SHP’deki çarliston

Sayın Ecevit’le dostuz. İsmet İnönü’yü, iktidardan düştükten dokuz gün sonra bir başyazı ile övenlerdeniz. Sayın Erdal İnönü’ye, ağırlığı babasından ve de kendisinden gelen bir saygı ile bağlıyız. SHP’nin başına gelen bugünkü olaylara, Milliyet’ten önceki bir gazetenin sütunlarında değinmiştir.

NASIL DA ÇABUK UNUTUVERDİK

Namuslu, çalışkan ve iyi niyetli Bülent Ecevit’e karşı, “istemezük”çülüğe soyunduklarında, Sayın Baykal ve ötekileri bir ayrı görüş mü ileri sürmüşlerdir? Sağ, sol ve merkez partilerinde, biraz daha sağa, biraz daha sola ve merkeze doğru görüş kayganlığına sahip insanlar, dünyanın her tarafında çıkabilir. Bizde de olağan sayılabilirdi bu! Ne ki dün Ecevit’e karşı çıkan Sayın Baykal’ın ağzından ya da kaleminden, basına yansımış bir gerekçe duymadık. Sayın Topuz, Kotil ve Süleyman Genç gruplarının, bir gün olsun siyasal tutum bakımından Ecevit’le herhangi bir noktada ayrılığa düştüklerini belirten çıkışlarına rastladınız mı?

Bülent Ecevit, patenti İsmet İnönü’ye ait olan ortanın solu için onu, sağcıların baltalamaması için bir fikir savaşımına girişmiş, İnönü’nün incitilmesi pahasına, başarıya ulaşmıştır. Bugün Erdal Bey’in, sosyal demokrasinin ilk savunucusu olarak Sayın Bülent Ecevit’i göstermesi, erdemliliğine işarettir. Ne ki dün CHP’de sürdürülen ayrılıkçı ve sürtüşmeci davranışlar, tıpkısına SHP’de yankılanıyor.

AYNI OYUN

Ne dışından baktığınızda, ne içine indiğinizde, Baykal grubunun, Erdal Bey’den ayrımlı bir düşünsel görüşü savunduğunu göremiyorsunuz. Halkçı Parti’nin milletvekillerini, içtenlik içinde ve sevgiyle eski SODEP’le birleştiren Aydın Güven Gürkan’ı bu deneyimli parlamenteri, önce İnönü’den koparacaksın. Partinin, kendilerine sonradan katılan güçlü dalını budayacaksın. Sayın İnönü ile “al gülüm ver gülüm” içinde olacaksın. Genel sekreterliği, bütçeye ve örgüte sahip kılan bir kuvvete erişeceksin. Ondan sonra da eski çarliston dansının oynak bir figürünü kıvırtacaksın. Kıbrıs gibi bir zafer çelengini de boynunda taşıyan Bülent Bey’i vurma taktiği gibi İnönü’yü de vurma zamanının geldiğine inanacaksın. Ve hangi siyasal görüş ayrılığı içinde, hangi yorumda ayrımlı bir görüş yapısına sahip olduğunu da tabii, ortaya koymayacaksın.

NEYDİ O HİZİPLER

Topuz’cular, “Ecevit’e muhalifiz.” “Neden efendim?” Ses yok!

“Biz Kotil’ciler de muhalifiz.” “Niçin?” Yanıt yok! Ayrımlı bir görüş yok. Muhaliflermiş işte.

Süleyman Genç’çiler de muhalif. Gerçi 12 Eylül’den önce, Atatürk’süz, Türk bayrağı yerine Lenin porteleri altından geçerek toplandılar İzmir’de 1 Mayıs’ta. Ne var ki “Biz şu görüşü, Leninci paralelde savunuyoruz” da diyemediler. Yapabildikleri tek şey, CHP’nin tekerine çomak sokmak değil miydi? Sayın Ecevit’e, son günlerine kadar toz kondurmayan Necdet Uğur dostum bile, parti gruplarında, Ecevit’e karşı parmak kaldırdı. Neden? Hangi düşünce ve görüş ayrılığından? Yine belli değil. Bugün bu çarlistonun hiç değişmeyen figürü, Sayın Baykal ve yakın arkadaşlarıyla yeniden sahneye konuyor.

“Peki, bütün eski karşı çıkışları, “Ecevit’i istemezük” diye ortaya atılan, ayrımlı siyasal görüşten yoksun olanları, baştan kara ediyorsun da Bülent Ecevit’e hiç mi kusur bulmuyorsun Şardağ?”

Ecevit duygu insanıdır. Particilik oyunlarını bilememiş, sevgi ve sevgisizlikleri örtülü tutup siyasetin riya oyununu oynamasını becerememiştir.

Meclis’te gündem dışı, Halkçı Parti adına, ilk konuşmamı yapıyorum. Bizim partiye, “yuuu” diye bağıran ANAP’lılar kadar “Süpermen Özal” diye haykıran kendi partimin grup sözcülerini de kınıyorum. Bu yansız ve yapıcı konuşma, o akşam toplanan Halkçı Parti kurucular kurulunda, Şardağ’ın övülmesine neden oluyor. Ama grup başkan vekillerinden biri ayağa kalkarak, “İyi ama efendim, Allah deyip duruyor, sağcının teki” biçiminde bir çıkış yapıveriyor. Haberi, bana getirdiklerinde, biraz sarsıldım. Ertesi sabah, Meclis koridorunda oturuyorum. Yanımdan geçen o grup başkanvekili, güler yüzlü olarak bana dönüp,

“İnanır mısınız Sayın Şardağ, yüzünüzü gördüğüm zaman güneş doğmuş gibi hissediyorum” demez mi?

“Desin efendim, katlanıverseydin; siyasetin gereği bu!” diye akıl verenlere karşı yanıtım, partiden istifa edip dönem sonuna kadar bağımsızlığı seçmem olmuştur. Bu, asıl, benim siyaset yapmadaki yeteneksizliğimi ortaya koyuyorsa, kendisine, altı koldan baş kaldıran, ama hiçbir düşünce ve siyasal görüş ayrımı bildirmeyenlere karşı, Bülent Bey’in de çarlistonlu siyaset yapamayacağını kanıtlar ve bunu yüzüne de söylemişimdir.

Anlaşılıyor, şimdi iyice: Sayın Erdal İnönü’de de bu ayrılıkçılarla yüz yüze dost, arkadan önlem alıcı oyunlara girme yeteneği yok.

Türkiye’de eğer siyaset yapmaya bu iki şey yetseydi, İnönü’nün efendiliği ve sabrını, önce Deniz Baykal ve arkadaşlarının değerlendirmesi gerekirdi. Elbette Türk halkoyu karşısında geçen bu kavganın, daha ayrıntılı nedenleri de olabilir. Sayın SHP liderinin üç kez, “istifa ediyorum” demek gibi, zaaf kokusu sızan konuşmaları da dikkatten uzak tutulamaz. Hele hele CHP’nin yıkılmasına neden olmuş ve onun, Türk halkoyu karşısında aldığı sevimlilik notunu karartmış kişilerin, siyasal geçmişlerini düşünmeden, parti saflarına doldurulması, yanıltının ta kendisidir. Ama milletimiz, Erdal İnönü’nün bir genel kurultayda ağırlığını dikkate alacak ve olumlu notunu verecektir.


Şardağ, R. (16 Eylül 1990). SHP’deki Çarliston. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın