
Güzel olan şeyler de var elbet. Onlar da olmasa, “bırakır, ver gitsin” der, peşinden koşmayız. Güzeli çirkinden ayırmak; amacımız bu. Kalemimizin ucu biraz küt ya da sivri olmuş: Eh, bu kadarı da “kalemkârın” üslubuna verilsin, olmaz mı?
ÖLENLERE RAĞBET
Geçen akşam, sevgili dost Dr. Alaeddin Yavaşca’nın edepli, kıvançlı ve de cici bir programını izledik. O yönetti; rahmetli Pınar, ölüm yıldönümünde anıldı. Okuyanlar kim? Musikimizde en sıcak ses dalgalarını, ruhsal dünyasında kıvama ulaştırmış olan Mediha Demirkıran: Rahmetli! Tizlerini, kafa sesiyle rahatça çıkarabilen Sabite Tur. O da rahmetli. Allah yaşamlarını uzatsın. Müzeyyen Senar’la, Nesrin Sipahi’yi, bu iki üslup ustasını da dinledik, program güzeldi. Ünlüler için, ölmüş ya da bizim gibi sefer saati yaklaşmışlar için güzel belgeseller yapıyor TRT, ama beri tarafta bu kuruma emek vermiş mektepli ve “edep”li solistlerimiz, bir tarafa itiliveriyor yaşamlarında.
TRT KİMİN YANINDA?
Hanım kızımız, ötesini berisini fayrap etmiş, “Yakında TV’de şansımı deneyeceğim” diyor. Bir ötekisi, “Çocuğumun babası belli, ama söylemem. İntikamımı, TV’de isim yaparak alacağım” deyiveriyor. Bu ve bunun gibiler, gazino bülbülleri, magazinlerde mimlemişler, televizyonda. TV yöneticileriyse, “Efendim, mimli demek ünlü demektir, çıkarırız biz” görüşünde. “Çıkarın, çıkarın da Allah rızası için Türk Sanat Müziği’ne çıkarmayın” diyoruz biz de. Dinleyen kim?
“EEE…EEE”SİZ OLSUN
Ekrana konuşmacılar çıkıyor, hem de kocaman diplomalılar: “Sayın dinleyenlerim, e…e…”, “Bugünkü konuşmamızda ee… ee…”
“E..”siz konuşmacıları çıkarın lütfen.
GÜNAH DEĞİL Mİ?
İstanbul televizyonu müdürü, Pazar 90’ın sunucu ve yöneticisine ve de tüm görevlilere, bir dış çekim için on milyon ödendiği dillerde. Bu program İstanbul’da çekilemez miydi? Bizim TRT’mizde ateş gibi yöneticilerimiz, kameraman ve ışıkçılarımız var. Hani Başbakanlığın tasarruf uyarıları? Hani TRT’nin inisiyatifi ele alıp bu programları kendi mensuplarına yaptıracağını sandığımız Erdemli “Kerim” i?
OSMANLICA TUTKUSU
Son zamanlarda TRT’de hızlanan bir çirkinlik var: Osmanlıca paralamak. Güzelim Dil Kurumu’nu temelden susturduk diye ekrana her çıkan, Osmanlıca sözcüklerin kafasını gözünü yarmada. Sunucularımız da bu sözcükleri yanlış kullanmada. Daha geçen hafta, TRT’nin üç yıldızlık programını oluşturan sevgili Barış Manço, kimseye sormak gereği de duymadan Anadolu “ahi”lerinden, “âhiler” diye söz etmişti. Oldu mu? Sayın Özal’ımız, Cumhurbaşkanlığı konuşmasını yaparken, “Atatürk kanunlar vâzetti” diye “va” hecesini uzattı; bilmeden Atatürk’ü vâiz yaptı. Bir halk türküsü okuyucumuz, “bilhassa” yerine, “bilakis seviyorum” deyip durdu. Harp Akademileri komutanımızın adı Âşir, “A” kısaltılarak okunuyor. “Mazhariyet”in “a”sını uzatıyoruz. 15 Ağustos 1989 gecesi, bir hanım kızımız “ebeveyn”i, bir daha “lerimiz” takısı ile çoğalttı. Güzelim Türkçe Bektaş sözünün “a” sı gereksiz yere uzatılıyor. Sunucularımız, “teröristlerin eşkali” diyerek yanlış söyleyecekleri yerde “şekilleri” diyemezler mi? Ressam Âbidin Dino, Abidin oldu. Bir bakanlığın müsteşar yardımcısı, “camiası” dedi. “Bâzı”yı, “bazı” yaptı.
Türkçeleri var efendim. Onları kullansanıza! Zorunlu olarak kullanacağımız bazı Osmanlıca sözcükleri de malum film yapımcılarına akıttığı paralardan kısın da, Osmanlıca bilen hoca tutun, TRT doğruları öğretsin.
Mustafa Yolaşan… Allah’ın, yüzüne kalbini yansıttığı bu sevimli genç, saatler süren Pazar programını tüy gibi, bal gibi yönetiyor, teşekkürler… Sezen Cumhur Önal’ın o nefis programı ne oldu? Cânân Kumbasar’ın Müzik Konukları’na kattığı hava, yeteneğini ortaya koyacak bir üstünlükte sürüyor.
GÜL BABAM GÜL
Son bir yıldır TRT, evlere şenlik, güldürü programları hazırlıyor. Çoğu sallapati. Hem de güldürü amaçlı, bunların hepsi. Ne ki Allahaşkına söyleyin, kimin güldüğü var? Ekrandakiler, kendi aralarında kıkırdaşıp duruyorlar; bu yetmez mi? İşte 28 Ocak Pazar günü yine bir grup kadın-erkek; esprilerle bizi güldürme çabasındalar. Hanım oyuncumuza, erkek oyuncu soruyor:
“Niye sık sık gözlüklerinizi değiştiriyorsunuz?”
Kah kah kah!
“Siz horlar mısınız?”
Hoh hoh hoh!
Sezen Aksu’ya telefonla hatır soruluyor. Alınan yanıtı duyan yok.
“Kih kih kih!”
Erşan Başbuğ gibi, Ertürk Yöndem gibi, Ali Atakul gibi çok başarılı yöneticilerimizin arasına, bir güldürüyü bile ısısından koparmış topluluklar, yapımcılar nasıl giriyor? Bir yıldan bu yana televizyonumuz, kendi yaptıklarına, kendi bile birbirlerini gıdıklayarak gülen grupların sıkıcı baskısı altında. Oyun alanlarında, her biri bir değerken, televizyondaki bu şipşakçılık, denetimcileri, bizleri üzdüğü gibi üzmüyor mu? Televizyonu bu hale getirenlerden biri, “Şardağ’a gülüp duruyoruz” diyormuş. Eh, biz de rehavetinden henüz kurtulamayan dost Kerim Aydın’a, “Gülsünler bakalım, son gülen iyi güler” demekle yetinmekteyiz.
Şardağ, R. (11 Şubat 1990). TRT’de güzellikler-çirkinlikler. Milliyet, 11. 02. 1990, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

