Semra Hanım’a sevgi şiirleri

Semra hanım için şiir yazılmaz mı? Kim ne karışır buna?

Tarihimizin en uzaklarına doğru en etkili ışık yollarıyla uzanırsak övgü şiirlerinden kurtulamadığımız görülür. Salt bizim ki değil, dünya tarihi, bu tür övgülerin öpülesi, ya da kusulası örnekleriyle tıkış tıkış…

Ne var ki bu övgülerin bir bölümü doğrunun, hakkın çizgisine oturmuş. 

Söz gelimi Ortaasya’da Göktürklerin kurucusu, vatanını Çin tutsaklığından kurtaran Kültekin Kağan için, kimin söylediği bilinmeyen ama millete gönüldaşlık eden yüceltmeler var;

Göktürk’lerin ulusu, biriciği tek kurtarıcısı!”

Boşuna değil ki bu! O Kültekin Kağan‘ı düşünün bir kez: Türk’ün, doğulunun zayıf karakterlerine de ışık tutmuş:

Siz birlik halinde bir bütündünüz. Çin’in vaitlerine, hediyelerine, yalanlarına kandınız, bölündünüz. Sizi tek bir budun yaptım ve tutsaklıktan kurtardım. Yukarıda gök basmadıkça, aşağıda yer çökmedikçe Türk ulusuna son yoktur.”

Böyle kahraman evlatlara övgü düzmek vicdan borcudur değil mi?

Osmanlılarda

Divan ozanlarının, yüce Allah’a dönük “Münâcât” (yakarış) “Tevhid” (Tanrı birliğini şiirleme) “Na’t” (Peygamberin yardımına sığınma) başta gelmek üzere sevgi ve övgü şiirleri düzenlemeleri, ne duysalar dillendirmeye güçlerinin yetemeyeceği en sıcak sevgilerdir.

Bunları izleyerek padişahlar övülür. Övülesi padişahları yüceltmede gerçi en çirkin abartmalar yer alır, alır ama bunlar padişahı düşürmeden önce şairini düşüren ve silkeleyen ayıplardır. Haklı olmayan övgü, hükümdarı da şaşırtır. Düşünün; Padişah İbrahim’e divan ozanı, günümüz anlamıyla,

Sen o kahramansın ki, atının yelesi dikilir dikilmez ay ve güneş karanlığın ürküntüsüne bürünür” derse bunda yağcılığın, yalancılığın, düzenbazlığın kokusunu almaz mısınız?

Bir de Fâtih’i düşünün. Onu zâti yüce Peygamber, çok öncesinde övmüş. Şair de övmede haklı değil mi?

Stanbul o şeh-i Yusüf-likaasız.
Hemen üstü açık zindana benzer.”

Bir yerde daha da coşar;

“Sipihre atılmış kaplana benzer.”

Güzeli beğenmek, sevmek, övmek hem hak, hem görev gibidir.

Yaşamı Atatürk sevgisiyle başlamış, son nefesine kadar “Ata! Ata!” diye Mustafa Kemal sıcaklığını solumuş olan Behçet Kemal’i ötekilerden nasıl ayırmazsınız?

Nurullah Ataç haklı değil miydi?

1950 seçimlerinden önce İsmet İnönü’yle birlikte rahmetli Ataç dostum da İzmir’e gelir. Biraz ezikli, “Şardağ” dedi. “Kendi kendimi bazen eleştiriyorum.(Köşkte görev aldım. Suç mu?) diye. Ama ne var bunda. Ben İnönü’nün yanına, namuslu bir seçim yasasını çıkarttıktan ve dosdoğru uygulayacağına inandıktan sonra yaklaştım.” Yanıtım şu olmuştu:

“Yerden göğe kadar haklısın. İnönü büyük insan. Milli şefliğin kaftanını silkeleyip attı. Kendini yıkacak olan bir seçime gidiyor. Ben senden farklı olarak uygulamanın sonucunu bekliyorum.”

Nitekim seçim oldu. 14 Mayıs 1950’de yer yerinden oynuyor. Vatan gazetesinde, yıllardır C.H.P’nin tek parti yönetimini eleştirdim. Ama 23 Mayıs 1950’de iktidardan düşmüş olan İsmet Paşa için, İzmir’de Sabah Postası gazetesinde baş makale yazdım “Selam yücelerdeki İnönü, selam sana!”

Semra hanım derken

Evet, nerelere daldık, değil mi efendim!

Semra Özal için de şiirler yazılıyor. Merhum Ümit Yaşar’ın ruhu incitilerek onun, “Eller”şiirinden esinlenen bir hanımefendi de bayan Özal’ın elleri için aynı adla bir şiir yazmıştı. Ardından bir haber. Eşinin yasa dışı bir işi hemen olumluya dönüştürülmüş.

Elleri bu kadar mı güzel? Ancak fotoğraflarda gördüğümüz bu fazlaca tombul elleri beden yapısından soyutlayıp, ayrı bir estetik ölçüye vurabilir miyiz?

Her neyse efendim, amacımız bir güzel eller yarışmasına çağrı da değil.

Son hafta içinde bazı güzel güfteleri olan sayın Bekir Mutlu da bir “şiir” yazmış. “Anamsın, manamsın” gibilerden. İki nokta üzerinde duruyorum. Türkiye’de padişahlık devri kapanalı beri övücülük sona ermişti. Sevgili Atatürk’ü nasıl resimlerle, yontularla bile dile getiremiyorsak şiirlerle de hakkını verebilmiş değiliz. Ama kimsenin aklından Ata’nın kız kardeşi Makbule Hanım için hatta Afet Hanım için şiir yazmak aklına gelmemiş.

Sayın Özal ve eşi, Türkiye’ye Atatürk döneminin üzerinde bir çağ mı açtılar?

Gerçekten de Semra Hanım değişir gibi oldu. Artık sinema ve sahnelerin sanat açısından üç sıfırlık hatunlarıyla sıkı fıkılığı yok.

Gerçi Antalya’da bazı sayın bakanlarımızı karşısına alıp eşinin bulunmadığı toplantılarda onlara göbek kıvırttığı yok.

Gerçi yoksullar açlıktan yere serilmişken, Antalya, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde mübarek Ramazan ayında ANAP’ın varlıklı hanımlarına iftar yemekleri vereceğini -bundan sonra- hiç sanmıyorum. Bir de zengin hanımlardan kurulu, ama yoksullara dönük bir vakıf kurmuşluğu var. Eh kendisine şiir de yazılabilir, kimin karışmak haddine!

Şiire acıyoruz

Biz şiirin bu kadar beceriksizlik içinde perişan edilişine acıyoruz. “Anamsın, manamsın” la şiir değil, ancak manzume olur. Ama bunlar manzume de değil ki! Türkçe yanıltılarıyla dolu. Uyak hatırı için bari Türkçeyi berbat etmeyelim.

Hele son yıllarda gerçekten bazı güncel bestelerini dinlediğimiz ve TRT hâmiliğinde eserleri, yurda yayılan sayın Erdoğan Berker’in düttürü söz düzmecelerini şiir sanatının onurunu çiğneyerek bestelemesi oldukça hazin.

Dört çocuğu ile kendini beslemeye çalışan, doktor kadroları yetmediği ve paraları olmadığı için hastane koridorlarında sürünen, açacına olduğu halde çocuklarını öldürüp intihar etmeyen, genelevlerin kapısını, namusunu korumak için çalmayan ve hâlâ hükümetinden bir şeyler ummanın sabrı içinde sokaklara düşmemeye çalışan anneler için şiir yazmak da borcumuz değil mi?

Şiiri kıvıramam ama ben de Semra Hanım için bir şeyler yazarım. Elinin hamuruyla sayın Demirel’e çatma za’fını göstermezse… Eşine şahsen benim önerdiğim Fak-Fuk-Fon’unu, sevgili Turgut’unu uyarıp belediye başkanlarının ve politikanın tekelinden kurtarırsa… “Sayın cumhurbaşkanımız (yasaklar için referanduma gitmeyeceğim) dediği halde neden inadından vazgeçmiyorsun? Neden ANAP’ı küçültüyorsun?” diyebilirse…

Ömrümüzden gün kalmışsa o zaman kendisine bizden de bir destan…


Şardağ, R. (1987, Mayıs 3). Semra Hanıma sevgi şiirleri. Güneş, s. 6.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın