Güzel bir asker

“Ne güzel insan” dediğimizde, herhalde salt kaşı, gözü ve beden yapısını değil, bunların dışına taşan, sevecen, görevinde güçlü saygınlıklı bir insanı da dillendirmek isteriz.

Pek yakında, Türk ordusunun en büyük katını, kendi dileğiyle bırakacak ve emeklilik yaşamına başlayacak olan Genel Kurmay Başkanımız Necdet Üruğ ‘u düşündüm ve öyle koydum, “Güzel bir insan” başlığını. İran’ın bilim, felsefe ve kültür adamı olarak son yıllarda yetiştirdiği en ünlü ve büyük insanı Muhammed Hecâzi, özdeyişlerinden birinde şöyle der:

Nice çirkin insanlar vardır ki bu yüzlerinin arkasında; yumuşak huyluluktan, sevgi coşkunluğundan, babacan bir ruh yapısı ve insanlıktan oluşmuş ayın on dördü gibi güzellikler saklıdır.”

Anatole France da ne diyor:

“- İnsanın fiziksel yapısı, ruhsal yapısının etkisi altındadır. Hugo, Notre Dame’ın Kamburu’nu biraz da buna kanıtlamak için yazmış olmalı.”

Bizim Genelkurmay Başkanımız, nurlu ve güzel bir yüz ve temiz fiziğiyle yetinmeyip gönülce de kendisini ak-pak yaratmış olan yüce Allah’ın sevgili kullarından.

“-Kendimden sonra gelecek olan değerli arkadaşlarıma olanak tanımak istedim.”

Her büyük komutan böyle yüce mi?

Öyle olsaydı Şardağ, dost olarak yakından tanıdığı sayın ve sevgili Üruğ için bu satırları niçin yazsındı?

Geçmiş yıllarda bir de Salih Omurtak’ı tanıdım. Genç bir edebiyat öğretmeniydim Ankara’da. Yakın arkadaşım karikatürist Ali Ulvi, yedek subay öğrencisi. Okul bitmek üzere ve kendisine, bazı küçük disiplin nedenleriyle çavuş çıkacağı söylenmiş. Zamanın Genelkurmay Başkanı Omurtak’la konuşma olanağı bulamamış. Dertleşiyoruz…

Birden, aklımın esintisine uyarak telefon kulübesine giriyor, santrala kendimi tanıtıyorum:

“-Omurtak Paşa’nın yeğeni Rüştü Şardağ’ım ben. Lütfen amcamı bağlar mısınız?”

Telefonda tatlı, şakacı, ama utandırıcı bir ses:

Buyur bakalım değerli yeğenim Şardağ, önce şu amcalık işini çözelim!”

Sırtımın terlediğini hissediyorum, utancımdan ve içtenlikle giriveriyorum konuya:

“-Kıymetli paşam, yalan söyledim, ben edebiyat öğretmeni, yazar Rüştü Şardağ’ım. Çavuş çıkmak üzere olan bir arkadaşım, bir aydır sizi görmek istiyor. İstikbali, onuru yıkılacak. Ona randevu alabilmek için sizin amcam olduğunuzu uydurarak yalan söyledim; bağışlayın.”

“-Önce yalan değil, biz askerler Türk çocuklarının babaları, amcaları, kardeşleriyiz. Sen bana onun kusurlarını anlat bakalım, yeğenim.”
“-Şapkasına tel taktırmış, biraz yana eğik giyiyormuş.”
“-Canım efendim, ben de şapkamı yan giyiyorum, söyle ona senin adını versin, hemen gelsin.”

Sayın Üruğ da bir başka güzeldi.

Karşılıklı ve uzun bir konuşmamızda, “Orduyu asla siyasete sokmayacağız. Türk ordusu çirkin ya da güzel, politik oyunların en hafif esintileriyle bile yara alıyor. Yalnız iki şey var ki ordumuz bunlarda duyarlıklı: Atatürk’e, devrimlere karşı, irticaâ yönelmiş ciddi çabalar ve bir de dışa bağımlı aşırı sol.”

Şunları da eklemişti sanıyorum:

“-Türk milletinin sağduyusu o kadar güçlü ki orduya gerek bırakmadan bu sakıncaları her zaman yok edebilir.”

Emekliliğini, vaktinden önce isteyip torunlarıyla birlikte, insancıl yaşamın baldan tatlı ortamına çekilme arzusu…

Kendisinden başka değerlerin de var olduğunu kabullenme… Her güzelliğin ancak kendisiyle mümkün olabileceğini sanmamak ve poposunu koltuğa 404’le yapıştırma hastalığından uzak durmak.

“-Siyasete katıl” önerisine
“-Hayır!”
“-İleride Cumhurbaşkanı yapalım.”
“-Hayır!”
“-Biraz daha ordunun başında kal!”
“-Hayır! Benden değerli arkadaşlarım sırada.”
“-Bu memlekete hizmet vermiş, Demirel ve Ecevit’i dışlamak isteyenlerle beraber misiniz?”
“-Yasakları koymakla, sanıyorum, hata ettik!”

Sayın dost ve sevgili Üruğ, nicelerine, nice nice dersler vererek gidiyor. Türk milletinin, ona gönlünü açarak diyeceği, “Güle güle paşam” sözü yok mu!.. Kıvamı zor bulunur bir sözün zevkini tatmaya lâyık olanlar ne kadar az, değil mi efendim!


Şardağ, R. (1987, Haziran 8). Güzel bir asker. Güneş, s. 4.


Güneş Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin yazımını gerçekleştiren Demet Cevher‘e ve yazının bulunması knusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın