
ANAP iktidarı için en ürkülecek şey, iktidarları zamanında olup bitenlerden hesaba çekilmeleridir. Ama bu, bence en ürkülecek değil, en üzülecek şey! “Partinin tüm bakanlarından ve milletvekillerinden, yasaları çiğneme bakımından hesap soracağız” demeye kalksak içlerinde dilimizin takılmaya cesaret edemeyeceği dürüst kişileri ya da dürüstleri koruyan çoğunluğu kırmış oluruz. Ne ki bu susan çoğunluğuna da esef etmez miyiz? Sayın Demirel’in “Kesinlikle hesap soracağız” diye şakaya gelmez bir açıklıkla ortaya sürdüğü bu konunun, bir seçim dövizi olmadığı da gün gibi ışımada. Mahkemelerde verecekleri hesabı düşünmeyenlerin, ulu divanda hesaba çekileceklerini akıllarına getireceklerineyse hiç inanmıyorum. Demirel’in çıkışı, yolsuzları adaletin pençesine teslim etmek anlamına geliyor. “Hesap soracağız”ın bir başka türlüsünü söyleyen bir de Başbakanımız var: Son hükümet programında, bastıra bastıra “Yolsuzlukların üzerine gideceğiz” demişti. Sanki yeni bir ANAP hükümeti değil, bir başka partinin iktidarıydılar. Özal’ı anayasal çizgi içine çekeceğini ima eden, “Ee! Biz artık reşidiz efendim” diye diklenen Yılmaz’ın balonu, üç beş gün sonra Marmaris’teki Özal yatında tısladı gitti. Hürriyet gazetesinde ortaya belge koyup yolsuzlukları teker teker sıralayan ve “Buyurun, kanıtlama meydanına” diye haykıran Emin Çölaşan adlı o yiğit gençten ürken bu hükümetin kendi kendisinden nasıl hesap soracağını da doğrusu merak ediyoruz.
İktidar partisinin içindeki büyük bir grup, inanıyorum ki hesaba çekileceklerden değildir. Ancak hesaba çekilmesi gerekenlere karşı da kulaklarını pamukla tıkamış durumdalar. Vicdanlarını nasıl susturuyorlar, anlayamıyorum. Onlar, yazılanları görmüyor, söylenenleri duymuyorlar diye olayları yok sayamazsınız ki!
SONSUZA DEK MÜSTEŞAR
Özal’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde, kaç kez bakan değişti? Yüksek rütbeli bürokratlar tepe aşağı geldi. Ancak Adalet Bakanlığı Müsteşarı Arif Yüksel, yerine mıh gibi çakıldı, kaldı. Hakkındaki isnatların, basında her Allah’ın günü yer etmesine karşın Semra Hanımların Side’deki yazlık komşuları olan bu zat, hiçbir dedikodu ve suçlamalara kulak asmıyor.
12 Eylül’den sonra değiştirilen Yüksek Hâkimler Kurulu Yasası, yaygın söylentilere göre kendisine emanet. Süleyman Bey’in üstüne basa basa, “Hesap soracağız” dediği listenin başında da bu zat geliyor. Henüz Özalların komşusu olmadığı günlerde, Manavgat hâkimiyken, bir şikayet üzere müfettişler, hakkında soruşturma yapıyor. Yaşayış tarzı, yasal gelirine uygun değil denilmiş ve Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevini kötüye kullanmaktan yargılanıp aklanmış. Aklanmış ama paklanamamış. Çünkü bakanlık, Yargıtay’a Antalya Ceza mahkemesi kararının bozulması için yazmış. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, beraat kararını, birçok delillere dayanarak bozmuş. Yeniden yargılanma olanağı bulunamamışsa da Yargıtay’ca suç unsuru saptanmış. Bir okurumdan aldığım mektup da bunu içerik.
HANEDANA MENSUP
Gazetelerin direnerek üzerinde durduğu takılmalar, kuşkular Sayın Arif Yüksel hakkında peş peşe Sürme’de. Side’de Özallarla yan yana kurulan yakınlık sonucu söylenti ve yakınmalar doğruysa ANAP tüzüğünün hazırlanmasında da destek verir Sayın Yüksel. Türkiye’de bir Adalet Vakfı vardır. Bu vakfın gelirleri adalet hizmetlerinde kullanılır. Vakfın sürekli başkanı da kendisidir. Hâkimlerin dinlenme evleri olarak kiralanan binaların sahipleriyle içtenlikli ilişkileri yayınlanır. Sayın Müsteşarda yine ses yok. Ses ne zaman çıkıyor biliyor musunuz? Bir ağır ceza yargıcımız, verdiği karar metninde, suçluya acır ve içinde yaşadığımız ekonomik koşulların berbatlığını ima eden bir cümle kullanır. Bunun üzerine Sayın müsteşarın tokadı ile ağır ceza reisliğinden, düz ceza hâkimliğine atanır ve de emekliliğini ister. Bir de acı bildiride bulunur. İşte o zaman, bakan dururken, devlet memuru statüsündeki bu sayın müsteşar emekli hâkimimiz hakkında, siyaset yapıyor diye zehir zemberek bildirisini basına duyurur; dolayısıyla kendisi de siyaset yapmış olur.
YÜKSEK HÂKİMLER KURULU
Sayın Demirel, “Yüksek Hâkimler Kurulu’nu eski haline, yani iktidar heyulasının baskısından kurtarıp dokunulmazlığa kavuşturacağız” derken haklıdır elbet. Eski Yüksek Hâkimler Kurulu, sadece Yargıtay ve Danıştay üyelerince oluşturulurdu. ANAP iktidarı, 12 Eylül’de, bu kurulu hükümete bağlayan kararnameyi değişiklik yapmadan yürütmüş, hâkim nakilleri, personel genel müdürünün önerisi ve müsteşarın fetvasına dayandırılmıştır. Bir hâkimi yerinden etmek için müfettişlerini seferber ettiği yazılmış; Cumhurbaşkanı’nın, Harbiye Orduevi’nden yönettiği Semra Hanım kongresi için “evlatü iyal” korkusu içindeki hâkimler kurulunun, yüksek yargı organlarında oluşmuş elemanlarını etkisizleştirdiği yıllardır gazetelerde tefrika edilmiş. Ama Sayın Yüksel, bunların tümüne yanıt vermiyor işte! Adalet topluluğu, adaletsiz baskının, kendilerini oradan oraya fırlatacağı, keyfi nakillerle yuvalarının perişan olacağı endişesi içindedirler.
Bir Rum mühendisle hâkim önüne çıkabilen Fatih Sultan Mehmet!.. “Adalet mülkün temelidir” diyen Atatürk!.. Bunların hepsinden daha önemlisi, her Cuma hutbesinde, hatiplerimizin dilinden düşmeyen Allah’ın buyruğu: “İnn’Allahe ye’mürü bil’adl…” hükmü! Yani “Allah adil davranılmasını emreder” diyen yüce buyruk! Hakkında gazetelerde çıkmış bunca tatsız haberler, yazılar ortasında susan ve lâ yüs’el (kendisine soru sorulamayan) bir Arif Yüksel!
Şardağ, R. (1991, Eylül 1). Hesaba Çekilmek ve Arif Yüksel. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

