
Kültür ve Milli Eğitim bakanlarını izliyor musunuz? Karaltılar ve bulutlar içinde sönüklüğü sürdüren Bakanlar Kurulu’nda onlar, iki canlı ışık… Kaleminizi, parti eğilimleriyle ya da kişisel hesap ve dürtülerle kullanmıyorsanız hakkı söylemede, görülen gerçekleri dile getirmede güçlük çekmezsiniz.
YAPIMIZ BU
Bir yerde güzel bir şey varsa, kişilerin yetenek ve farklı davranışları içinde güzelliğin bir ucu, altın sarısı üzüm salkımı gibi uzanmışsa, ona gözlerinizi kapamanız, çekemezliğin değilse bile yanlışa, çirkine saplanmanın ta kendisidir. Ulu Allah için kılınan namazlarda okuduğumuz “Felak” Sûresinin sonunda, “Hâsidin izâ hased” buyurulur ve “çekemezlik içinde olanın bu davranışlarından bizi koru” diye yalvarırız. Büyük insan Hazreti Ali, “Hased imanı kemirir” buyuruyor. İşte biz de efendim nerede bir güzellik varsa, çevresine diken de dolansa ortaya çıkarmaya çalışırız; böylece kendimizi de esenliğe kavuştururuz. Sanatta eleştiri ve güzellik anlayışımız bu olduğu için siyasette de yöntemimiz tıpkısı!..
ZEYBEK FARKLI
Türkiye’de ne kadar ANAP kırgını ve kızgını varsa, Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’i sorun, “bravo”yu çeker. Siyasal eğilimi sağ ya da sol olmuş, onca önemi yok. Nice sanat, kalem ve düşünce adamı, Zeybek sevgisinde birleşmiş. Sağ-sol tablosunu, bir tekmede yıkıp kaldırmış insandır, Kültür Bakanı.
SANATA, SANATÇIYA TUTKUN
Bakan’ın aklı fikri, onlara destek olma çırpınışında. Söz gelimi Hacı Bektaş gibi bir dehâya, kör bir Alevî düşmanlığı yüzünden yanaşılamazken o, büyük velinin, Yunus’la birlikte senaryolarını ve uluses’lerini hazırlatıyor. Hâlâ Osmanlı hastalığına tutkun olanlarla Türkçeyi son hızla özleştirme tutkusunda olanları bir araya getirecek çalışmaları başlatıyor.
Araştırmacılara, şairlere, bestecilere, Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Başbakan’ın ihmal ettikleri koruma görevini yerine getiriyor. Aslında Orta Asya Horasan ve Osmanlı hükümdarlarının, dünyaya şan olan tutkularıdır, şiir, musiki, bilim ve araştırma. Geçmiş yüzyıllar padişah sadrazam ya da vezirler; savaşlarda gezilerde, büyük yolculuklarda yanlarında bu uzmanları götürdüler. Altı ciltlik Naimâ Tarihi, 12 ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve değişik melodilerle zenginleşen Türk müziği örnekleri, yepyeni çeşnide şiirler ve bilim kitapları böyle doğdu.
Sayın Bakan, klasik Türk musikisi ile halk müziği korolarını yaygınlaştırdı. Batı tekniği ile çalışanların sahip oldukları hakları onlardan da esirgemedi.
ÇIBAN BAŞI
N. K. Zeybek’e sinemacıların gelecekte ortaya koyacaklarına inandığı filmler için milyonlar ayırdı. Yeşilçam’da , küskünlükler, karşı çıkışlar başladı. Bir kere bu eserlerin yazılacağı, bu yapımların hazırlanacağı kesin miydi? Yapımlar tamamlansa bile olabilecekler miydi? Öte yandan tiyatroculara da kol kanat geren, parasal destek veren iyi niyetli Kültür Bakanı onların da, birbirlerini, sınıfsal haksızlığa uğramış olarak eleştirmelerini gördü. Ucu kütleşmiş de olsa, Bakanlığa eleştiriler isabet ettiğine tanık oldu. Bu noktada, Bakanı değil, ona uzmanlık yapanların eksiği olduğunu sanıyor ve üzülüyoruz.
Malazgirt’te Sayın Zeybek, Alparslan’ın sanat niteliği üstün anıtını yaptırdı ve açılışta, Bakanlığının sağlam dayancası olan Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel, Bakanına layık güzel bir konuşma yaptı.
AKYOL
M.E. Bakanı Avni Akyol, benim eski dostum ve kardeşimdir. Milli Eğitim’de büyük sarsıntılara neden olacak ışıklı işlemlere giriştiğini halk, ilgi ve sevgiyle izliyor. Bakanlığının; önce Talim ve Terbiye Dairesi Başkanı iken, Müsteşarlığa atadığı arkadaşı ile, genel müdürlüklere getirdiği kimseleri yakından tanıma olanağı buldum. Bakan; ANAP’ın, türlü çizgide kaynaşmak için birleşmiş, ama kalp kalbe değil de, sırt sırta dayanmış grubu içinde, eğitim devrimlerini yürütmeye çalışıyor. Yapacağını söyledikleri ile yaptıkları arasında henüz boşluklar var. Ne yapsın; başında bulunduğu Bakanlık, Türk ulusunun temelini oluşturan bir kuruluş. Onun her sorununu çözmek için paraya, zamana ve hepsinden öncesi manevi desteğe gereksinimi var. Akyol, YÖK’ün hâlâ üniversiteleri “mubassır” kafası ile gütme çabalarına karşı boğuşuyor. Atatürk’ü dillerinde geveleyip kalplerine sindirememiş olanlarla kavga veriyor. Bakanlık örgütündeki olumlu çatıyı örgütte de kurma çabası içinde. Çok ağır yükleri, sevgisizlikler ve karşıtlı engellerle boğuşarak taşımaya çalışıyor. Onun, “gerekirse istifa ederim” diyebilmesi, hem iradesinin gücünü göstermez mi?
Zırt zırt Milli Eğitim Bakanı değiştiren bir Bakanlıkta, Avni Bey, “Sınıfta kalmak yok; sevdirmek, öğretmek ve öğrenmek var” diyor. Üniversite sınavını kazanmış, lise son sınıfta takıntısı olan öğrenciler için, kurul toplanması gereğini, bir dirsek vuruşuyla kaldırıyor. Çocuklarımıza gereksiz beyin illeti getirici ders kitaplarını silkelemek üzere özel komisyonlar kuruyor. Onları pédantisme, yani bilgi satma ukalalığından kurtarıp, sevgiyi yerleştiriyor. Bütçesine en büyük geliri koydurabilmesi de büyük umut ışığı. Gönlüm, Avni Bey’in, Milli Eğitim’in Akyol’un da bayrağı burca dikmesini diler.
Şardağ, R. (23 Eylül 1990). Sivrilen İki Bakan. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

