşleri imana gelen kadınlarla cinsel ilişki rezaletlerini önlemek için aralarında adaleti sağlamak koşulu ile, birden dörde kadar evlenmede erkeklere izin vermiştir. Bu bir emir değil, farz değil, sünnet değildir. Nerede kaldı ki “bir tekiyle yetinmeyi daha hayırlı bulduğunu” buyuran da Allahımız.
Kim dinlemiş ki?
Yıldırım Beyazıt’a kadar Osmanlı padişahlarının yaşamı, kar gibi beyaz. Batılılar, özellikle Rumlarla değintiler sonucu, saray yaşamı başlar. Şehvet ve seks de girer tabii. Artık tutana aşk olsun. Zati efendim, tutulmakla, “dur” demekle de durmaz ki bu!
Padişah macunları
Seks, dört eşten, sınır tanımaz ilişkilere tırmanınca, Bizans saraylarının rezaletleri de buna eklenince, padişahlara iktidar macunları seferberliği başlamış. Farsça “Bahnâme”, Arapça “cimâ” sözcükleriyle perdelenmek istenen, sekstir artık. Ali bin Sûdi’nin yazdığı Bahnâme-i Sûdi, Peygamberimize dayandırılmak istenen Tıbb-ı Nevebi’ye, Nidâi’nin oğlu Kaysunzâde’nin “Menâfi en nâs”ına ve teker teker elimizden geçirdiğimiz seks kitaplarına Osmanlılar yasak koymamış. Muzır kurulları kurmamış. Dahası var efendim, hepsi de bu kitapları, “Padişahımız efendimizin buyruğu ile yazdım. Binlerce seks kitabı inceledim” diyerek önsözde çıkıntılar da yapmış.
Eşleri tatmin ulu Allah’ın emirleri değil mi? Onları en güzel şekilde doyuma geçirtmek de bu buyruğun içeriğinde saklı.
Elimde, yazarının adı kaydedilmemiş bir kitap var. Adam, önsözünde, günümüz Türkçesiyle bakın ne diyor:
“Dörtyüz ondört parça tıp ve felsefe kitabı ki geçmişin doktor ve bilgeleri yazmışlardır, onların denenmiş kitaplarından bu güzel kitap faydalanıp ortaya çıktı.”
Bu ilginç kitap, hem şehveti tahrik edici önerilerini sıralar, hem de, “Âgâh ola kim mücâmaat (cinsel ilişki) her gün iyi değildir” diyerek Çarşamba, Perşembe, Cuma dışında, cinsel ilişkiyi yasaklar. “Gündüz ilişkisinden, yan yatırarak, oturtarak ilişki kurmaktan kaçının” der. Bereket öteki kitaplar bu konuda serbest bırakır eşleri.
O zamanlar daha ileriymişler
Topkapı, Revan Köşkü’nde İstanbul kitaplıklarında neler yok ki!… Şehveti kamçılayan, organı sertleştiren, doyumu geciktiren, orgazmı deliliğe vardıran her şey çok rahat söylenmiş. Hele yine Revan Köşkü’nde, seks biçimlerini, kadın, erkek yatış durumlarını özel adlar takarak anlatan kitaplar da padişahlarımızın buyruklarıyla yazılmış:
“- İstilkanın (arka üstü yatırma) birkaç nev’i var. Erkek merreyi (kadını) bir anda arkası üzerine yatırıp ayaklarını göğsüne doğru kaldırdıktan sonra…”
Ben gerisini size iletemem ama, adam padişahımızın emriyle, Haydar Dümen’i yüz kez sollayarak neler neler yazmış. Ama ayıplamıyorum ki! Sağlık, yaşam koşullarına, eşlere sevgiyi kıvamına kavuşturmaya yarayan bu eserleri yazdırtan padişahlarımız da suçlu değil? Onlar da bu sıcak toplumun sıcak çocukları…
Şehvetin aşırısı da bize belâlar getirdi. En güçlü padişahlarımızı, kuvvet macunları ve aşırı seks yüzünden genç yaşlarında kaybettik.
Türk ordusunu, iltimastan, devlet düşmanı gericilerden kurtarıp yeni bir ordu kuran Alemdar Mustafa Paşa‘yı seks ve şehvet yıktı.
Manisa’da veliahd iken III. Murat’a Rum asıllı Korfo valisinin kızı armağan edilir. İslâm dinini kabul ettirilip, Safiye Sultan adını verdiği bu güzel kadına padişah, görür görmez vurulur ve hemen içinden gelerek şu dizeyi söyler:
“Biz Korfo’yu, ol gözleri fettân bizi yıktı.”
Zavallı İbrahim, bir gecede yatağa yirmidört kadınla girip sülükleşince, doktoru Cemalzâde uyarır:
“Mücâmaada (cinsel ilişkide) ölçüyü kaçırırsanız, hem size, hem devlete yazık olur.”
Eski dinsel kitaplarda bile
Eski dinsel kitapları okuyanların bile aklına şeytan kurt düşürmüş: Eserlerin “fâide” bölümü dediğimiz yanlardaki beyazlarda hep seksi güçlendirici öneriler yazılı. İşte Fatih Kitaplığında, 32 sayıda kayıtlı kitabın girişinde hanımlar için öneri:
“-Bu edviyeler sebebiyle avretler, kız oğlanları gibi olur. Mevâzil-i mübârekeleri (yani mübârek yerleri)…”
Sonra bitkisel öneriler, öneriler… Gelsin bakalım, Muzır Kurulu, tarihi cezalandırsın! Mevlânâ’yı, Karacaoğlan’ı cezalandırsın.
Divan şairlerinden Fasih-i Atik, baklayı ağzından çıkarmış işte:
“Padişâhiyle, veziriyle, reâyasiyle
Severiz biz güzeli, câna safâ, gönle safâ.”
Şardağ, R. (1987, Nisan 12). Haydar Dümen Muzır Kurul ve Seks. Güneş, s. 6.
Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

