İmamların sayısı mı, İslâm’ın gerçeği mi?

Geride bıraktığımız haftalar içinde devlette önemli görevler yüklenmiş olanlar arasında bir tartışma izledik. İmam hatip okulları hangi dönemlerde ve kimler zamanında çoğaldı?

Özellikle sayın Evren Paşa ile sayın Ecevit arasında ağırlık kazanan bir tartışmaydı bu. Evren Paşa, kendi zamanlarında bir tek imam hatip lisesi açtırmadığını, gericiliğin Ecevit döneminde yaygınlaştığını söylerken, sayın Ecevit bunun tam tersini savundu. Basın da işin içine imam hatip liselerinin hangi yıllarda sayısal olarak çoğaldığı konusunu işleyerek girdi. ANAP ve DYP bu konuda suskun kaldılar. Nedeni açık: DYP, merkez sağ partisi olarak bu işe fazlaca bulaşmak istemedi. Partisindeki Müslümanlar ve yine Müslüman olup ilerici yönde saf tutanlar incitilmesin diye düşünmüş olmalı. ANAP, kuruluşu bakımından ayrı eğilimdeki insanlardan oluşmuştur. Onlarda dinine bağlı Müslümanlarla İslâm’ı tarikatçılıkta arayanlar ve koyu Atatürkçü Müslümanlar yanyana dizilmiş durumdalar. Bu nedenle konuya girmediler.

İŞ MATEMATİKTE DEĞİL Kİ

Ülkemizde her gün herşey çoğalıyor. Sözgelimi lahmacuncular, Antep baklavacıları, ihracatçılar, türlü iş merkezleri çoğalır, nüfus durmadan artarsa imam ve hatip sayısı artmaz mı? “Artmasın” diyebilir miyiz? Elbet Müslüman bir ülkede, mescit da artacak, imam da. İşi, matematik sorunu gibi görmeye hakkımız olmamalı. Asıl konu, imamların sayısında değil, niteliğindedir. Bu okullarda İslâm’ın ve Kur’an’ın gerçeğini mescitlerde anlatacak nitelikte cihazlanmış hocalarımız çoğunlukta mı? İslâm nedir, Kur’an nedir, yüce dinimizin âyetleri bütün olumlu bilimlere neden açıktır. İlimsiz, nursuz ve ruhsuz hatiplik yapılabilir mi? İslâm’ın gerçeği ile donanmış profesörlerimiz sayıca o kadar az ki! Sözgelimi geçen Ramazan, televizyonda dinsel programa çıkıp İslâmî soruları yanıtlayan bir bilginimiz “Yüceler yücesi, ulular ulusu Allah” yerine, “Allah Teâlâ” diyerek aradaki Arapça “dır” anlamına gelen “hü” hecesini atlayıp durdu.

BİR CAMİDEYİZ

Cuma hutbesinde bir hatip efendi, “Peygamber efendimiz, bir hadislerinde buyuruyorlar ki” diyerek konuya şöyle giriyor: “Bir erkek, gece yatağına eşini davet eder de gelmezse melekler sabaha kadar günah yazacaktır.” Gerçek bir hadis de olsa, camide söylenecek başka bir konu kalmadı mı? Büyük bilgin Buhârî boşuna mı binlerce uyduruk hadisi kaldırıp attı? Büyük imam Hanife’nin babası Sâbit oğlu Nu’man boşuna mı, “Bir hadis ki Kur’an ve akla uymaz o şey Hz. Muhammed’in olamaz” demiştir. Ya adam, karısını dövmüş, eziyet etmişse? Melekler, sadece kocalar için tutulmuş avukatlar mıdır?

İmam ve hatiplerin sayıları üzerinde durmak yersizdir elbet, ne ki niteliklerini güzel güzel tartışmalıyız. Örneğin Atatürk, yaptığı devrimlerle Kur’an’a ve İslâm’a aykırı düşmemiştir. Din adamlarımız, Atatürk’e düşmanlıkta değil, sevgide öncü olmalıdır. Kaç imam ve hatibimiz, İslâm’ın gerçeği ile Atatürk’ün gerçeğine ışık getirebilmiştir? “Hakikât-i İslamiyye” diye dilinde tüy biten Mustafa Kemal’i, herkesten önce imamlarımız, hocalarımız halka anlatmalıdır. Atatürk de insandır. Onun da kusurları vardır. Söz gelimi Şerafettin Yaltkaya, Ömer Rıza Doğrul gibi, Mehmet Akif gibi yüce İslâm’ı ilimle tanımış olanların yaşadığı günlerde, İslâm’ın ve Kur’an’ın gerçeği, uygarlık ve olumlu bilimlerdeki özün, Kur’an’da bulunduğunu kanıtlayıcı bilimsel çalışmalar yapılabilirdi. Günümüzde hâlâ halifeliği savunanlara karşın Mehmet Akif son halifelerle, adamları için, “cümlesi hırsız çetesi” demişti. Abdülhamid’i “zıll-ı mevhum”a benzetmiştir. (*)

Zamanında, “hakimiyet milletindir”e karşı bazı beyinsizler, “Hayır, hakimiyet Allah’ındır” diyorlar. Allah’ı dünya siyasetine sokmaya hocalarımızın hakları var mı? Millet sevgisi, halk hakkının tanınması Kur’an’ın emridir. İmam ve hatiplerimiz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı hutbe örneklerini göz önünden ayırmamalı.

Ezanlarımız, megafonla okunmakta, sesleri çirkin müezzinlerin soluğu, bu âlete karışınca işin güzelliği kaybolmaktadır. Bu nitelik üzerinde de durulmalı.

ASIL SORUN

Yetiştirdiğimiz din adamlarına, İslâm’ın gerici bir din değil, ilimde, uygar yaşamda, olumlu bilimlerde, doğrulukta, insanlar arasındaki ilişkilerin dürüstlüğünde temel ilkeler getirmiş güzelim bir din olduğu belletilmelidir. Ayrı bir gün derinlemesine işleyeceğimiz tarikatçılıkta da geçmişteki tarikatlardan kopulmuş, devleti ele geçirme çabaları içine geçilmiştir. Çevremizde sahte velilerle doludur. Rüşvetin, insanları sömüren faizin kötülüğü Kur’an’dan esinlenerek halkımıza, aydınlarımıza anlatılmalıdır. Batı’da birer birer Kur’an çevirilerini okuyarak İslâm’a gelmiş bilim adamları ele alınmalı, onların, evrendeki bütün bilimsel gelişmeleri Kur’an’da buldukları ortaya çıkarılmalıdır.

ALLAH EN BÜYÜK DAYANAK NOKTAMIZ

Tük halkının yüzde doksanı Müslümandır. Ama eleştirdiğimiz bazılarını, niteliksiz bulduğumuz imamlar yanında, “Müslümanım” diyen aydınlarımız, Kur’an’ın ruhuna ilimle girmemiş yarım yamalak imam ve hatiplerimiz kadar kusurludurlar. Müslümanım dedikleri halde en yakınlarının cenaze namazlarında olsun topluluğa katılmayıp uzakta, miskal(**) kamışı gibi ayakta dizilen aydınlarımız, Türkiye’yi İslâm’a ters düşmüş bir komşu ülkenin havasına sokmak isteyen bazı tarikatçılarımız üzerinde de durmalıyız. Bunlar açık açık tartışılmazken imam ve hatiplerin niteliği üzerinde durulmazken “kimin zamanında kaç imam hatip lisesi açıldı”yı tartışmak ne yazar ki! Bir kez daha söylemiş olalım: İslâm’ı cehl içinde saptıranlar ve İslâm’a arkasını dönenler!.. Bu iki zümreyi sevgiyle birleştiremez miyiz? İmam hatip sayısını tartışacağımız yerde, imam ve hatiplerimiz içinde sevgiyle izlediğimiz görevlileri sayısını çoğaltamaz mıyız? Tartışmayı matematikten çıkarıp nitelik davasına dönüştüremez miyiz?

(*) Aslı olmayan korkuyla var kabul edilen bir gölge

(**) Aslı, Farsçada “mizmâr”dır. Üst üste, sırayla dizilen kamışlardan oluşan bir çalgıdır. İstanbul Osmanlı ağzında, zamanla “miskal”laşmıştır.  


Şardağ, R. (17 Haziran 1990). İmamların sayısı mı İslâm’ın gerçeği mi?. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın