Kültür Bakanlığı neredesin?

Geçen hafta Büyükada’daki, çocukluğumun anılarına karışmış olan Plaj Oteli de yandı. Eski Türk Osmanlı evleri birer birer yanıyor. Sanatın, geçmişten yansıyan büyülü kandilleri, teker teker sönüyor. Ülkemizin neresini kazsanız, bizim ya da bu toprakların tarihinde anıları kalmış olan öteki milletlerin eserleri fışkırmada. Ama biz, ne eski Türk evlerini, ne de tarihin derinliklerinde kalmış, gizemli dünyaları masallaşmış olan eski eserleri koruyabiliyoruz. Üstelik ağırlık Kültür Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan, adı da pek şatafatlı bir kurulumuz var: “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu” Bir de sözüm ona, “yüksek”liği olacak sanırım.

NEYİ KORUYABİLİYORUZ Kİ

Eserlerimiz, hem içeriden, hem dışarıdan yağmalanıyor. Bütün sorumluluğu doğrudan Kültür Bakanlığı’nın sırtında olan yeraltı kazılarından elde edilmiş eserlerin korunması da sıfır. Bakanlığın geçmiş yıllardan bu yana, bu konuda hiç önlemi yok. Amerika’ya gidip ünlü müzelerinde Kanuni Süleyman Sergisi düzenliyoruz. Bu müze, bizden çalınan ve Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin de “Türkiye’den çalınmadır” diye onayladığı ve hâlâ geriye verilmeyen eserlerden oluşmada. Herhalde bu nedenle olacak, sergiyi Kültür Bakanımız değil de Semra Hanım açmıştı.

BİR TOPRAK SAHİBİNİN AZİZLİĞİ

Ege kentlerinden bir toprak sahibi, bana yıllar öncesi, Yunanca fotoğraf getirdi. “Kazıyorken, yerin altından çıktı. Hükümete haber versem kaç para verirler?” diye sordu. O zaman çok düşük bir rakamdı. Adam güldü. “İyisi mi ben tekrar kapatayım da ekin ekeyim” dedi.

Yeraltına sahip olamıyoruz da yerin üstündekilere sahip olabiliyor muyuz? Kitaplıklarımızın Türkiye’ye yayılmış olanlarından, İran’lı ve Arap ülkelerinin öğrencileri, hocaları, Batı’nın bilim adamları yazma eserleri çalıyor. Bankalarda paraları korumak için görevli bulunduruyoruz da bu, hazine değerindeki eserlerin çalınmaması için niye koruma görevlisi kullanamıyoruz? Sayın Zeybek, “Hükümet vermiyor” dedi. Sayın Bakan siz de aynı görüşte devam mı edeceksiniz?

ZEYBEK’LE BİRLİKTE

 Eski Kültür Bakanı ve yakın dostum Sayın Zeybek, siyasal oyununu doğru mu oynamadı? Ya da güvendiklerinin oyununa mı geldi? Yansız, partisiz kalmaya kararlı bir insan olduğum için bu, beni ilgilendirmez. Ama Bakan olduğu gün, makamına oturmadan önce beni bularak Ankara’ya rica etti. Gittim. Milliyetçi, ama ümanizme açık; inançlı, ama gerçek ve en ileri bir dünyayı yansıtan İslâm’a bağlı… Kendisine birçok önemli önerilerim oldu. Bakan olarak başarılı bir görüntü bıraktı. Bilmiyorum, biraz katkım olmuş mudur? Nedense iki şeyi yaptıramadım. Şuydu biri: “Yurdumuzun neresine bir kazma vursanız Türk, Roma, Yunan, Hitit ve daha başka uygarlıkların eserleri fışkırıyor. Dünya kültür bakanlarını davet ederek bir KÜLTÜR Şûrasında toplayın. Gezdirin Türkiye’yi. Onlar kendi uygarlıklarının temelini, bu sanat eserlerindeki ümanizme bağlamıyorlar mı? Parasal katkıda bulunsunlar. Bütçelerinde bölüm ayırsınlar. İnsanlığın ölümsüz yapıtlarını birlikte kucaklayalım.” Sayın Zeybek, buna ulaşamadı. Kitaplıklardaki kayda geçmemiş eserlerin saptanmasına emir verdi, ama bu da oluşamadı. Ne ki yeni Kültür Bakanı olarak siz, bütün yazmaları kitaplıklardan toplatıp Ankara’ya getirtiyormuşsunuz. Bence bu da yanlış ve sakıncalı. Sağ kalırsam ve zamanı gelince ortaya çıkacak olan bu yanlışa hep birlikte tanık olacağız.

ESKİ EVLERİMİZ

Büyükada’da yanan Plaj Oteli’nin, kasıtlı yakılmadığına yüz tane belge gösterseler inanmam. Sayın Bakana hemen haber vereyim ki bizim evin karşı sırasında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca gözetim altında tutulan bir iki ev var. Uzun süre yıktırıp apartman yaptırılmadı. Ama aradan dört beş yıl geçtikten ve yapı işi yükümlüsünün bu kurulla olan özel görüşmelerinden sonra bir gece içinde yıkıldı ve hemen apartmanlaştı. Süleymaniye Camii’ne giden yol hizasında, dizi dizi eski Türk evleri sanki koruma altında. Peki, bu evler, yine de zamanın zalim ve yıkıcı eline teslim edilmiş olmuyorlar mı? Biz bu tahribe de razı değiliz. Zengin mal sahibi, aynı üslubu koruyacak pekâlâ onu eski üslubu içinde yeniden cicileştirebilir ama çok katlı apartman yapıp kâr etmek hırsı yok mu? Bu evler, varlıksızların malı ise zamanın onları ecellerine ulaştırmalarına kadar bekleniyor. Bir sanat eserini katletmemek ve çirkinleştirmemek için bir an önce Bakanlığın, Türk zevkini ayağa kaldırıcı uğraşlara girmesini beklemek hakkımız.

Eski ve dost Bakan Namık Kemal Zeybek’in, bir videocunun önerisi üzerine sinema sahiplerine destek vermek üzere peşin peşin ödediği milyonları unutmadım. Bunun adı, sanata yardım değil, tembelliğe, sanatsızlığa prim ve ödül vermekti. Hayatımda, bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkasından konuşmam. Bu büyük yanlışı, birlikte yaptığımız bir İstanbul yolculuğunda anlatmıştım kendisine, ama iş  işten çoktan geçmişti.

ÖTEKİ TÜRK KARDEŞLERİMİZ

Bugün Rusya’da, 1917’nin zalim rejimine karşın milliyetçiliklerini korumuş olan Türk kardeşlerimiz var. Bunların, “siyasal desteklerle kavgalarına karışalım” demiyorum, ama şiirleri, musikileri, güzel sanat verileri, onların olduğu kadar bizimdir de. Şovenizmden uzak bir insancılıkla onları meyvelendirmek, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanı’na düşen en büyük girişim olmalı. Üzerinde duruyor muyuz?

Bakanlık Yayınlar Dairesi’nden Türk çocuklarına Atatürk’ü belleten faydalı bir kitap çıktı. Ata’nın gençliğe seslenişini, “soycul” gibi kulak tırmalayan sözcüklerle, ısısını kaybetmiş sözcüklerle, ısısını kaybetmiş sözlerle çevirmişler. Hiç de güzel değil. Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel’in kişisel çabalarıyla çıkarılan bir Atatürk albümü var. Orada da bu hitabe Türkçeleştirilmiş, ama içtenliğini güzelliğini kaybetmemiş. Her önüne gelen, kendi kendine ve görüşüne göre çeviri işine girmemelidir.

Sayın Bakan, gönlüm ister ki yine Yayınlar Dairesi’nce çıkarılan, Türk Musikisi Ansiklopedisi kitabına, lütfen, yarım saat ayırarak göz atın. Türk bestecilerine hakaretin her çeşidi orada. Bu kitabı bastıran Kültür Bakanlığı’nın Müsteşarına hakaret orada. Yersiz, haksız, pohpohlamalar, küçültmeler orada.

Yeni Bakana, Bakanlığının hayırlı olması için iyi dileklerimi sunuyorum.


Şardağ, R. (1991, Ağustos 04). Kültür Bakanlığı Neredesin?. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın