Seçim hayâlleri içinde Alevîler

Onlar da payını alıyor, bu seçim vaatleri arasında. Diyanet İşleri makamını da es geçerek bir ANAP Bakanı, konuşuyor:

“Alevi kardeşlerimize söylüyoruz: Onların yanındayız. Bizden Alevi dedesi istesinler, gönderelim.”

İktidar ve muhalefetin yapamayacakları, belki de çok küçük bir bölümünü uygulayabilecekleri işleri seçim dövizleri arasında yaldızlayıp ileri sürmeleri olağandır. Her seçim döneminde bunları dinlemeye alıştık. Nitekim iki dönemi aşkın bir zamandır Türk halkından boyunlarına asılmış keşkülleriyle halktan yardım isteyen Hacıbayram dervişleri gibi daha uzun yıllar vadeler isteyen iktidarın, varlıklı zümreler dışında, halkın güvenini nasıl sarstığı ortada. Eline son bir fırsat geçmişti. Biz sanmıyorduk, ama basınımızın hemen ortaklaşa bir görüşle Özal’a karşın bir yenilik gücü bulduğu Sayın Yılmaz’a güveni, ANAP’ta biraz oy artırımına neden olabilirdi. Ama Türk milletinin Cumhurbaşkanı olmak gibi yüce mi yüce bir makamı ANAP’ın Genel Başkanlığı ile parçalamaya feda eden Sayın Özal’ın dümen suyuna genç Başbakan’ın da girmiş olması, bu umutları sabun köpüğü gibi savurdu gitti. Yine de siz hayale bakın! Ona sınır olabilir mi? Seçim arifesindeki bu atmaları, seçim sonrasında yoksul tabakalar için hazırlanan parasal önerileri iktidar da, muhalefet de balonlar halinde uçuruyor. Halkımız, bunlardan sanmam ki rahatsız olsun. İnsanların hayalini umutlarla süslemek, bazı kez gerçeklerin acı görünümüne yeğ tutulur. Bu nedenledir ki Hamit:

“Az çok hayâlden gelir insana tesliyet,
Pür iğbirârdır, yüzü gülmez hakikatin” (*)
demiş.

ALEVÎ KURU SIKISI

“Bize söyleyin; camilerinize Alevi dede gönderelim.”

İşte ANAP’lı Bakan Fahrettin Kurt’un doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlı olan, makamının ehli Diyanet İşleri Başkanı’nı da ıskalayarak attığı kıtır! Türkiye’de en az 300 yıldır, kendilerine karşı hoşgörüsüz olduğumuz, Müslümanlarla aralarında, İslâm’ın temeli ve yüceliği bakımından hiç ayrım olmadığı halde horlanan Alevîleri anımsamak seçim öncesi mi akla geldi?

İSLÂM KİM?

Kutsal kitabımıza göre tek Allah’a inanan, bozulmamış kutsal kitapların tümüne ve bütün peygamberlere hak gözüyle bakan, Allah elçilerinin birleştiği son Peygamber Hz. Muhammed’e ve Kuran’a bağlı olan her insan Müslüman’dır. Bizim sevgili Allah’ımızdan Hz. Muhammed’in vicdanına indirilmiş Kuran’ımıza göre, O gelmeden önce yaşamış öteki peygamberlere inananlar da Müslüman sayıldıkları halde ülkemizde 300 yıldan bu yana Alevîleri bilgileri cılız din adamlarının saptırılmış görüşleri Müslümanlık dışına kışkışlayıp durdu.

Ben Alevî değilim. Ruhum, yaradılışım bir kişiye, bir zümreye, bir görüşe bağlanma yapısında hiç değil. Ama söz gelimi dört halife içinde Hz. Ali’ye ve peygamber soyuna sevgim, Alevilerin sevgilerini birkaç kez katlar. Onlar ne diyor: “Allah, Hz. Muhammed bizim de Allah ve Peygamberimiz, Kuran, bizim de hak kitabımız. Ama halifeler içinde bizler Hazret-i Ali’nin ve peygamber soyunun gönüllü kurbanlarıyız.” Kerbelâ şehitlerinin acısı, bizce tüm insanlığı tutuşturacak bir ana matemdir.

Eee! Siz bu görüşte, İslâm’ın dışında bir hava sezer misiniz? Yüzyıllardır yüce ulusumuza bir dünya devleti oluşturan orduyu Hacıbektaş’ın özsuyu emzirmedi mi? Osmanlı padişahlarından şiir yazanların ve divan ozanlarının hemen tümü, büyük Ali’yi öven ve Hüseyin’in şehit edilmesine kan ağlayan şiirler yazmadılar mı? Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi günah mıydı ki Alevilerin bu duyarlılığını dinsizlik sınırına kadar yaklaştırdık? Ülkemizde meşhur Halife Ali’ye başkaldıran Muaviye ile hain Yezid’in adlarını almış bir tek Türk yokken kafalarında bilgi yerine kof hurafeler dolaşan bazı din adamları, Hazret-i Muaviye deyip durmadılar mı?

BİRLEŞMEK

300 yıldır birbirlerine düşman edilen Sünni- Alevi kardeşlerimizi birleştirici tek adım atılmamıştı. Atatürk’ün ortadan kaldırdığı bu ayırım ve kurduğu kardeşlik, onun ölümünden sonra yeniden kızıştırılmış Diyanet İşleri başkanları, bu konuda ya uyumuş, ya bugünkü uyanık başkanları gibi olanlarının ağızlarına bandrol vurulmuş, Alevî-Sünnî düşmanlığı da kardeşliği koparıp atmış.

Şimdi tam seçim zamanı, Bakan Fahrettin Kurt bir balon savuruyor: “Bize söyleyin; size Alevi dedeler gönderelim.”

Sayın Bakan, bu Müslüman zümreleri, hâlâ birbirinden dince ya da mezhepçe ayrı sanıyor. Ayrı görmekte devam ediyor o, bu vaatlerde bulunacağı yerde yaşayan Alevîlerin dede-babası durumundaki Doktor Bedri Noyan Bey’i ziyaret etsin de işin aslını öğrensin. Tutuşmaya her zaman elverişli olan bu fitili, lütfen seçim zamanı ateşlemeye kalkmasın.

(*) “İnsana teselli, avunma, az çok hayalden gelir. Küskünlük, kızgınlık dolu olan hakikatin yüzü gülmez.”


Şardağ, R. (1991, Eylül 15). Seçim Hayâlleri İçinde Alevîler., Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın