
Anımsayacaksınız, size, bir şarkımın ikincilik aldığı Milliyet gecelerinden birinde böyle seslenmiştim: “Sayın Sayın!”
Son günlerde Sabah gazetesinde yayınlanan anılarınız arasına Kenan Paşa’nın adını da karıştırarak işe başlamanızdan üzüntü duydum. Anılarınızı elde edip yayınlama, bir gazete için başarıdır elbet. Onlar ne kadar çarpıcı olursa, o kadar ilgi uyandırır. Hele içine bir de önemli kişi ile aşk söylentisi karıştırılmışsa, değmeyin gitsin!.. Hele hele bu aşk anılarının – yalanlama yolu ile de olsa – üstü kaşınıyorsa, kendinize reklam sağlama kokusu vermez mi? Buysa, sizin çok sevdiğim “Sayın”lığınıza gölge düşürmez mi?
AMAN YANLIŞ ANLAŞILMASIN
Evren Paşa sizi beğenemez mi? Bu beğeni, yalnız sesinizden değil, güzelliğinizden de bir koku taşısa, bir ilgi sıcaklığını içerik olsa suç mu? Bunu nasıl yalanlayabiliriz? Bu ülkenin ilk kez Orta Asya’da oluşmuş ezgilerinde doğa aşkını, kahramanlık aşkını, hele hele güzele eğilim ve tutkunluğunu görüp duruyorsak, bu hal Osmanoğulları’na kadar sürüp gelmişse, bundan bir anlam çıkarmamak olası değildir.
Benim bunca yıllık yaşam çalkantıları ve değintilerim içinde Emel Sayın’a verdiğim değerde, fiziki güzelliğinin de payı, Allah’ın kullarından niye saklayayım, hiç de az değildir.
Milliyet yarışmasıyla ilgili derecede, şarkımı okumadan önce ikimizi izleyenlere, sahnede ne dediğimi harfi harfine bilemem. Yazılı konuşmaya yaşamım boyunca iltifat etmiş değilim ama şimdi anımsadığıma göre – o zaman bu kadar kilolu değildiniz – yalnız sesinizin ve tavrınızın zarafetinden, saygınlığından değil, gözlerinizde, özünü çağladan almış üç başka yeşilin nasıl erimiş olduğundan söz etmiştim.
SİZ GÜZELSİNİZ
Allah’ın verdiği fizik, güzellik yeter mi? Bu güzelliği ruhtan gelen incelik ısıtmazsa, gülümseyen bir yüz, tavır ve mimik soyluluğu ile bezenmezse bir kadın yüzünde tek tek var olan pırıltılar alev haline gelemez ki!
İşte efendim, sizde bütün bunlar var. Bunların dışında, kadın solist olarak Türkçe’nin en temiz diksiyonu sizde. Konuşmada incelik tükense, bir yenisini icat edecek kadar da rahatsınız. Hele hele dünya tatlısı bir de anlatımınız var.
EVREN PAŞAMIZA GELİNCE
Yakından tanıdığım insandır, dostumdur. Evren Paşa, 12 Eylül ve sonrasında kendisini baş tacı edenlerin, cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra bir anda akıllara gelmiş ne kusurlar ortaya attıklarını bilirim. Biz, o en yüce makamda iken de eksik gördüklerimizi yüzyüze sürdürecek bir dostluk sürdürdük. O da bundan yüksünmedi hiç. Çünkü güzel taraflarından biri de buydu. Batı ve halk müziğimize olduğu gibi Türk sanat müziğine de sevgisi büyüktü. Sizin sesinizi, okuyuş tavrınızı ve zarifliğinizi övdüğünü duymuşumdur, söyleşilerimizde. Ne ki Türkiye’nin bütün kadın – erkek sanatçıları da Çankaya’ya çıkmış ve sadece sevgi görmüştür.
SEVEMEZ Mİ?
Evren Paşa bir insan olarak sizi beğenemez mi? Güzel bulamaz mı? Böylesi insancıl ilgiye yasak koymak, en az “Aramızda böyle bir ilgi yok” demek kadar yersiz ve gereksizdir bence. Sofu Beyazıt diye anılan Padişah II. Beyazıt’ı dinler misiniz biraz:
“Padişahiyle, veziriyle, reâyâsiyle
Severiz biz güzeli, cana sâfâ gönle şifâ”
***
“Dil, derd-i yâre düştü bir çâre var mı Yarab” diye bağıran III. Murat’tır. Koskoca Kanuni, “Tende canım yok iken ben tâlib-i cânân idim” diyor. Ünlü Ziya Paşamız bir beytinde, “ihtiyar” sözcüğünü, hem irade, hem de yaşlılık anlamına kullanıp tevriye sanatı yapar; güzeller karşısında yaşlılığın ve iradenin nasıl elden gittiğini vurgular:
“Nev civan sevmekte ben pirân-ı ta’yib eylemem
Hüsn olur ki seyrederken ihtiyar elden gider”(*)
GÜZEL OLMAYAN
Paşamızın, adını, sizinle birlikte öne süren o pis MİT raporuna kim inanmıştır ki! Açıklanmasıyla birlikte, inanılmak şöyle dursun, o rapordan, kekre ve pis bir hava yayılmış, az sonra da silinivermiştir. Ama siz Emel Hanım, neden bu yarayı kaşıdınız? Her sanatçının reklama gereksinimi var, her insanın olduğu gibi. Bence sizin yoktu ki! Allah’ın bağışladığı bunca güzellikler, sizin reklam balonuna asılmanıza gereksinim komazdı ki! Sahneyi, her şeyi ile eksiksiz dolduran bir insanın “Evren Paşa’yı seviyorum, o da beni beğeniyor. Bu dedikodular yüzünden gelmiyor; üzülüyorum” demesi, onun gelmesine değil, gelmemesine davetiye çıkarmak olmaz mı?
Size her zaman seslendiğim o “Sayın Sayın” deyişimden, birincisini üzülerek çıkarıyorum.
Bütün hayranlığımla..
(*) “Genç bir güzeli sevmede ben yaşlıları ayıplamam. İhtiyarları kusurlu bulmam. Öylesi güzellikler karşısında kalır ki insan, seyrederken, yaşlılık da idare de elden gider”
Şardağ, R. (9 Eylül 1990). Olmadı Sayın Sayın. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

