Maksim’de fasıl…

Birkaç ay önceydi. Aziz bir dostla, Maksim’de, fasıl dinledik. İcra edilen eserlerin, seslerin ve oluşturulan düzenin hayranı kaldık.

Türk musikisini, sahnelerimizin baştacı yapan iki kişi, Fahrettin Aslan ve Osman Kavran dostlarımdır. Gece yaşantım olmadığından vaktim olmazdı gitmeye. Ama yakın dostum, “Gel gidelim, Şardağ deyince yürekten benimsedim. Yetmiş yaşın işbitmişliğine rağmen Maksim’e girdik.

Fasıldan dağılıp gönüllerle birlikte derinliklere doğru uçan, o eşi bulunmaz nağmelerin tadını tattım, gördüğüm ve hayran olduğum ilk şey, Fahri’nin, fasılda yenilik getirmesi, onu yeni bir zemin üzerine oturtmasına hayran oldum.

Fasıl musikisi nedir?

Fatih Sultan Mehmed’le birlikte İstanbul; ilmin, sanatın ışık, nûr merkezi olmuştu. Dünyanın dört köşesinden gelen mimarlar, akın akın İstanbul’da. Başta İtalyan Bellini olmak üzere ressamlar da İstanbul’da.

Divan şairleri, artık okullaşmanın yolunu tutmuşlar. Padişahın kendisi de şiir yazıyor. Dört dil konuşan, olumlu bilimlere kapısını açan Fatih, kahraman FatihAvni takma adıyla yazdığı şiirlerinde divan edebiyatının okullaştırılmasına ilk temeli atan insan!

Vefa görmeden ölürsem, eğer ben, gül’izârımdan
Erişe dembedem, bû-yi vefâ, hâk-i mezarımdan”

Yani “eğer gül yanaklımdan vefa görmeden ölürsem, her zaman mezarımın toprağından, yine vefa kokusu dağılsın” diyecek kadar ince.

Fatih zamanında, Türk sanat musikisinin de tohumları atılır. Babası II. Murad döneminde Bursa’ya da uğrayan Meraga’lı Abdül Kaadir adlı Türk müzisyeninin uyandırdığı musiki havası Türk musikisini daha da özendirip bezedi.

Manisa bağlarında

Fatih’in babası II. Murad’ın, iki kez dinlendiği Manisa’da, imar ve hayır eserleri yanında şiir ve musiki fasılları da var. Ne var ki bir Türk müziği kompozisyonu olan, kurallara bağlanan fasıl musikisinin ve fasıl heyetinin çatısı, tam formu ile daha sonraki yıllara kayar.

Fasıl nedir?

Bir ses ve saz topluluğu. Nasıl, aletsel batı müziğinde bir senfoninin Allegro, Andante ve yeniden Allegro gibi biçimsel görünümü varsa bizim fasıl müziğimizin de kuruluşu, çatısı ve biçimsel yanları var. Geçmiş yüzyıllarda, elliden fazla sazın ve en güçlü seslerin katıldığı bu fasıllar şu koşulda sıralanıyor. Bir besteci, aynı makamda ve beste formunda iki eserle semai formunda iki eser besteledi mi buna fasıl denirdi. Ama zamanla fasıl formu oluştu. Yepyeni bir konser biçimiydi bu.

İcra edilen eserlerin hepsi aynı makamdan olacak. Aletsel musikimizden bir pişrev’le başlayıp saz semai ile son bulacak. Girişi uvertür olarak taksim açacak. Aynı makam içindeki eserlerin dizisi, ağır usûllerden hafif usûllere ve doğru akacaktır.

III. Selim zamanında şenlenen fasıl musikisinin bir özelliği de ortaya atılan yeni bir eserin, ya da makamın hünerbazlığına sahne olmasıdır. Şâkir Ağaların, Varda Kosta Ahmed Ağalarla Dede Efendilerin bu fasıllarında padişah Selim’in ince zevk süzgecinden geçmiş yeni eserleriyle, bestecilerin icad ettikleri makamları fasıl musikisinin kaymağını oluşturup yaydı.

Rum, Ermeni ve Yahudi asıllı Türkler’in de ses ve sazlarıyla katıldığı bu gecelerden birine, Musevî asıllı tambur ustası İzak biraz geç gelir.

Fasıl başlamıştır. Harem ağası, içeri sokmak istemez; Padişah kızar diye. Tartışmayı duyan III. Selim işe karışır.

“-Gir İzak! Onun gibi ağa çok gelir, gider ama İzak bir daha gelmez.”

Fasılda değişiklik

Anlattığımız çerçevenin dışında, fasıla bir yenilik daha eklenir zamanla. Sonunda şıkır şıkır oyun havaları çalınır. Hânendelerin, yürük usûllerdeki şarkılara sıra gelince, gönülleri dolduran sesleri, oyun havalarından önce daha başka bir yüceliğe ulaşır. Oyun havalarındaysa sazların cümbüşü, dinleyenleri de çalanları da büyüler, gönülleri uçurur.

Evlerde özel fasıllar

Çocukluğum Beylerbeyi’nde geçti. İki ablamdan birinin keman, birinin udla katıldığı fasıl akşamlarına, sık sık Üsküdarlı Ziya Bey kemanıyla, Kadıköylü Fuat Bey tamburu ile katılırdı.

Zaman zaman da merhum Lem’i Atlı’nın yeni bestelerini, fakir evimizde dinleme fırsatı bulur, zenginleşirdik.

Eski Maliye Bakanı Fuad Ağralı ile, eski İçişleri Bakanlarından Cemil Uybadın’ın ve merhum Cemil Said Barlas’ın evleri, birer küçük fasıl kümesi oluştururdu. Gece yarılarına kadar süren bu toplantılardaki musikiye melodilerin o çiçek bahçelerine ben de yetiştim.

Değerli dostlarım üstat Fâhire Fersan ve Refik Fersan’ların evleri de böyleydi. Cemil Uybadın’ın meclisine katılan sevgili Osman Nihad Bey aracılığı ile Ulaştırma Bakanı Ali Fuat Cebesoy’dan bir ricada bulundu bir gün: Devlet Demiryolları’ndaki Neşriyyat Müdürlüğü görevini, gündüzleri dairede değil, Ankara Gar Gazinosu’nda sürdürmek. Gündüzleri de içiyordu çünkü. Bu olanaksız işe aracılık eden Uybadın merhum, akşam bana gülerek anlattı:

-Osman Nihad’a müjde ver: Bakan tamam dedi: Bir Cebesoy çok gelir ama Osman Nihad bir daha gelmez.”

Fahri ne yapmış

O gece Maksim, fasılla gönüllere taht kurdu. Tanıyıp sevdiğim yönetici dostum Fikret Karahan, sevgili Erköseler orada. Değerli yaylı tambur üstadı Ercüment Batanay ve çoğunu tanımadığım, ama sazlardaki icra ve kompozisyona uyma yeteneklerine hayran olduğum yirmiden fazla saz orada. Fahrettin Aslan, fasıl formunda yepyeni bir kompozisyona olanak hazırlamış. Arkada tek bir hânende yok. Elinde defle, ya da daireyle koca faslı sürükleyen Algazi’ler, Ağyazar’lar dönemini kaldırmış. Birkaç genç kız ve birkaç erkek sesi, faslın dünyasını ateşe verirken dinsel ve klasik seslerin davudisi sevgili Kâni Karaca, sağında İstanbul Radyosu’nun çok güzel sesli Vedat Çetinkaya, solunda adını şimdi unuttuğum, yaşı küçük sesi, assolistliğe doğru uzanık bir cici kızımız, kudüm çalıyor. Klasik okuyor. Ona eşlik eden bu iki solistimiz tektekte nefis çıkışlarını yapıyorlar. Bu kompozisyon, yalnız fasıl musikisine yeni bir buket sunmakla kalmıyor, musikimize de sanki yeni bir formun müjdesini katmış bulunuyor.

Adli takma adıyla yazan II. Beyazıd, kendi zamanındaki niteliğe uygun bir fasıl gecesini şöyle tanımlar:

“-Sazlar çala, ağaz ide sesler Adli!
Çıksın göğe cünbüşle ilahi mağama!”

Güzel bir hafta sonu dileğiyle ve saygılarımla efendim. 


Şardağ, R. (1987, Mayıs 17). Maksim’de Fasıl. Güneş, s. 6.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın