Terör ve kürtler

Fransızcada ürkütücü, korkunç, dehşet anlamlarına gelen “terreur” olarak yazılan bu sözcüğü, ille de Güneydoğu’daki Türk saldırılarına bağlamak, durumu tam aydınlatamaz. İngiltere’nin IRA örgütü, yıllar yılı terör havası estirmiyor mu? Hangi Batı ülkesinde soylar birbirine karışmamıştır ki! İsrail’in Araplara, Arapların da İsraillilere karşı giriştiği o korkunç, gizli saldırıların bütünü de terör değil mi?

İstanbul’da banka soyan, bir eve saldırıp yalnız yaşamakta olan genç bir kızı kaçıran ya da dul bir kadının para ve bileziklerine göz dikerek bir gece baskınında boğup öldüren adamlar da terörist değil mi?

YALNIZ BUGÜN MÜ?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Bizans tarihinde, Hıristiyanların mezhep kavgalarında, Haçlıların Müslümanlara saldırışlarında terör yok mu? Osmanlı tarihinde Celali İbrahim adında bir şakî, adamları ile yol kesip yıllar yılı can alırken devlete az mı korkulu yıllar yaşattı! Yakalanıp eşek cennetine yollandıktan sonra benzeri eşkıyalık bitmedi. Bunu yapanların terörüne de hep Celali adı verildi durdu.

Terör, Osmanlı devletinde, kökü kazındıkça, bir süre sonra mantar gibi yeniden türemiştir. Bu yüzdendir ki bütün vak’anüvisler, hangi padişah tahta geçse, konularına beş aşağı, beş yukarı, şöyle girerlerdi:

“Padişahımız efendimiz, birkaç yıl huzur ve asayişi temin için hasr-ı mesai eyledikten sonra…” Ne var ki o, üç kıtaya kol salmış, benzeri görülmemiş bir imparatorluktu. Kendi yaptırdığı haritalarına, rahatça Kürdistan, Lazistan, Gürcistan gibi bölümler açtırırdı. Ama bugün, Lozan’da yeni bir devlet kurulmuştur. Bu devletin sınırları içinde; Türk kültürünün, yazgı beraberliğinin oluşturduğu, kana dayanmayan, ama ruh, inanç ve ülkü birliğine dayanan Türk milleti var.

Kürtlerin, Ermeniler, Museviler ve öteki azınlıklar gibi kardeşçe yaşaması gereken bu ülkede hâlâ sorunun kaynağına inilemedi. Güneydoğu ezildi. Yatırımların hiçbiri oraya yöneltilemedi. Devletin topraklarını ele geçiren aşiret reisleri, bu otlaklarda hayvan beslemeye çalışan yoksullardan kira parası gasp etti. Halkından birisi suç işlese, aile boyu polis nezarethanelerine tıkıldı. Sefaletin boyu arttıkça arttı. Aile reisleri ölüp eldeki tarla en az dört-beş çocuğa kalıp kimseye hayretmeyince niceleri, bir el arabası yakalayarak İstanbul’a koştu. Ama yine de bu çocuklar kırılmadı. Teröre alet olmadı. Terör, Güneydoğu’da, Türkiye’yi bölerek bağımsız kürt devleti kurmak isteyen başta Fransa, Avrupa devletleri hatta Amerika olmak üzere birçok yabancı devletlerce düzenlenen bir olay. Yıllar yılı Suriye’de örgütlenip silahlandırıldılar. Sınırlarımızdan sızarak cinayet işlediler. Kendi soylarından geldiklerini iddia ettikleri Güneydoğulu, silahsız erkek- kadın ve çocukları öldürmeleri, hangi Kürt milliyetçiliği anlayışı içine sığar? ANAP döneminde Suriye’de, Irak’ta karargâh kuran ve askerlerimizi öldürmeye başlayanlar, birkaç gündür Türk ordusundan derslerini alıyorlar.

ASLINDA

Aslında Güneydoğu halkı kadar Türk milliyetçiliğine onur katmış ikinci bir bölge zor bulunur. Asıl adı “Ziya-yı Kürdi” olan, Kürt Ziya diye sanlanan büyük Türkçü Gökalp’imiz, bu bölgeden Atatürk’e Türklük bilincini aşılamadı mı? Yine Güneydoğu’nun büyük evladı Süleyman Nazif, vatanseverliğini, edebiyatımıza altın harflerle işlemedi mi?

Nerede kaldı ki bu bölgeler halkı, Horasan’da ve daha sonra göçtükleri yörelerde Türklerle kardeş olarak karışmış boyların çocuklarıdır. Bu ayrılık, biraz da Türklerin, tarih boyu Göktürk devleti dışında, hiçbir zaman Türk adını kullanmamalarından doğuyor. Ya devleti kuranın adı, ya da yörenin adı ile anılmayı yeğlemişlerdi. Çünkü şemsiyelerinin altında, her boydan, her dinden insanlar vardı. Bakın, bugün Yugoslavya’nın başına gelen çile de biraz Osmanlı yüzünden. Bu hoşgörülü imparatorluk, orasını ele geçirince ne görmüş? Dillerinde, biraz da mezheplerinde farklılık olan Sırp Hırvatları… Karışmamış onlara Osmanlılar. Hemen başlarına, yine kendilerinden bir bey oturtmuş. Osmanlı şemsiyesi altında, kuzu kuzu yaşamışlar. Ama bugün bu şemsiye yok. Tito’nun yumruğu yok, komünizm ise çoktan topu attı. Aslında hepsi kardeş soydan geldikleri halde boğuşup duruyorlar.

KÜRTLERLE BİZ

Evet, Kürtlerle de biz öyleyiz. Aynı ulusun ayrımlı kardeş çocuklarıyız. Yüzyıllardır aynı tarihi, tıpkısı yazgıyı bölüşmüş, kardeş olup çıkmışız. Ama bugün Gökalp’lerin, Süleyman Naziflerin yaktığı Türkçülük, milliyetçilik ve vatanseverlik ışığı ile Milli Mücadeleden çıkmışız. Yedi düveli ve onların yurdumuza saldırttığı fino köpeklerini süpürmüşüz. Sınırları küçülen Türkiye Cumhuriyeti, bize yetmiş. Ama Batılıların hıncı sürüp gidiyor. Kürt-Türk ayrımını, kavgasını fitilleyen, başta para olmak üzere Kürt teröristlerini, üzerimize saldırtan yine bu yabancılar. Kürtlerin tarih içinde kardeşleri olan Türk boylarıyla kavgası ve barışıklıkları süregelmiştir. Nerede kaldı ki Kürt diye bilinen Mücaheddin Behrûz, yine kendi kardeşi Eyyûbi Beşir Kûh’la savaşmış, daha sonra Eyyûbiler, Atabeklerin hükümdarı Zengi ile ve öteki Türk boylarıyla yeniden karışmış gitmiştir. Diyarbakır ve dolaylarında yaşayan Hamîdiyyeler de zamanla Türk ve Kürt kompozisyonunu oluşturmuştur.

Aslında Kürt terörizmi diye bir şey yok. “Kürt” sözcüğünün yaratacağı ayrılığa dayanarak Türkiye’yi huzursuz etmek isteyen Avrupalı edepsizliği var. Silah onlardan, destek onlardan.

Türk devleti, özellikle Türk Ordusu, onları yurt içinde, yurt dışında ezerken demokrasinin ve insanlığın bütün nimetlerinden, Güneydoğu’yu ayrımsız nasiplendirmelidir. Sayın Yılmaz hükümetinin girişimini övüyorum. Gönlümüz, Özal’ın, bu sırada olsun, hükümet ve ordu hareketini, dışarıya ve içeriye yanlış yansıtıcı konuşmalarından yeni hükümetin rahatsız edilmemesini diler. 


Şardağ, R. (1991, Ağustos 11). Terör ve Kürtler. Milliyet, s. 13.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın