Bu meclis böyle kalmaz

Sayın Özal’ın kırmadığı bir otorite kaldı mı? Ama biz yine de umutsuzluk içinde değiliz. TBMM’nin çoğunluğunu oluşturan ANAP’lı milletvekillerinin ve bazı bakanların, kemiklerine bıçağın dayanmakta olduğuna inanıyoruz ve millet sevgisinin, pek uzak olmayan günlerde onların, parlamentoyu olsun, Cumhurbaşkanı’nın buyruğu altına girmekten koruyacaklarına güvenimizi yitirmiş değiliz. 

ORDUYA MÜDAHALE

İstifa eden Genelkurmay Başkanı ve ondan önce o makamı dolduran Üruğ’dan dinlediğimiz gerçek şuydu:

“Türk ordusu, memleket işgal edilmedikçe, demokratik rejim ve cumhuriyeti ortadan kaldırma sakıncası doğmadıkça sivil yönetimin emrinde olacak ve ona bağlı kalacak” Gelgelelim Sayın Özal, Genelkurmay Başkanlığı’na beğenerek, inanarak getirdiği ve daha kıdemlilerini aşarak başkan yaptığı Torumtay’ın istifasını, demokrasinin işlediğine örnek gösterdi. Bazı aklı evvel basınımızın ve milletvekillerimizin, işi, tersten tuttuklarını gördük. Bu olayı, Sayın Özal’ın orduya müdahalesi gibi düşünenler olursa, haksızlar mı?

ONUN ÂDETİ BU

Özal’ın en çok sevdiği şeylerden biri, her şeyde kendi görüşünü mıhlamaktır. “Amerika’da başkanlık sistemi yok mu? Neden bizde olmasın?” Bunu, bir görüş olarak kabullenmek bile Cumhurbaşkanımızı haklı çıkarmaz. Birleşik Devletler ’de, 9 ayrı dalda, en güçlü uzmanlar başkanın yanında. Cumhurbaşkanı’nın, halkın nabzını yoklamadan, çoğunluğun görüşü oluşmadan bir adım bile atmadığını bilmeyen var mı? Söz gelimi şu Irak olayında, Birleşmiş Milletler’i arkasına aldı. 5 büyük devletin ültimatomlu, tarihli savaş kararını cebine indirdi. Eh, güneyde, Irak’a cephe açmaya ve savaşmaya hazır olduğunu belirtmek üzere her gün demeç üstüne demeç veren Sayın Özal’ı da milletimizin tüm arzularını temsil ediyor olarak kabul etti. Sonra ne oldu: “Dur bakalım, bizde yetki var, ama halkımızda pek niyet yok” diyerek kıvırtmayı deneyiverdi.

Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasından gelmiyor ki bu hal? Başbakanken de “dediğim dedikçiliği” yok muydu? “Severim, o benim oğlum” dediklerini, kan bağıyla bağlı olduğu nice bakanlarını bir anda harcamadı mı?

ÖNCE HÜKÜMET

Hükümeti hiçledi. Sayın Başbakan’ı boşladı. Sonra Meclis’in yetkilerini eline almak istedi. Bunu izleyerek orduyu avucunun içine alma girişiminde bulundu. Kastı var mı? Hayır efendim! Onun için, iki amaç var sanıyorum. Muhalefetin ve basının kendisini sıkıştırdığı sıralarda elindeki tespih taneleriyle oynar gibi birileriyle oynamak ve hedef şaşırtmak. Sayın Demirel, deneyimli ve usta bir oyunla, “Buyrun seçime” kıstırmasını yapınca, “Hodri meydanını” geri alarak “Seçime meclis karar verebilir” dedi ve başından atıverdi.

ÇARE NE

Tek çare ANAP’lı milletvekillerinin ve bakanlarının uyanışı ve sevdikleri eski genel başkanlarına, edepli bir dille, “Lütfen bazı konularda parti grubumuzla, hükümetimiz ve Millet Meclisimizle fazla ilgilenmeyin” demeleridir.

Sanki Atatürk, “Fani Mustafa Kemal” dememiş gibi, “Atatürk de fanidir. Onu ilahlaştırmayalım. Onun da hataları var” diye Konya’da talihsiz bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra, partisinin Kültür Bakanı, Güzel Sanatlar Genel Müdürü’nün öpülecek alın teriyle öyle bir Atatürk albümü çıkardı ki ben Batı ülkelerinde bile benzerini görmedim.

İNANIYORUM

ANAP’ın uyanacağına, onurunu koruyacağına, kendilerini kurtarmak için, yasadışı davranışlar içinde bulunan eski genel başkanlarını, edepli bir dille hizaya getirebileceklerine hâlâ inanıyorum. Mesut Yılmaz’ın, Başbakan’ın ve daha başkalarının, genel başkanlığı kaptırmama ya da ele geçirme çabalarından umutlu değilim elbet. İnandığım, ANAP grubu ve hükümetin uyanacağı, Meclis’in uyanıp kendi egemenliğine ve haklarına sahip çıkacağıdır. Arada bir liberal pozunda, gericilere karşı “hımm…” diyor İmren Hanım. Haksız olduğu bir konuda Sağlık Bakanı’yla dalaşıyor. Maliye Bakanı, Özal ailesi hakkında rüşvet dedikodusu çıkararak kişisel pozlar veriyor. Bu değil, benim uyanıştan kastım. Meclis’in ANAP’lı, ama ona toz konduracak davranışları reddeden değerli başkandır benim örneğim. İstifa eden onurlu bakanlarıdır. Parti grubunda zaman zaman ayağa kalkıp Sayın Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e müdahalelerine karşı üzüntüsünü belirten Necmettin Karaduman gibi arkadaşlardır örnek verdiğim ve inandığım.

Bu Meclis’in böyle kalmayacağına kesinlikle inanıyorum. ANAP’ın ve Türkiye’nin felakete sürüklenmemesi ve demokratik rejimin yaşaması, dolayısıyla ANAP’ın zedelenmiş itibarının düzelmesi için yakın günlerde peş peşe uyanış işaretleri doğacağına güvençliyim. Her partiden önce, ANAP’lılar Meclis’e sahip çıkıp Sayın Cumhurbaşkanı’nın, yetki sınırlarını TBMM’ye kadar uzatmasını önlemelidirler.

Bu memlekete Yavuz Sultan Selim gibi gazaplı hükümdarları yumuşatan, kararlarını değiştirten Zembilli Ali Cemali efendiler gelmiştir. TBMM’de de söylediğim gibi koskoca Yavuz değişiyor da Sayın Özal mı değişmeyecek?

Evet, bu Meclis böyle kalmaz. Şairin dediği gibi,

Bu Meclis böyle kalmaz, mestler mahmur olur bir gün”

Yorum bırakın