Osmanlı

Amerika Cumhurbaşkanı Bush, Birleşik Devletler’deki bazı Ermeni komitecileriyle omuzdaşlığını örtmek için, “Ben bugünkü Türkiye’yi değil, Osmanlıları kastettim” demişti. Buna şaşırmadım, hatta kızamadım. Batılıların her fırsatta Osmanlı saldırganlığını(!) barbarlığını(!) dile dolamalarına da şaşamıyorum. Biz, yıllar yılı, kendimiz Osmanlı düşmanlığının şampiyonluğunu yapmıyor muyuz? Okul kitaplarımızda, Atatürk’ün getirdiği Cumhuriyet rejimiyle haklı olarak övünürken Osmanlı tarihini kötülemeyi de Atatürkçülüğün gereği bildik ve “Yaşasın Atatürk”ü, “Kahrolsun Osmanlılık”la eşdeş saydık.

DİLLERİNDE KEMİK YOK Kİ!

Konuşacaklar: “Osmanlı Türkleri saldırgandır, kan dökücüdür ve barbardır” diye çeneleri düşmüşçesine dırdırlanacaklar, kendi kanlı tarihlerini unutarak Bizans’ın İstanbul’dan kalkarak Akdeniz’e, Ermenistan’a bugünkü Türkiye’nin güney, doğu ve güneydoğusuna kadar ahtapot gibi yapıştığını görmek istemeyecekler. Alman Nazilerinin, Yahudilere, Polonyalılara ve Yunanlılara karşı işledikleri soykırımları, kapalı gözlerle geçiştirip Türklerin saldırılarını dillerine dolayacaklar.

TUH VAHŞİ AVRUPALILARA

Bunu söyleyen ben değilim. Fransa, Almanya ve İtalya’dan oluşan Hıristiyan piskoposların ve şövalyelerin kışkırttığı Haçlı savaşlarını düşünün. İsa’nın Kamâne Kilisesi’ni, Musevilerin Hz. Süleyman mâbedini ve Müslümanların Hz. Ömer Camii’ni, Arap ve Müslüman Türkler aynı saygıyla birlikte korudu, ama Pierre L’Ermite (1050-1115) köpeği, aç kalan Avrupalı barbarlara “Ne duruyorsunuz? Öldürdüğünüz Müslüman Türk etlerini yiyin, biberli tavus kuşundan daha lezzetlidir” deyince, Ömer Camii’ndeki savunmasız Müslümanları öldüren Avrupalı Barbarlar, akıttıkları Müslüman kanlarını atlarının koşumlarına kadar taşırınca şövalye Sainyebuse bile kusmuş, “Tuh, Avrupalıların vahşetine” diye haykırmıştır.

ZORUNLU GÖÇ

Bu konuya nereden girdik efendim söyleyeyim: Sayın Tınaz Titiz zamanında, Fransızlar bir film çevirmek istiyorlar. Konusu şu: Osmanlı padişahlarının homoseksüelliği ve prenseslerin, kadın kadına sevişme sahneleri… Türkiye gazetesi bunu ortaya atınca Kültür Bakanımız Sayın Zeybek, bütün duyarlılığı ile, “Filmi görmedim, inceleteceğim. Öyle rezaletler varsa izin vermem” derken onun Müsteşar Yardımcısı, “Efendim biz izin vermesek bu sahneler Yunanistan’da çekilecekti” deyiveriyor.

Müsteşar Yardımcısı’nı da suçlamıyorum. Vaktiyle buna izin veren kurulun yakınında bulunsa da bu sözleri, bakanına rağmen ağzından fışkırtsa da benim suçladığım kişiler değil, kafadır kafa!

Atatürk ve arkadaşları, halk egemenliğine dayanmayan, bütün dünyada olduğu gibi, dönemini bitirmiş olan halifeliği kaldırmışlardır. Değiştirilen sistemdir. Osmanlı tarihini silip geçtik mi? Sünger mi çektik? O sevgili Atatürk değil midir, bu kadarla da yetinmeyip tarihimizi iki bin yıl öncesine götüren? Ama biz, Osmanlı ve tüm Türk tarihini, çocuklarımıza doğrusuyla okutacak bir kitabı bugüne kadar yazamadık. “Dünyanın anasını şöyle ağlattık, babasını böyle inlettik” deyip durduk. Barbar ve Osmanlılara saldıran utanmaz Avrupa’ya, Türk’ün, hoşgörüde tek örnek millet olduğunu Kültür Bakanımız, bir kurula hazırlattırıyor. Müsteşar Yardımcısı’nın, böylesi kültür birikimi isteyen konularda, sınırı aşan konuşmalara yeltenmemesini diliyorum.

Türkler Moğol zulmünde ve Asya’da barınma olanağı kalmaması nedeniyle Anadolu’ya geçtiler. Savaşın en doğal hak, barış sözü etmeninse delilik sayıldığı günlerde, bize karşı ilk düşmanlık ve saldırı, Bizans’tan ve tüm Hıristiyan Avrupa’dan gelmiştir.

Malazgirt’te Alpaslan’a tutsak olan Romanos’u Türk hükümdarı, saygı ile sofrasına oturtmuş armağanlarla İstanbul’a göndermiştir. Bu mu Türk barbarlığı? Hıristiyan Avrupa, birbirleriyle kenetlenerek Osmanlı’yı öldürmeye kalkarken bizim elimiz armut mu toplayacaktı?

İKİSİNE DE YAZIKLAR OLSUN

Osmanlı İmparatorluğu, rejim olarak yıkıldı. Batı’daki rejimler de cumhuriyete, ya da laf olsun krallıkları maskesi altında demokrasiye ulaştı. İçimizde, çağdaşlıktan kopmuş kafaların, eski Osmanlı rejimini gizli, açık savunma çabalarına yazıklar olsun! Ne var ki atalarımız olan ve Osman Gazi’nin mübarek girişimleriyle kurulup insanlık örnekleriyle dolup taşan tarihimizi tanımayanlara, onu rezil etmek isteyen yabancı filmlere, geçmişte onay verenlere de az yazıklar olmasın!

BEŞ YÜZYIL SONUNDA

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. Soralım gözleri çapaklı Avrupalılara: “Beş yüzyıl sonra Rumlar, Ermeniler, Çekler, Romanyalılar, Sırplar, Hırvatlar, Bulgarlar, Arnavutlar ve Macarlar; dillerine, dinlerine hatta mezheplerine ve kültürlerine tıpkısına sahip olarak ortaya çıkmadılar mı?” Bu, Osmanlı adına, sonsuzluğa kadar dalgalanacak bir hoşgörü bayrağıdır. Buna karşılık Avrupa’ya giren Avarlar, Hunlar nerede? Tuna boylarındaki Bulgar Türkleri nerede? Tuna boylarındaki Bulgar Türkleri Peçenekler, Kumanlar, Hazer Türkleri nerede? Bugün, Osmanlıyı horlayan Avrupa, hepsinin önce dinlerini, sonra da milliyetlerini değiştirmedi mi? Onları vantuz gibi emip Hıristiyanlaştırmadı mı? Saygıya değmez Amerika Cumhurbaşkanı Bush hazretleri! Söyler misiniz, hoşgörüsüzlük Osmanlıda mı? Lütfen gözlüklerinizi takınız. Kızılderili öz vatanlarında nasıl hakladığınızı bir düşünün! Soykırım diye bundan başka neye derler? Temsil ettiğiniz insanlar, dünyanın yetmiş iki milletinden oluşmuş girişimci, maddeci, hesapçı ve kurnaz tilki zekâsında kişiler, buna lafımız yok. Kusura bakmayın, ama Cihan Şampiyonları adlı eserinde Paul Morand (1888/1976), sizi zor yutulur bir espriyle ne güzel tanımlamış:

“Haça, artı işareti gözüyle bakan Amerika”

Sayın Zeybek’in hazırlattırdığı yeni tarih kitabı, sanırım, hem bizim, hem dünyanın gözünde, Osmanlı tarihinin insancıl rengini yeniden ışıklandıracak.


Şardağ, R. (13 Mayıs 1990). Osmanlı. Milliyet, s. 13.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

 

Yorum bırakın