Keçeciler’e düşen iş…

Devlet Bakanı Sayın Keçeciler’den, içtenlikli olduğuna inandığım bir mektup aldım. Kur’ân’a dayanan yazıma hak veriyor. İslâmî teröre, Müslümanlığın yer vermediğine inanıyor. Lâiklik ve şeriat devleti konularında da aynı görüşleri paylaştığını, bizi okşayan satırlarla belirtiyor.

 YANITI ŞARDAĞ’A DEĞİL, HALKA YAPMAK

Sayın Keçeciler’in, Türkiye düzeyinde uyandırdığı bir “gerici” imajı var. Bunu silmek, Şardağ’ı inandırmakla mümkün olamaz ki…

Konya Belediye Başkanı iken İstiklal Marşı okunduğunda ayağa kalkmamış. Ben buna hâlâ inanmak istemiyorum. “Millet ve İslâm şairi” olarak nitelenen büyük Âkif’in kaleme aldığı o yüce şiire olsun Keçeciler, niye karşı çıksın? Bir dalgınlık anına mı rastgeldi? Aslı mı yok haberin? Halka açıklanması gerekir sanırım.

ŞERİAT DEVLETİ

Bazıları, dinsel kitabımızın dışında hiçbir yasanın geçerli olmaması anlamını çıkarıyor bundan. Biz, Kur’an’daki ruha bağlı kalmak koşulu ile yeni yasalar yaptık. Şeriata uygunluğu değil, ters düşmeyişi hedef alan devrim yasaları ve Atatürk ilkeleridir bunlar. “Şeriat devleti” kurmanın, değişen dünya koşulları karşısında mıh gibi sarılacak bir görüş değil, kendisinden esinlenilecek güzelim Kur’an ruhu olduğuna inanıyoruz. Ve Mustafa Kemal’siz bir Türkiye’yi eşyanın doğasına aykırı buluyoruz. Sayın Keçeciler, bu noktada bizimle birlik mi?

Ülkemizde, başta “Medeni Kanun” olmak üzere, çıkarılan hiçbir yasa, Kurân’ın ruhuna aykırı değildir. Bir Başkomutan, saldırı emrini verdiği  yazısında, “askerler silahlarını temizlesin” der mi? Onbaşının işini yüklenir mi? Medeni Kanun, telefonla yapılan bağlantılara yasallık hakkı tanımıştır. Bu hüküm Kur’ân’da aranır mı? Başkomutanda aradığımız bu ayrıntıya girmemek hakkını Ulu Allah’ta nasıl aramaya kalkarız ve “Bu hüküm Kur’ân’da yok” deriz? “Tutamayacağınız sözü vermeyin, verdiğiniz sözü de tutun” buyuran o Yüce’nin temel hükmü yetmiyor mu? Bu nedenledir ki çağdaş Türkiye yasalarının çıkarılmasını doğal bir hak tanıyor, ama bunların Kur’ân’a ters düşmediğini de savunuyoruz. Sayın Keçeciler de bu görüşte mi? Bunu da açıklasın lütfen.

HAZIR İNANÇLI İKEN

Hükümette, İslâm’a sıkı sıkıya bağlı bir bakanın bulunmasından üzüntü değil, rahatlık duyulmasını isterim. Ne ki Sayın Keçeciler, bu kadar bağlı olduğu Kur’ân’ın temel hükümlerinden olan sosyal adalet duygusunun, eski başbakanları zamanında nasıl çiğnediğini görmüyor mu? Herkesi af buyuracak olan Allah’ın, inatçı kâfirle, yoksullara yardım ellerini uzatmayanları asla bağışlamayacağını da bilmektedir sanırım. Kendisine emanet olan işçi, memur, işsiz, emekli, dul, yetim, topraksız köylü, küçük üretici gibi toplulukların Türkiye’de zam üstüne zamla nasıl perişan edildiğine tanık olmuyor mu? Bu konuda eski başbakanları ve hâlâ perde ardından ANAP hükümetini yöneten Cumhurbaşkanı’na karşı çıkışlar yapmış mı? Yapmamışsa, bugün olsun yapmayı düşünüyor mu? İyi bir insan olduğuna inandığım bugünkü Başbakanlarının, fani bir kul olan Cumhurbaşkanı’nın etkisinden sıyrılıp Allah’ın kulluğuna gelmesini sağlamaya çalışıyor mu? Biz geçen dönemde, Sayın Özal’a vatandaşların çöp bidonlarından lahmacun parçaları araştırıp yediklerini, Allah karşısında onları bu duruma düşürenlerin, kâfirle eşit olduğunu sûre, âyet göstererek söylemiştik. Sayın Keçeciler, bu konuda görevini nasıl yapmış? Bunu da açıklayıversin ve “Allah, zenginleri fakirlerden çok sever” diyen eski başbakanlarını “tövbe tövbe” diye uyardığının kanıtını, İslâm’a gönül vermiş bir insan olarak parti delegelerine ve Müslüman-Türk kardeşlerime, Kur’ân’ın, baştan sona, olumlu bilimleri de içerdiğini, safsatanın, yani küflü kafalılığın Müslüman’lıkla bir ilgisi bulunmadığını anlatmış mı? Yasin Sûresi’nin 30. Âyetinde, “Zâlike takdir’ül aziz’ül alim” buyrulduğunu, yani Allah’ın, güçlü olduğu kadar da bilgin olarak nitelendiğini, öncülüğünü yaptığı Müslüman kardeşlerine duyurmuş mu?

KİMLİKLERİNE BAKIN

Geçen yaz Yusuf Nalkesen dostumla, penceresi trotuara bakan bir lokantada yemek yiyorduk. Yediğim pilicin ciğer ve derilerini bıraktığım boş tabağa birdenbire bir elin uzandığını ve onları ağzına attıktan sonra, “Beni affedin” diyen bir Türk delikanlısının hızla kaybolduğunu görmüştük. Türkiye yüzeyinde, buna benzer sefalet tabloları çizilip dururken, “Biz Allah inançlıyız” “Biz milliyetçi ve muhafazakârız” diye öğünenlerin, bırakın halkı, Allah’ın karşısında ne duruma düştüklerini, Müslüman-Türk ulusuna ve sorumlulara açıklayabildiniz mi Sayın Keçeciler? Evet, sizi, İslâm’a bağlı olmanız nedeniyle, gericiymişsiniz gibi yaftalayanları yazık ki benim aydınlatmam değil, sizin ışıklandırmanız gerekiyor ve bu açıklamayı bana değil, halkınıza, sizi karalamak isteyenlere karşı yapın dememe izin verin lütfen.

Devlet katlarında bakanlığa, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına yükselmenin, Allah’a güzel bir kulluk sunma yanında hiç mi değeri olmadığını iyi bilirsiniz.

Yaklaşan genel kurulunuzda, siyasal hayatlarında en küçük bir başarıya ulaşmamışların, genel başkanlığa oynadığını biliyorsunuz ve bu oyunda sizi “tarikatçı, gerici” olarak damgalamayı sürdürdüklerine de tanıksınız. Bunu fırsat bilerek Allah inançlı olmanın Atatürk’ün devrimleri ve lâik devletin yanı başında olmak demek olduğunu vurgulamak istemez misiniz? Geçmiş yıllardaki tarikatların, Allah yolundaki gönül erlerinden oluştuğunu, bugünkülerinse siyasetin batağında çırpınıp birbirleriyle boğazlaştığını ve devleti ele geçirmek isteyenlerden kümelendiğini görüyorsunuz. İşte meydan! İşte Keçeciler! Bütün gücünüzle, İslâm’ı karartan yobazları olduğu gibi, İslâm’ı karartmak isteyen kasıtlıları da utandırın! Bir basın toplantısında konuşun, her şeyi açıklayın Sayın Keçeciler!

Şardağ’a yaptığınız yazılı açıklama, üzerinize sürülmek istenen karaltıyı silmeye yetmez ki.  


Şardağ, R. (18 Mart 1990). “Keçeciler’e Düşen İş. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın